Medya kimsenin arka bahçesi değil, milletin vicdanıdır

Medya kimsenin arka bahçesi değil, milletin vicdanıdır

Demokrasinin en önemli dayanaklarından biri şüphesiz ki özgür ve bağımsız medyadır. Medya; gücü elinde bulunduranların değil, halkın sesi olmak zorundadır. Bu nedenle gazeteciliğin temel ilkesi nettir: Gerçek kimden gelirse gelsin yazılır, yanlış kimden gelirse gelsin sorgulanır. İktidar ya da muhalefet fark etmeksizin, bir siyasetçi yoksullukla, sahte diplomayla, etik dışı ilişkilerle veya kamu vicdanını rahatsız eden herhangi bir skandalla gündeme geliyorsa bu konu mutlaka kamuoyunun bilgisine sunulmalıdır. Çünkü medya, bir grubun, bir partinin ya da bir ideolojinin değil; milletin hizmetindedir.

Ne yazık ki Türkiye’de uzun süredir medyanın önemli bir bölümü bu temel ilkeden uzaklaşmış görünmektedir. Gazeteciliğin evrensel ilkeleri yerine siyasi yakınlıkların belirleyici olduğu bir medya düzeni oluştuğu yönünde ciddi eleştiriler vardır. Bir olayın haber olup olmayacağı çoğu zaman olayın kendisinden değil, olayın taraflarının siyasi kimliğinden etkilenir hale gelmiştir. Oysa gazetecilikte “bizden” ya da “onlardan” diye bir ayrım olmamalıdır. Yanlış yanlıştır, doğru doğrudur. Gazetecinin görevi ise bu gerçekleri millet adına ortaya koymaktır.

Son günlerde yaşanan bazı örnekler bu sorunun ne kadar derinleştiğini açıkça göstermektedir. Özellikle görevden uzaklaştırılan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan ile ilgili bazı yazışmaların ve bir belediye çalışanı ile yaşandığı iddia edilen yasak ilişki konusunun gündeme taşınması geniş şekilde medyada yer bulmuştur. Bu iddiaların kamuoyunda tartışılması elbette gazeteciliğin görevidir. Ancak burada dikkat çekici olan şey, aynı hassasiyetin başka olaylarda gösterilmemesidir.

Örneğin Sakarya’nın Adapazarı ilçesinde gündeme gelen ve kamuoyunda ciddi tartışmalara neden olan bir başka iddia uzun süre görmezden gelinmiştir. Adapazarı Belediye Başkanı Mutlu Işıksu ile ilgili olarak özel kalem müdürü ile mesajların kamuoyuna yansıdığı ve özel kalem müdürünün kızının açık bir toplantıda annesi ile belediye başkanı arasında bir ilişki olduğunu dile getirdiği yönündeki iddialar ortaya atılmıştır. Bu iddialar kamuoyu önünde dile getirilmiş, şehirde ciddi bir tartışma yaratmıştır. Ancak bu konuya ilişkin haberlerin önemli bir bölümü sadece belirli bir siyasi çizgideki medya organlarında yer almış, kendisini “yandaş” olarak tanımlanan kesime yakın medya kuruluşlarının büyük kısmı ise bu konuyu görmezden gelmiştir.

Benzer bir tablo diplomalar meselesinde de görülmektedir. Görevden uzaklaştırılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu hakkında ortaya atılan sahte diploma iddiaları uzun süre bazı medya kuruluşlarında manşetlerden verilmiştir. Bu iddialar günlerce, haftalarca tartışılmıştır. Ancak aynı dönemde Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Yusuf Alemdar’ın diplomasının olmadığına dair ortaya çıkan iddialar ve üniversite yönetiminin bu konudaki açıklamaları ise büyük ölçüde farklı bir medya kesiminde yer bulmuş, diğer kesim ise bu iddialara karşı sessiz kalmıştır.

Bu tablo açıkça göstermektedir ki Türkiye’de medyanın bir kısmı olayları değil tarafları takip etmektedir. Oysa gazetecilikte taraf olmaz, sadece gerçek vardır. Eğer bir gazeteci veya medya kuruluşu sadece karşıt görüşteki siyasetçilerin hatalarını gündeme getiriyor, kendi siyasi çizgisine yakın isimler söz konusu olduğunda suskun kalıyorsa bu artık gazetecilik değildir. Bu durum, medyanın toplum nezdindeki güvenilirliğini zedeleyen en büyük sorunlardan biridir.

Gazetecilik; birilerini koruma, birilerini yıpratma mesleği değildir. Gazetecilik; kamu adına denetim yapma sorumluluğudur. Bu sorumluluk yerine getirilmediğinde medya toplumun gözünde güven kaybeder. Oysa medyanın en büyük sermayesi gücü ya da etkisi değil, güvenilirliğidir. Güvenini kaybetmiş bir medya kuruluşunun varlığı da anlamını yitirir.

Bugün Türkiye’de sağcı, solcu, liberal, muhafazakâr ya da milliyetçi olarak tanımlanan medya kuruluşları vardır. Farklı görüşlerin olması elbette doğaldır ve demokrasinin gereğidir. Ancak farklı görüşlere sahip olmak gerçeği eğip bükmeyi meşru kılmaz. Bir siyasetçi hangi görüşten olursa olsun eğer kamu vicdanını rahatsız eden bir olayın tarafıysa bu mutlaka araştırılmalı ve milletin bilgisine sunulmalıdır.

Medya, siyasetçilerin arka bahçesi değildir. Medya; milletin gözü, kulağı ve vicdanıdır. Bu nedenle gazetecinin sadakati bir partiye değil, gerçeğe olmalıdır. Eğer medya bu ilkeye bağlı kalmazsa toplum da medyaya olan güvenini kaybeder. Güvenin kaybolduğu yerde ise sağlıklı bir demokrasi ayakta kalamaz.

Bugün yapılması gereken şey çok basittir: Çifte standarttan vazgeçmek. İktidar için ayrı, muhalefet için ayrı gazetecilik olmaz. Gerçek kimden gelirse gelsin yazılmalı, yanlış kimde olursa olsun ortaya konulmalıdır. İşte o zaman medya gerçekten millet adına görevini yerine getirmiş olacaktır.

Çünkü gerçek gazetecilik; güç sahiplerinin değil, halkın yanında duran gazeteciliktir. Ve unutulmamalıdır ki medya kimsenin arka bahçesi değil, milletin vicdanıdır.

Kalın Sağlıcakla…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları