22.05.2019 01:56 Güncelleme Tarihi: 22.05.2019 02:05

Çakallar Meydanda, Aslanlar Suskun..

Çakallar Meydanda, Aslanlar Suskun..

Okulum bitmiş, bir Kamu İktisadi Teşekkülünde işe başlamıştım.

Evet, toyduk daha…

Dümdüz bakardık her şeye.

Komplo teorileri, ayak oyunları, yönetsel kavgalar, ayak kaydırmalar, makam için belden aşağı vuruşlar, neden olsundu ki…

Rahmetli Selahattin Abi Yönetim Kurulu başkanımızdı.

Kurum içerisinde bazı sıkıntılar olur ve biz koşar Selahattin Abi’ye anlatırdık.

O bazen hiçbir şey yapmazdı.

Çok şaşırır ve sitemde bulunurduk.

“Bilmediğiniz şeyler var çocuklar” derdi, bilgece.

Susardık.

Çünkü toyduk daha…

Selahattin abiyle ilgili envai tür tezvirat ve yerinden etmece oyunları görür; yine koşar ve söylerdik, kendisine…

Sigarasından bir fırt çeker; “siz bunlara kafanızı yormayın, bilmediğiniz şeyler var” derdi.

Günler geçiyordu ve Selahattin Abi’nin koltuğu iyice sallanmaya başlamıştı.

Kendisini çok sevdiğimiz için, bunlara isyan ederdik.

Ve birgün dedim ki; “ yahu abi, sen bilmediğiniz şeyler var, beni alamazlar görevden diyorsun ama, bugün yarın yukarıda senin görevden alınacağın söyleniyor.”

Abimiz yine o “bilgece bilmişlikle”; “beni kimse alamaz, sizin bilmediğiniz şeyler var” dedi.

Ertesi gün kurumda yönetim kurulu toplantısı vardı.

Toplantıda gelen sarı zarf açıldı ve Selahattin Abi’nin görevden alınması tebliğ edildi.

Bizim bilmediğimiz şeyler neydi, neden görevden alınmasına engel olamadı.?

Selahattin Abi’nin sergilediği sofistike bilgeselliğin içeriği neydi.?

Bir türlü bilemedik.

Çünkü biz komplike düşünceden uzak, yapyalın ve olaylara “dümdük” bakan “toy”lar idik.

Lakin Selahattin Abi’ye tuzak kuran çakalları görüyorduk.

Yüzüne, “başkanım, başkanım” deyip de, arkasından dalavere çevirenlere şahittik.

Çünkü biz, hesapsız kitapsız, hasbi şekilde düşüncelerini söyleyen idik.

Selahattin Abi emekli oldu ve gitti.

Ve biz gençlik masumiyeti içinde, Selahattin Abi’nin etrafında fır dönenlerin, onu ondan çok düşünüyor gibi davrananların, “başkanım büyüksün, bilgesin, kim tutar seni” dercesine gazlayanların, seni bu görevden kimse alamaz diyenlerin yeni gelen başkanın önünde takla attıklarını şaşkınlıkla izliyorduk.

“Selahattin başkan zaten kimseyi dinlemiyordu” diye yeni gelene reverans yapanları, dünkü tavırlarını bir anda yok sayanları, “kral öldü yaşasın kral” tavrı sergileyenleri hayretle takip ediyorduk.

Evet, Selahattin Abi birilerini dinlememişti.

Tehlikeye parmak basanları, tuzakları gösterenleri, kendisini uyaranları dinlememişti.

Yeni sürecin taklacılarını dinleyip, kendisi gittikten sonra üzülecek olanları dinlememişti.

Başkan olurken kendisiyle gelen, kendisini kalbi seven ve kendisiyle gitmeye hazır olanları dinlememişti.

Halbuki biz bir ekip olarak gelmiştik.

Biz beş kişiydik ve birbirimizi bilirdik.

Biz aynı elin parmakları gibiydik.

Biz Selahattin Abi’yi oturduğumuz koltuklar için değil; büyüğümüz, başkanımız, genç dimağlarımıza yol gösterecek birisi gördüğümüz için sevmiştik.

Hep şaşırırdım; ilk geldiğimizde “aman ha çocuklar filandan filandan uzak durun, onlar çakaldır” dedikleriyle uzun uzun vakit geçirmesine.

Ama yine de “abimizin elbet bir bildiği, bizim bilmediğimiz bir şeyler var” diye düşünürdük.

Galiba ihtiyaten, “dostlarını yakın düşmanlarını daha yakın tutuyor,” derdik.

Ama sonra sonra Selahattin Abi bize iyice uzaklaştı, yeni bulduklarına daha da yakınlaştı.

Halbuki onlarla ilgili bizi şiddetle uyaran da kendisi idi.

Halbuki onlar daha önceki başkana da yakın idiler.

Kendinden önceki başkan giderken de üzülmemişlerdi.

Kendisi geldiğinde de “hoş geldin, iyi ki geldin” tezahüratları yapmışlardı.

Bugünden geriye bakıyorum da; onlar “gelen ağam giden paşam”cı çakallar ve sırtlanlarmış.

Menfaatleri için her türlü reveransı yapan ve yapmaktan gocunmayan yüzsüzlermiş.

Galiba Selahattin Abi’nin “bilmediğiniz şeyler var” demesi; bizim her dem amatör ruhla, dostane, fedakarane ve samimane kaygı, endişe ve tasa duymamız idi.

Ama  tüm bilmediklerimize rağmen, Selahattin Abi ölene dek biz onu ziyaret etmeye, halini hatrını sormaya, bir ihtiyacın emrin var mı demeye devam ettik.

Ve bizi her gördüğünde duygulanır, gözleri dolar ve “siz haklıydınız çocuklar, etrafımı saranlara güvenmemeli, sizi dinlemeliydim” derdi.

Ama olan olmuş, iş işten geçmişti…

Neden mi anlattım…

Öylesine,

Belki de, yaşanmış kıssadan hisse babında…..

Çünkü meydan çakallara kalınca dramatik son mukadderdir.