Türk-Rus ilişkisi ve Ayı ile yatağa girmek…

Türk-Rus ilişkisi ve Ayı ile yatağa girmek…
Karada yaşayan iri cüsseli bir hayvandır. Ayılar bu cüsselerine rağmen oldukça çevik bir biçimde hareket ederler.

Hem otçul hem de etçildir.

Usta bir balıkçıdır. 

Akarsular içinde büyük bir ustalıkla balıkları yakalayarak yerler.

Ayılar ağaçlara tırmanabilir, kayalardan aşabilir, yüzebilir ve suya dahi dalabilir.

Gecenin karanlığında avlanmayı severler,
Aç kaldıklarında sınırları yoktur; yiyebilecekleri her şeye saldırırlar.

Ayılar kalın postları sayesinde iyi korunurlar ve bu sayede sevdikleri balı bulmak için arı kovanlarını bile yağmalarlar.

Ayıların diğer yırtıcı hayvanlar gibi belli bölgesi yoktur. Her alanda yaşamlarını sürdürürler.

Tüm bu özelliklerine bakınca; Ayılar oldukça güvenilmez, ürkünç ve tehlikeli bir varlıklardır.

İsmet İnönü, 1960’lı yılların sonuna doğru, Amerika ile aramız açılınca şöyle demişti:
"Büyük devletlerle ilişki kurmak, ayı ile yatağa girmeye benzer!"

Evet aynen de böyledir.

Yazımda ben, Rusya ile ilişkiler ve ‘Ayı ile yatağa girme’ benzerliğine değineceğim.

Ülkemizin yeni yetme diplomatik akılları ve turfanda uluslararası siyaset bilimcileri Rusya-Putin ile olan iletişimi ve bu bağlamda S-400 trafiğini köpürtüyor, cilalıyor ve parlatıyor.

Bu güzellemelerin arka planında ne var peki…

Bomboş…

Hatta kimse kızmasın ama cehalet, atalet ve körpecik bir yaklaşım var.

Çünkü bugünkü Putin’li Rusya’nın Stalin’li Sovyetler Birliğinden bir farkı yok. “Amaç-hedef-menfaat” algısı konusunda bir süreklilik var.

Ve üstelik Rusya, Sovyetler Birliğinden kurumsal devlet yapısını aynıyla almış ve üzerine koyarak devam ettiriyor.

Tarihsel derinliği ve gelecek projeksiyonunda bir kırılma yok. Dağılma sonrası yeni devletlerin oluşumuyla kısa bir süre şaşkınlık yaşasa da Putin’le birlikte yine bildiğimiz “Rus-Moskof devlet mefkuresi” tam gaz, yoluna devam ediyor.


Valeriy Gerasimov kimdir bilir misiniz…

Rusya’nın “böl-parçala-yut” şeklinde sloganize ettiği yayılma, yutma, ilhak etme, ele geçirme politikasını günümüz konseptine uyarlayan kişidir.

Rusya’nın Genelkurmay Başkanıdır.

Ve bugün Ukrayna’da pratize olan “Lineer Olmayan, Hibrit, bulanık savaş doktrininin” mimarıdır.

İncelediğiniz zaman değişen bir şey yok.


Rusya aynı Rusya, politika aynı politika; Paramiliter şekilde gir, karıştır, bulandır ve sonra ele geçir.
Var mı, “böl-parçala-yut” taktiğinden bir farkı…

Kırım nasıl ele geçirildi, Suriye ve dolayısıyla Akdeniz’de nasıl güç kazanıldı.!

Aynı yaklaşım ve aynı akılla.

Şimdi yine o meşhur söze gelirsek; günümüze adapte şekilde denebilir ki;
Ayı ile dans imkansız, aynı yatağa girmek ise çok tehlikelidir…

Putin eski bir istihbaratçı; doğası gereği her yolu mübah sayan, devleti ve milleti çıkarları dışında hiçbir şeye inanmayan ama herkesle her türlü iş birliği yapabilecek kirli bir oyuncu profiline sahip bir Rus.

Uzattığı dost eli kendi çıkarı bitene kadar dostçalık içinde, bittiği anda ise en ölümcül sarmaşığa dönüşüp sizi sararak yok edecek öncelik taşır.


Mesela;
Suriye konusu…

İdlib’de bizi “arındırılmış bölge” kisveli bir tuzağa düşüren Rusya’dır. YPG ile ABD ilişkileri konuşuluyor ve haklı olarak silah alışverişi eleştiriliyor. Ama siz sanıyor musunuz Rusya’nın YPG ile hiçbir ilişkisi yok.

Bilakis YPG ile ABD’ye göre daha eski ve derin ilişkilere sahip ülke Rusya’dır. Esat’a Suriye’nin kuzeyinde kantonlar kurduran ve geleneksel Stalinist formülle İslam coğrafyası ile aramıza duvar ördürerek irtibatımızı kesmeye çalışan yine Rusya’dır.

Bunun, Türkiye-Nahcivan-Azerbaycan arasına Ermenistan hançerini sokan ve fiziki irtibatımızı kapatan Stalin yaklaşımından hiçbir farkı yoktur.

ABD ile ilişkilerimizi birazcık iyileştirmeye başladığımız anda İdlib’de Esat Rejimi adıyla bombalama yapan, yüzlerce masum sivilin ölümünü görmezden gelen ve fail şaşırtarak da ABD’yi suçlayan yine Rusya’dır.


Meşhur İpekyolu Projesi…

Çok büyük ekonomik, stratejik ve diplomatik anlam ve beklenti yüklediğimiz bir proje.

Peki bu projenin hayal olmaya doğru gittiğini biliyor musunuz.?

Zira Çin’den gelen yolun Kazakistan-Rusya-Belarus üzerinden Avrupa’ya ulaşabilmesi için anlaşmalar imzalandı bile.

Alayı vala ile milyarlarca dolar ticaret yapma ütopyamız olan Çin de bu formülasyona çok sıcak bakıyor.

Rusya bizi çok iyi irdelemiş, analiz etmiş ve hatta çözmüş.

Her fırsatta Türkiye için büyük ve büyülü sözler ederek gönlümüzü okşuyor, kendimizi iyi hissettiriyor ve “kadim dostumuz” haline geliyor.

Fakat nedense önümüzdeki günlerde Ukrayna barış görüşme masasında “kadim dost Türkiye” yok.

Bizi o masaya almayan, listeden çıkartan kim.?

“Kadim dost” Putin.

Neden peki.?


Çünkü Türkiye onun için zehirli sarmaşıkla sarılıp kuşatılacak, içe alıp yok edilmesi gereken ve/veya dişleri sökülmüş kurda dönüşmesi icap eden tarihi bir düşman.


Herkes, hepimiz, “yeni nesil kadim dost’cular”, kerameti kendinden menkul siyaset bilimciler, Avrasyacı romantikler, AB ve ABD’yi küçümseyici turfanda stratejist ve analistler bilsinler ki;
Ülkesel menfaatleri tarih boyunca çatışan ve çakışan Türkiye ve Rusya’nın dost olması çok zordur. Ve hatta imkansızdır. 

Şu bir gerçektir ki; aynı bölgenin oyuncuları dost olmaz/olamaz.

Her zaman ve her durumda Rusya ile iletişim ve diplomasi yaparken, karşımızda yukarıda bir kısmını sıraladığım özelliklere sahip Rus Ayısıyla muhatap olduğumuzu asla unutmamak, ülkesel menfaatlerimiz için mutlaktır ve olmazsa olmazdır.

Not: Rusya düşmanı, ABD ve AB dostu da değilim. Ben ülkesel menfaatlerimiz gereği kazan-kazan çerçevesinde herkesle iletişimden yanayım. Bu bağlamda S-400 alımı ve ülkemiz menfaatine olan Rusya ile diğer ticari-askeri anlaşmaları da destekliyorum.

Kadim dost veya kadim düşmanlığın bir önemi yoktur ve hatta çok matah bir şey de değildir.

Ben teslimiyet ve sonsuz güven duyulmasına karşıyım. Putin’i kötülemiyorum sadece Putin’in kendi ülkesel menfaatlerini düşündüğünü söylüyor ve dikkatli olmamız gerektiğine vurgu yapıyorum. Çünkü Putin ve Rus stratejisi almadan vermez. Bir taşla iki-üç kuş vurmayı hedefler.

Eleştiri ve ikazım, sırtımızı sadece Çin ve Rusya’ya dayayarak ahkam kesenleredir. Ve amacım, sorumluluk merciindekileri uyarmaktır.


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın