Doğruyu yapmak istemek yahut yanlışı doğru tariflemek
Konu Siyasi Etik Yasası…
Diğer bir deyişle; Yolsuzlukla Mücadele Paketi…
2015 yılında bu yasanın neden reddedildiğini devrin Başbakanı Davutoğlu şöyle anlatıyor:
“…Ben bu mücadeleyi yürütürken hem parti içinden engellendim hem de başbakanlığıma mal oldu.
Bizzat Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından bana, “Ahmet Bey, mal bildiriminde çok dikkatli olunmalı. Eğer bu düzenlemeyi yaparsanız, bu yasayı çıkarırsanız görev alacak, ilçe yönetecek bir il ve ilçe başkanı bile bulamazsınız” dendi.
Ben de kendisine “Bulsak da temizini bulalım, bulamazsak da varsın o makamlar boş kalsın” dedim…”
Davutoğlu’nun yapmak istediği doğru bir şey mi idi?
Kesinlikle evet…
Peki, Erdoğan’ın söylediği cümle doğru mu idi?
Maalesef evet…
Neden “maalesef evet”?
Çünkü,
Türkiye siyasetinin realitesi ve toplumsal ahlakın kalitesi bu…
Yani,
Hem bal tutturacaksın hem de parmağını yalarsan “cıs” diyeceksin; yok böyle bir Türkiye…
Yani,
Davutoğlu, yanlışı bitirip doğruyu getirmek istiyor,
Erdoğan ise, doğruyu getirmenin neden imkansız olduğunu söylüyor.
Yani,
Birisi doğruyu söylüyor; birisi, yanlışı doğru söylüyor…
Yıl-2025…
Yolsuzluklarla mücadele yasası çıkartırsak “…il ve ilçe başkanı bile bulamazsınız” diyen iktidar, CHP’li belediyelere yolsuzlukla mücadele seferberliği başlatıyor.
Ne demek bu?
CHP dibin kara benimki senden kara ama ben ne dersem o olur!
Peki, CHP’li belediyelerde yolsuzluk yok mu?
Bence var…
Nereden anlıyoruz?
AKP’ye geçişlerden… En yolsuz olanın, ilk ve en büyük taşı atmasından…
Arsızdaroğlu bir “arınma” kampanyası başlattı.
Ama,
Öyle görünüyor ki, arınmak AKP’ye geçmekten geçiyor.
Galiba,
Tıpkı Pandemi döneminde havaalanlarında olduğu gibi, AKP’de de “Dezenfektan Kabini” veya bir “Arınma Havuzu” inşa edilmiş…
Muhtemelen,
Arınmadan Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı olarak da, Pandemi döneminde kendi bakanlığına kendi şirketinden dezenfektan satın aldıran Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan getirilmiş olabilir.…
Öyle ya;
AKP’de eskiye rağbet müthiştir ve mutlaka bir yere yerleştirilir…
Ne bileyim,
İktidar medyasının diline düşen, sakız gibi çiğnenen, en yolsuz denilen muhalifler, nihayetinde Reis’in elini öpüp arınıveriyorlar…
Acaba diyorum,
Gusül abdesti de aldırıp ağızlarını yedi kere çalkalatıyorlar mı ki?
Gerçi,
Bazılarını, Kızılırmak’a soksanız veya Kesikköprü barajına atsanız bile arınamaz ama neyse…
Ruhsar Hanım’ın dezenfektanı, dezenfekte ediyor demek ki…
******************
Yine ve Yeniden Başörtüsü
Yıl-2002…
Erdoğan,
Daha çok demokrasi,
Ve,
“Başörtüsüne Özgürlük” dedi; iktidara geldi.
Demokrasi arttı,
Ve,
Başörtüsü özgürleşti…
Yıl-2026…
Çeyrek yüzyıldır AKP iktidar ve Erdoğan başta…
Bayram değil Seyran değil…
Garip bir şekilde,
Yine “Başörtüsü” dedi…
Ama,
Demokrasi süresiz tatile gönderildi…
Acaba diyorum,
Saatleri mi şaştı, yoksa tarihler mi karıştı?
Bir yandan, Özgür’ü-özgürlüğü kısıtla,
Öte yandan,
Özgür başörtüsüyle gücü kutsa ve cilala…
Bunun anlamı,
Olsa olsa bozulan ezberin, kaybolan sinerjinin, biten başarı hikayesinin cümle aleme teşhiri…
Öyle görünüyor ki;
Başörtülünün iktidar ettiği siyaset, başörtülülerce iktidardan edilecek…
***************
Erdoğan Özgür Özel farkı
-Erdoğan, adamlarına sokağa çıkın diyor,
Özel, kendisi sokağa çıkıyor.
-Erdoğan için,
“Bir Zamanlar Sokaklarda…” klibi yapılıyor.
Özel,
Sokaklarda kendi klibini kendi yapıyor.
-Eskiden,
Erdoğan, “Zindandan Mehmet’e Mektup” gönderip; “Baba katiliyle baban bir safta” derdi,
Şimdi,
Baba katiliyle babaların bir safta olduğu “Zindandan Özel’e Mektup” geliyor.
-Dün,
“Milli Görüş” gömleğini çıkartıp Özal’ın “dört temayül” gömleğini giyen Erdoğan; bugün, 1944’ler İnönü’sünün Milli Şef gömleğine talip…
1944’ler İnönü’sünün Milli Şef gömleğini çıkartan Özel; Özal’ın, dört temayül gömleğini giyen Erdoğan’ın yeni kesim versiyonuna talip…
-Erdoğan’ın şiiri nostalji kokuyor:
Bir zamanlar biz de parti, hem nasıl particiymişiz,
Çıkmışız meydana siyaset nedir öğretmişiz!
Özel’in şiiri sokaklarda yazılıyor:
Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin;
İki yanımdan aksın, bir sel gibi insanlar.
Tak, tak; ayak sesimi aç köpekler işitsin,
Yolumun zafer tâkı, ayağa kalkın canlar…
Necip Fazıl şiiriyle Ak Parti’nin hal-i pür melali:
Üç katlı ahşap evin her katı ayrı âlem!
Üst kat: Elinde tesbih, ağlıyor babaannem,
Orta kat: Mavs oynayan annem ve âşıkları,
Alt kat: Kızkardeşimin tamtamda da çığlıkları.
********************
Vekalet Savaşları
Türkiye iç siyaseti hatta iktidar içi taht kavgaları…
Şamil Tayyar… Mücahit Birinci… Mehmet Akif Ersoy… Tamay Tanrıyar ve daha niceleri…
Vekalet savaşçıları…
Kimi Bilalci,
Kimi Beratcı,
Kimi Selçukçu,
Kimi Hakancı…
Muhalefet saldırılarıyla meşruiyet kazandırılan lejyonerler, bilenmiş baltalarla hedefe yürümekte…
İlginç bir şekilde,
Sayın Erdoğan’ın en güçlü olduğu kendi mevziisinde, kendisine siyasi mevta muamelesi çekilmekte…
Adeta,
“Harpte hile caizdir” dercesine; birbirine aş ermekte…
Sanki,
İktidar içi fetret devri…
Bir de,
Mehmet Uçum var.
Söylenenlere göre, o şimdi CHP’yi imha için sınır ötesi harekatta…
*****************
Deniz Göktaş
Bir akıllı bir kuyuya bir taş attı; bin deli çıkartamıyor…
Hep dedim;
Bu jenerasyon başka…
Bu jenerasyon orantısız zeki…
Bu jenerasyon geriyaştrik büyüklerimize saygısızlık etmez ama gerontokratik zorbalığa da pirim vermez.
Buyurun!
30 yaşındaki Deniz…
Bir taş atı pencereye tık dedi,
Lejyon çıktı “Deniz’i hapse tık” dedi…
En iyi Deniz ölü Deniz ise; bu çocuk zaten en başından “Ölü Deniz”i dillendirip, akıllı görünümlü divaneleri teşhirden başka bir şey etmedi ki…
Deniz’e soruşturma açıldığını duyunca aklıma Mısır’dan bir fıkra geldi:
Devir, Cemal Abdünnasır devri…
Zat-ı Cenaplarının eleştiriye tahammülü sıfır…
Öyle ki;
Eleştirenler eleştirilerini artık şiirlerle/şarkılarla/fıkralarla yapıyorlar.
Bunların arasında bir fıkracı var ki; Nasır’ın nasırına basan türden…
Abdünnasır’dan talimat:
Bulun bu adamı getirin!
Adam huzurda…
Nasır sorar:
Falanca fıkrayı sen mi uydurdun?
-Evet efendim…
-Ya filanca, feşmekanca fıkrayı sen mi uydurdun?
Adamın cevabı yine evet...
İyice kızan Nasır der ki:
Bre densiz!
Bilmez misin; ben halkın yüzde 92 oyuyla seçilmiş bir başkanım.
Adam saygılı ve sakin bir sesle:
Efendim,
Bunu ben uydurmadım…
Halbuki
Deniz’e soruşturma açtırmak yerine,
Erdoğan Deniz’i arasa ve şöyle deseydi daha iyi olmaz mıydı:
“Yahu çocuk,
Duydum ki, beni bir saat bile sevmemişsin.
Olsun, sevme…
Ama
Ben Abdünnasır değilim,
Ben senin beni sevme ihtimalini sevdim…”
*************
Bahçeli:
“Ne hazindir ki; bugün NATO içerisinde askeri hastanesi bulunmayan tek ülke Türkiye'dir.
Bu hastanelerin yeniden açılması, vatanı namus bilen Türk hekimlerinin görev yapması milli beka meselesidir."
Günaydın paşam, günaydın!
Atı alan GATA’yı çoktan geçti.
Asker kanını akıta… GATA oldu salata…
Askeri tabipliğin “Milli Beka Meselesi” olması için on sene mi geçmesi gerekiyordu sayın Kocakurt?
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.