12.01.2019 01:02 Güncelleme Tarihi: 14.01.2019 01:51

Aslanı Çakala boğduran dünya..

Aslanı Çakala boğduran dünya..

Aslan ovada..

Av kıt, yiyecek az ve açlıkla tokluk arasında gidip geliyor.
Bunu gören çiftçi der ki;
Sen ormanlar kralısın, burada işin ne.
Var git Gavur dağlarına; av çok, yiyecek çok, imkan çok…

Aslan gitmek istemez.
Çünkü neden ovaya geldiğini hatırlar.
Ormanın eski orman, hayvanatın da eskisi gibi olmadığını düşünür.

Çünkü ormanda dengeler karışmış; çakallar çoğalmış, sırtlanlar artmış, tilkiler bile daha bir beterleşmiştir…

Kısaca; ormanda, alem puşt olmuştur.

Ama, hem içinde bulunduğu açlığın etkisiyle, hem de çiftçinin ağız sulandıran anlatımı sonrası gitmeye karar verir.

Varır ormana.

Aynen çiftçinin dediği gibi; av bol, hava güzel, her dem karnı tok.
Yine bir gün avını afiyetle yemiş ve bir çam ağacına yaslanıp, dinleniyor.

Ağaçların arasından kendine bakan çakalı görür.
Ne bakıyorsun oradan, der.

Çakal istihza ve alaycı bir dille; sayın kralım, heybetine bakıyorum,

Sen ki ormanlar kralısın ve gidip avını kendin yakalıyorsun.

Yakışır mı sana hiç.

Biz kullarına emret, yakalayıp getirelim ve önüne hazır edelim.
Önce kuşkuyla bakar, Aslan.
Ama hoşuna da gider.
Olur der.
Sonra çakal der ki;
Emrin baş göz üstüne ama bir şartım var.
Sen Aslansın ve senden korkuyorum.
Avı yakalayıp önüne getirince, ya beni de yersen…
Aslan; sana zarar vermem filan da dese, çakal kabul etmez.
Çünkü çakal içinden başka hinlikler geçiriyor.

Seni arkandaki çama bağlayalım, nasılsa avını önüne getireceğiz ve bu sayede biz de kendi canımızdan emin oluruz, der.

Aslan düşünür filan ama sonunda kabul eder.
Çakal, bağlar Aslanı.

Çünkü aslan unutmuştur; Ormanın ne kadar bozulduğunu ve sakinlerinin daha bir kaypaklaştığını.

Bir saat geçer, av yok.
Bir gün geçer, av yok,
İki gün geçer, av yok,
İçi kazınır, dermandan düşmeye başlar.
Ne av vardır ne de gelip giden çakal.

Üçüncü günün sonunda, bir ikindi vakti arkasında bir hışırtı duyar.

Son kalan mecaliyle dönüp bakar ki; bir fare bağlandığı ipi kemiriyor.

Ne yapıyorsun diye sorar.

Valla sen gibi heybeti, asaleti ve büyüklüğüyle ormanlar kralı olan birinin bağlanıp bu halde olmasına gönlüm razı olmadı. Seni kurtarmaya çalışıyorum, der fare.

Kemire kemire ipi kopartır ve aslan kurtulur.

Aslan son bir mecalle ayağa kalkar, silkinir ve bir gayretle, hızla oradan uzaklaşıp ovaya iner.

Sonra içi acıyarak, hayıflanarak, keder dolu ve büyük bir teessürle şöyle bir geri dönüp bakar ve der ki;

Ulan Gavur Dağları; bağlayanın çakal kurtaranın fare ise bir daha sana yönümü dönmem.”
Kıssadan hisse…
Kimse kızmasın kendime yazdım demeyeceğim.
Kızan kızsın, herkese yazdım.
Yarası olan gocunsun diye yazdım.
Ormanı çakallara, sırtlanlara bırakanlara yazdım.
Ormana pusu attıranlara yazdım.
Aslan’ın pıstırılıp, çakalın tercih edilmesine yazdım.
Çakalı cüretlendirenlere yazdım.
Aslanı ovaya mecbur edenlere yazdım
Kısaca;
Aslan’ı Çakal’a boğduran dünyaya yazdım.
Ama bilelim ki;
Kurt kışı geçirir ama yediği ayazı nasıl hiç unutmaz” ise;
Aslan da, ovaya neden ve nasıl indiğini, bir daha hiç unutmaz..