09.01.2019 02:00 Güncelleme Tarihi: 09.01.2019 02:20

Başlıksız fıkralar..

Başlıksız fıkralar..

Cezayir'de kıt kanaat geçinen bir cami hocası varmış.

Hanımı hastalanır.
Doktor doktor gezip çare arar.
Tek çare vardır; ameliyat.!
Onun için de çok para lazımdır.
Ama hocada hiç para yoktur.
Son çare Cuma Namazı'dır.

Toplanan cemaate üzülerek, zorlanarak ve büyük bir kederle durumu anlatır ve yardım talep eder.

Sonra ne olur..?
Namazı kılan, arkasını döner gider.
Hocanın derdi kimsenin umurunda değildir.

Hoca üzgün,
Hoca kırgın,
Hoca bitaptır.

Dalgın bir halde camiden çıkar ve çaresizce nereye gittiğini bilmez şekilde rastgele yürür.

Bir meyhanenin yanından geçerken, sarhoşlardan biri hocayı görür ve tanır.

Hemen meyhaneden dışarı çıkıp elini öper, halini hatırını sorar.

Hoca ne yaptığını, ne konuştuğunu bilmez şekilde derdini ona da anlatır, umutsuzca.

Sarhoş "beni burada bekle hocam" der ve tekrar meyhaneye girer.

Durumu içerdekilere anlatır ve kısa bir sürede ameliyat parası toplanır.

Parayı hocaya takdim eder.

Hoca şaşkın,

Hoca ağlamaklı ve hüzünlü bir sevinç içinde.

O sevinçle meyhaneden içeri girip;

"Allah hepinizden razı olsun.
Benim de sizler için yapabileceğim bir şey varsa söyleyin.." der..

Birkaç sarhoş :
"Hocam namazlarda bizim için de dua et, Allah bize doğru yolu ihsan etsin bir an önce " deyince,

Hoca heyecanla bağırır ;
" Yok, yok..!  Allah sizi bu yoldan ayırmasın inşaallah !"
* * *
 

Bekri Mustafa Dördüncü Murat zamanında yaşamış.

Küçük Ayasofya Camii’nin yanında mahalle mektebine ve sonra Beyazıt medresesine gitmiştir.

Sabahları medreseye giderken akşamları da yorgancı dükkanında çalışır.

Hafız olduğu söylenir.
Oldukça zekidir.

Zengin bir yorgancının oğlu olduğu da, yorgancının yanında çalışan bir çırak olduğu da söylenir.

18 yaşında bir rivayete göre annesinin ölümü sonrası, bir rivayete göre de, aşık olduğu kızı vermemeleri sonrası içmeye başlar.

Kumkapı’da Agop’un  meyhanesinin müdavimi olur.

Bir süre sonra medreseyi de yorgancıda çalışmayı da bırakır ve gecesini gündüzünü meyhanede içerek geçirmeye başlar.

(Bu yüzden de “Bekri” namıyla anılmaya başlar. Ve henüz 41 yaşındayken de hayata gözlerini yumar.)

Bekri Mustafa'yı bütün konu komşu düştüğü durumdan kurtarmak ister.

Akıllarına onu Küçük Ayasofya Camii imamlığına getirmek gelir.

Zira Bekri Mustafa medrese eğitimi görmüş bir hafızdır.

İşin ucunda içkiden kurtulması da var, o yüzden bu makul bir seçenektir.

IV. Murat’ın da onaylamasıyla bu görevi mecburen kabullenir Bekri Mustafa.

İşe başladığı gün öğle vakti bir cenaze gelir.
Cenaze namazını kıldırır.

Namaz bittikten sonra da tabutun yanına gider, açar örtüsünü ve ölünün kulağına eğilerek bir şeyler fısıldar.

Cemaat merak eder ne söylediğini.

Şöyle dedim der;
“Sen şimdi aramızdan ayrılıp ahirete gidiyorsun.
Eğer orada bu dünyanın ahvalini sana sorarlarsa; 
Bekri Mustafa Ayasofya'ya imam oldu dersin.
Onlar anlarlar dünyanın ahvalini.”


Bu iki fıkrada geçen Hoca, meyhane, sarhoşlar, Bekri Mustafa, imamlık gibi  tüm karakter ve olayların gerçek kişi ve kurumlarla ilgisi yoktur. Tamamen hayal ürünüdür.

Kendim okudum,
Kendim öğrendim,
Kendim paylaştım,
Kendime yazdım.

Gökte yıldız ararken kendi yolunu kaybeden turfa müneccim'lerden geçilmeyen bugünümüzde, kendime yazmanın en doğrusu olduğunu öğrendim.

O yüzden de, kimi ve neyi kastettiğimi merak etmiş olabilirsiniz.

Hedefim kendim, muhatabım kendim, işaret ettiğim kendimdir….

Kimse üstüne almasın, kendime yazdım…