Konu: Arınma… Sakın ha sakın arınma

Konu: Arınma… Sakın ha sakın arınma

Mersin’den… Menizli dostum…
Beyaz yaklı biri,
Ama,
Bir yanıyla da hala çiftçi…
Dedi ki?
Ne oluyor? Ne olacak?
Dedim ki:
Sahadaki sensin; sen söyle?
Dedi ki:
Bir çiftçi…
Dese ki;
“Karıcım; bu akşam yemek yapma. Hep birlikte bir kebapçıya gidelim.”
Öyle lüks bir mekân falan da değil; vasat-orta karar bir yer…
Karı-koca ve iki çocuk…
Bak abi!
Allah’ıma Kuranıma abartmıyorum,
Dört porsiyon kebap, dört de kola söyleseler; 2500 lira…
Ne ediyor?
192 kilo/dört çuval buğday…
Sırtlayıp götürelim deseler; dördü birden taşıyamazlar!
Nerden mi biliyorum?
Geçen hafta…
Abim sıkışmıştı… Ambarındaki buğdaydan bi’miktarını 13 liradan satabildi…
Yaz abi, yaz bunları…
Aç çiftçi, aç kalan ahaliyi doyurmakla görevli…
Hani,
Eskiden işçi için, “boğaz tokluğuna çalışıyor” derlerdi ya…
Şimdi,
Çiftçi, boğaz tokluğuna işçi çalıştırıyor…
Ama,
Kaçıyor abi, kaçıyor; çiftçi tarladan kaçıyor!

Yani,
Türkiye’nin hal-i pür melali neymiş?
Filler, gergedanlar, vampirler tepişiyor; ahali, karınca gibi ezilmeye devam ediyor…
Yani neymiş?
Türkiye’nin nüfusu 15 milyonmuş… Geri kalan 70 milyonun adı bile unutulmuş…
Peki, siyasetin gündemi ne?
Arınma…
Aslında ne diyorlar?
Arın-Ma… Sakın ha sakın arınma…
Neden?
Sen arınsan, ben arınsam, o arınsa; karanlıkta gizlediğimiz pislikler saçılacak ortalığa…

Bunu derken,
Sadece arınmadan bahsedeni, sadece arınmalı denileni kastetmiyorum.
Bunu derken,
Sadece hem karıştırıp hem de “…biz aparı ve dusduruyuz; birbirlerini yesinler” diye kıs kıs güleni kastetmiyorum.
Bunu derken;
İktidardan muhalife, muhalifin muhalifine kadar; Türkiye siyasetinin cemi cümlesini kastediyorum!

Türkiye yanıyor; birileri, kel başa çimşir tarak taşıyor…
Ahali yandım diyor; birileri, “Siyaset-Entrika-Erotizm-İhtiras-İktidar” konulu film çeviriyor…
Al birini vur ötekine…
Türkiye yanıyor; dibi en kara olan, ağzından akan kara kusmukla “tencere dibin kara” diyebiliyor.
Neden biliyor musunuz?
En arsız olanın en çok baş tacı edildiği bir siyasette, başka ne beklenir ki…

Uyarlama yaparsak:

Ar damarı, ar damarı
Şimdi olmuş kâr damarı…
Ar damarı çatlayanlar
Siyasetin ar sa/tanı…

Tercümanlık yapıp,
Günümüz siyaset ve siyasetçilerinin ne söylediğini Türkçe’ye çevireyim.
Aslında şunu diyorlar:
Yok aslında birbirimizden farkımız; biz/hepimiz, arsızlık pazarında ar satmaktan utanmayız…
Yok aslında birbirimizden farkımız; biz/hepimiz, ne Allah’tan korkar ne kuldan utanırız…
Kuralımız:
En arsızımız; ilk ve en çok taş atmaya hakkı olanımız…

***********

Çilingir Kavram
Devlet Aklı…
Saraydaki hesap sokakta şaşınca, güç kaybı kontrolden çıkınca, kurt izi çakal iziyle karışınca başladı çilingir efsanesi:
Devlet Aklı… Devlet Aklı devrede…
Oldukça gizemli ve kallavi mistik…
Bahsetmesi bile oldukça havalı ve fiyakalı…
Gideyim; “Ey Akl-ı Devlet! Gerçekten dile düşen sen misin” diye sorayım desen; soramazsın!
Çünkü bulamazsın…
Ama,
Bir bahsedene bakıyorsun, bir de tasavvur ettiğin Devlet Aklı’nı aklına getiriyorsun; eyvah eyvah…
Çünkü,
İnanıyor ve iman ediyoruz ki;
Devlet Aklı gibi yüce bir Akîl hukuksuzluğa müsade etmez,
Bir iktidarın ahaliyi fakr-u zarurete düşürmesine izin vermez,
Devlet kurumlarında yolsuzluğa yol vermez,
Muhalefeti ezdirmez; kirli muhalefete alan açmaz
Ve,
O yüce devlet aklı,
Kendisini diline pelesenk edip; ekonomik ve siyasi rant devşirenin dilini bir daha döndürmez!
Adam dedi ki:
Bekarım!... Rahatım… Sultanım…
Şıho lafı koydu:
Hadi lan oradan…
Donunu yıkayan sultan olmaz…
Benim de demem o ki:
Akılsız baş, itibarsız karakter, y alama ağızda gevelenen devlet aklı; inandığımız/inandırıldığımız devlet aklı olmaz, olamaz!

************

Koç Holding’in 100. Kuruluş Yıldönümü…
Katılımcılar ve fotoğraf kareleri…
Yorumum şu:
Bitti diyenlere inat; burjuvazi dimdik ayakta.
Yani nedir?
Burjuvazi, istikrarlı baba gibidir ama siyaset, inişli-çıkışlı evlat gibi…
Evlat beş der; baba bir…
Evlat üçe düştü der; baba yine bir….
Evlat sanki sıfırlandı gibi der; muzipçe gülümseyen baba yine bir der…
Bu arada,
25 yıldır, zihniyetsel köylülerin yaptıklarını görünce; iyi ki Türkiye’de küçük ama sağlam bir burjuvazi var demekten kendimi alamadım.

Koç Holding davetinde,
Özgür Özel-Bahçeli diyaloğuna yorumum:
Bence,
Bahçeli ısıttığı suyu dinlendiriyor,
Ve,
Pek yakında demleyecek…

Ya Özgür Özel’e söylediği “Ergen Devrimci” falan gibi yakıştırmalar?
False flag de denebilir,
“Siyaseten/Siyasetin gereği” de denebilir.
Bence,
Bahçeli, hem nalına hem mıhına vurur gibi yaparken; aslında Özgür Özel ve ekibinin yeni partiye gidişini hızlandırmak istiyor.

Yoksa,
“Kılıçdaroğlu feragat etmeli” derken; Kılıçdaroğlu’nun feragat etmeyeceğini bilmiyor muydu?
Üstelik,
2002 operasyonunda AKP’yi iktidara getirmesinden de biliyoruz ki; Bahçeli yeni bir partiyi iktidar etmeyi sever.
O yüzden,
Muhtemelen, iktidarın Özel’e daha çok saldırması ve muhalif öfkenin daha çok ve istikrarlı olması için yapması gerekeni yapıyordur.
Peki, Özgür Özel’e ne demiş olabilir?
Sansasyon yaparak söyleyeyim:
Sıkıştığın yerde vururum sana; aldırma… Durmak yok yola devam…  Silkele Özgür düşecekler…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları