Çözüm Süreci'nde kim nerede duruyor?

6-7 Ekim olaylarıyla başlayan süreçte çözümden yanayız diyenlerin ortaya koydukları tabloyu millet olarak hepimiz gördük. 46 ölü, 700’e yakın yaralı ve milyonlarca lira maddi zarar.
Bu katliama sebep olan maalesef ki bir siyasi partinin lideri ve yöneticileridir. HDP lideri Selahattin Demirtaş’tır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olan Demirtaş, barış, kardeşlik ve çözüm çağrıları yaparken,  seçim mağlubiyetinden sonraki ilk fırsatta ikiyüzlülüğünü, samimiyetsizliğini ve gerçek yüzünü gösterdi. Olayların fitilini ateşleyen konuşmalarıyla ülkenin birçok yerini savaş alanına çevirdi.

Demirtaş yaşanan bu talihsiz olaylardan sonra aslan gibi kükremeyi bıraktı. İçinde azcık insanlıktan eser varmış ki, kameralar karşısında yüzü kızardı ve terledi.  Neden sonra partinin sağduyulu ve muhafazakâr kanadı, Altan Tan “Yaptığımız büyük bir hataydı, göremedik” dedi. Bu özür ve geç kalınmış itiraf HDP’nin halk nezdinde puan ve irtifa kaybetmesini engelleyememiştir.

Bu olayların evveliyatında gözden kaçırılan bir nokta daha vardır ki dikkate şayandır.  6-7 Ekim olaylarından birkaç gün evvel Abdullah Öcalan, gönderdiği bir mesajla ortaya çıkması muhtemel hadiselerin başlatıcısı olacağını sezdirmişti. “Kobani düşerse çözüm süreci biter.” demişti. Olayların fitilini asıl ateşleyen açıklama buydu. Bu açıklamanın yapıldığı günlerde ise Kobani düşmek üzereydi. Parti yöneticileri de bu talihsiz mesaja göre hareket ederek, bir faciaya sebep oldular.

Diğer yandan HDP’nin “filmci ve oyuncu” sözcüsü Sırrı Süreyya Önder, olayların ertesinde Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan’la yaptıkları görüşme sonrası yaptığı açıklamada; özrü kabahatinden beter denilecek bir üslup ve pişkinlikle: “Bu olaylar sürecin daha iyiye gitmesine vesile olacaktır.” diyor. Bu ifade milletin vicdanıyla, aklıyla, sağduyusuyla alay etmekten başka bir şey değildir.    

HDP ve İmralı kanadı çözüm sürecinden yana olduklarını her platformda beyan etseler de; sözlerinde ve tutumlarında sürekli bir saldırganlık, savaş ve tehdit vurgusu kokmaktadır. Şunu bilmeliler ki, bu tutumlarıyla halkı kin ve düşmanlığa sevk etmekte ve kendi bindikleri dalı kesmektedirler.

Bugün hükumetin Abdullah Öcalan’ı muhatap alması, adam yerine koyup ona söz söyleme hakkı vermesi; onun düşüncelerine önem verilmesi; ona sınırsızca ve pervasızca terör örgütü mensuplarını tahrik etme, yakıp yıkma, insan öldürmeye davet etme hakkını vermez.   

Çözüm süreci devam eder, ancak hükümet İmralı ve HDP’ye bu hakkı verdiği gibi almasını da bilir. Haddini bilmeyenler, çözüm ve barış sürecini baltalamaya kalkanlar hakkında gerekli cezayı da verme kudretine sahiptir. Dünyanın Siyası Dehası Sultan İkinci Abdülhamit Han’ın “Hak isteyene hakkını verin, başkaldıranın başını kesin.” sözünün mucibince hareket etmesini de bilir.

Çözüm süreci dediğimiz olgu esasen; bu ülkenin maddi ve manevi bir parçası olan Kürt halkının maddi ve manevi ihtiyaçları, kültürel hakları ve benliklerine saygı duyma sürecidir. Abdullah Öcalan’la Selahattin Demirtaş’la Sırrı Süreyya Önder’le Gültan Kışanak’ın istekleriyle belirlenmiş değildir. Bu şahısların şımarıklıkları ve tahriklerinden ibaret değildir.

Ayrıca Öcalan’ı bu süreçte başmüzakereci olarak dayatmaya çalışmak yersizdir ve milletin hassasiyetlerini kaşımaktan başka bir şey değildir. Unutulmamalıdır ki; bu süreci yürütecek olanlar Türkiye Cumhuriyeti Hükumeti ve vatandaşlarıdır. Millete ve onun iradesine rağmen yapılacak her türlü girişim hezimetle sonuçlanacaktır.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın