Faziletli rezalet yahut rezaletin faziletini

Faziletli rezalet yahut rezaletin faziletini

Milletvekili… Belediye Başkanı transferleri…
Hep vardı,
Ama,
Bu son dönemde daha bir çoklaştı.
Magazinel gündeme gün doğdu…
Hele de,
Transfer yıldızı vekil, sivri dilli biriyse; yakın geçmiş söylemleri ısıtılıp ısıtılıp önüne koyuluyor.
Ama,
Benim dikkatimi çeken başka bir nokta var:
Katılım Törenleri…
Resmen,
Faziletli Rezalet Sirki gibi…
Adeta,
Tehdit veya şantajla veya gönüllü; “seni ailemize/baba ocağımıza” alıyoruz ama kalmamış karakterin cümle aleme sergilenmesi töreni olmadan olmaz” dercesine…
Bu törenlerde,
Transfer öznesi vekillere/başkanlara konuşma yaptırılması,
Ve,
Onların da, içeriği alçak, volümü yüksek konuşmalar yapması karakter sefaleti ve rezaletinin izharından başka bir şey değil.
En komiğime giden ve beni çok güldürense “parti değiştirdim ama ben aynı benim” denmesi...
Mesela;
AKP’ye geçen Nimet Özdemir… Son dönemin transfer yıldızı…
“Ben aynı Nimet’im…” diyor.
Demek ki,
İnsanın kendini nimetten sayması için adının Nimet olması yetiyor…
Ama,
Bir realite var;
Ölenler öldüğünü en son kendileri fark edermiş.

Şunu da söyleyeyim;
Mevzubahis transfer olunca şu parti çok şerefli veya öteki parti daha çok şerefli gibi bir şey yok; alma birini vurma ötekine; hepsi aynı kokun laciverti…
Mesela;
Adı Nimet ama küfran-ı nimet olan bu vekil hanım önce CHP’nin kapısını çalmış,
Ve,
Hüsn-ü kabul görmüştü…
Şimdiyse AKP’ye geçti…
Çizgiyi aşmak zordur ama insan denen varlık, kendi çizdiği çizgiyi bir defa aştı mı; artık çizgi-mizgi yoktur.
Utanmak da böyledir; ar-ı namus şişesini bir defa kırdın mı artık kırılmıştır ve bundan sonra kırılmamış gibi olmayacaktır!
O yüzden,
Neyi niçin yadırgıyoruz ki…
Bu ülkede 11’ler/Güneş Motel denen ve hükümet yıkıp hükümet kuran tarihi transfer hareketi olmadı mı?
Ne yazık ki,
Bugün de torunlar dedelerin izinden gidiyorlar…
Değişen sadece zaman ve isimler; değişmeyen ise değişikliğe aç ve güce hasret çürümüş kişilikler…

Diğer bir husus:
Demiraş güzellemeleri…
Adamı hapse tık,
Sonra kalk ve Demirtaş’ın siyasetinden istimdat eyle…
İktidar,
En iyi Demirtaş, hapisteki Demirtaş diyor.
Muhalefet,
Demirtaş, 10 yıl önce bugünleri görmüştü; neden hala hapiste diye serenat yapıyor.
Allah’ın sopası yok ki derler ya; o misal, butlan Kemal Demirtaş’tan meşruiyet istiyor,
Butlan mağduru, Demirtaş’tan butlana tokat bekliyor.
İktidar ise,
Susarak konuşan, hapiste özgür olan ve hiçbir şey yapmadan iktidarın planlarını bozan Demirtaş’a ne yapmayacağını bilemiyor…

Ey muhalif ehl-i siyaset!
Demirtaş hapse yollanırken bir tekme de sizden gelmişti!
Ne oldu da Demirtaş badem gözlü oldu?
Ey ehl-i iktidar ve ehl-i saray!
Ada sahillerinde dolaşıp “Kurucu Önder Öcalan”la iş pişirip, işi bitiriyordunuz hani?
Ne günlere kaldık Ey Gazi Hünkar!
Dün,
İktidar, adadan gelen mektubu okutur; Kürtlerin oyunu isterdi.
Bugün,
Muhalefet Edirne’den/Demirtaş’tan tweet bekler oldu…
Neredeeen Nereye…
Yaw arkadaş,
Bu nasıl bir ülke, bu nasıl bir devlet, bu nasıl bir siyaset…
Bir bakıyorsun hainsin ve hapsaneye tayinsin,
Bir bakıyorsun kahramansın ve mağdura tercümansın…
Bir bakıyorsun “en yerli ve milli”sin,
Bir bakıyorsun yersiz ve gereksizsin…

Ağzına kadar dolu zindanlara bakınca aklıma gelen fikir şu:
Kamu-Özel ortaklığıyla “Zirveden Zindana-Zindandan Zirveye” modellemeli hapishaneler yapılsa
Ve,
Mahkum garantisi verilse; çok muhtemel ki, Kamu-Özel Ortaklığı otoyol ve köprüler kadar bile zarar getirmez belki de cari açık kapanır!
Ya da,
Yandaş zenginlere zengin katılır!
Kaldı ki,
Angustan yağ, koyundan post çıkartmayı başarıp, tavuktan tüy koparmayı apardıysak; suçu bol, suçlusu mebzul ülkemizde hapishaneden rant çıkartmak su içen eşeğe ıslık çalmak kadar kolay olur!

Neyse,
Konuyu dağıttım; nereden nereye getirdim…
Boş verin şimdi bunları,
Sela verildi; ahalinin cenaze namazı kılınacak; nerede hoca?
Borsada seans kapanınca mı gelecek?
Ama,
Mekruhtur; cenaze beklemez ki…
Bak bak; sarıklı-cübbeli Mustafa Bekri…
O kıldırsın; ölüye fısıldar belki…
Fısıldasa kaç yazar; ölü toprağı serpilmiş belli ki…
Ölüye fısıldamak kolay; yaşayan ölüler, kendi fısıldar kendi duyar.
Etkili ve yetkili ama daha önemlisi hala objektif ve hala adaletli bir abim dedi ki:
“Toplumda berbat bir çürüme var…”
Doğru söze ne demeli…
Çürümekten de öte; hatta kurt düşmüş ama kokusu misk-i amber…
Ahval-i çelişkimiz aynen şöyle:
Çürümekten kopan kuyruk, balığın başına “senden koku geliyor” diyecek kadar, vahametinden bihaber…
O vekili, o başkanı, o encümeni biz seçtik.
Hatta,
Hem emmeye hem gömmeye gelir diyerek özellikle seçtik.
Yani,
Çukura düşmekten mustaribiz ama kendi kazdığımız çukurda olduğumuzu unutmaktayız!
Dansöz bize dans ederken alkış tutuyoruz; başkasına dans edince “Vurun Kahpeye” diye recmetmeye kalkıyoruz.
Geçin Efendiler, geçin bunları!

Günün Fıkrası
Ahali padişahtan memnun değildir.
Sarayın etrafında “istifa istifa!” diye tempo tutarlar.
Padişah çıkar ve der ki:
Sarayın avlusundaki şu gördüğünüz havuzun üstünü kapatacağım.
Sizler de sabaha kadar bu havuzu sütle doldurun.
Sabah baktığımda havuz sütle dolmuşsa söz veriyorum istifa edeceğim.
Ahali sevinçle kabul eder.
Hava karardıktan sonra üstü bir örtüyle kapatılan havuza kovalarını boşaltmaya başlarlar.
Ama,
Herkes, “Gece ve karanlık… Kim görecek ki… Nasılsa öteki süt döküyor ben su döksem kim anlayacak ki” diyerek; kimisi yarısı su, kimisi tamamını su olan kovasını havuza boşaltır.
Şafak söker gün ağarır…
Ahali yığılmış sarayın etrafına…
Padişah gelir ve havuzun üzerindeki örtünün açılmasını emreder.
Herkes şaşkın ve şok:
Havuz ağzına kadar dolu ama bulaşık suyu gibi bulanık bir suyla…
Padişah döner ve der ki:
İşte siz busunuz!
O yüzden,
Beni değiştirip, düzeni düzeltmeye kalkmadan önce kendinizi düzeltin ve süte su katan ahlaksızlığınızdan vazgeçin!

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları