CHP’yi kim bu noktaya getirdi?
Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu partisidir. Yaklaşık bir asırlık siyasi geçmişiyle yalnızca kendi seçmeninin değil, Türk siyasetinin de en önemli aktörlerinden biri olmuştur. Böylesine köklü bir partinin bugün geldiği noktaya bakınca ister CHP’li olsun ister olmasın, herkesin üzerinde düşünmesi gereken ciddi bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görüyorum. Özellikle Özgür Özel’in CHP’den istifa ederek yeni bir parti kurması, çok sayıda CHP’li milletvekilini de yanında götürmesi ve böylece partiyi fiilen parçalayarak bölmesi, artık görmezden gelinecek bir mesele değildir. Bu yeni yapının Ekrem İmamoğlu için şekillendirildiği yönündeki değerlendirmeler de siyaseti yakından takip eden herkesin dikkatle üzerinde durması gereken bir başka başlıktır.
Benim kanaatime göre CHP bugün tarihinin en büyük iç krizlerinden birini yaşamaktadır. Daha da önemlisi, bu kriz yalnızca bir genel başkanlık tartışması değil; partinin kurumsal kimliğini, birlik ve beraberliğini doğrudan etkileyen bir süreçtir. Özgür Özel’in ayrılışıyla birlikte bu kriz artık sadece bir fikir ayrılığı olmaktan çıkmış, doğrudan bir kopuşa dönüşmüştür.
Bu noktada dikkat çekmek istediğim isim ise Ekrem İmamoğlu’dur.
Siyasi geçmişine baktığımızda, CHP’nin uzun yıllar emek vermiş kadrolarından gelen bir isim değildir. CHP içerisinde yıllarca mücadele etmiş, partinin farklı kademelerinde yetişmiş klasik bir siyasetçi profili de çizmemektedir. Buna rağmen kısa süre içerisinde ilçe belediye başkanlığına, ardından İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığına ve sonrasında da Türkiye siyasetinin en etkili aktörlerinden biri hâline gelmiştir.
Elbette her siyasetçinin yükselme hakkı vardır. Ancak bu yükselişin bu kadar hızlı gerçekleşmesi, parti içerisindeki dengeleri nasıl değiştirdiği ve sonrasında yaşanan gelişmeler benim açımdan sorgulanması gereken bir süreçtir.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçiminin kazanılmasında yalnızca CHP’nin başarısını görmek de eksik bir değerlendirme olur. O dönem iktidar partisinin yaptığı aday tercihleri, yürütülen kampanya ve stratejik hatalar da bu sonucun ortaya çıkmasında önemli rol oynamıştır. Siyasette bazen bir tarafın başarısı kadar diğer tarafın hataları da sonucu belirler.
Asıl kırılma ise seçim sonrasında yaşandı.
Benim değerlendirmeme göre Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı kazandıktan sonra yalnızca belediyeyi yönetmekle yetinmedi; CHP’nin geleceğinde belirleyici bir güç hâline gelmeye başladı. Parti içerisindeki ağırlığı her geçen gün arttı ve zamanla genel merkezin üzerinde etkili bir siyasi figüre dönüştü.
Bu süreçte dönemin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile arasında ciddi görüş ayrılıkları oluştuğu herkesin malumudur. Hatta kamuoyunda sıkça dile getirilen değerlendirmelerden biri de, Kılıçdaroğlu genel başkan olarak kalsaydı Ekrem İmamoğlu’nun ikinci kez İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday gösterilmeyebileceği yönündeydi.
Ardından CHP kurultayı geldi.
Kurultay süreci daha ilk günden itibaren tartışmaların odağında yer aldı. Delegeler üzerinde baskı kurulduğu, para ilişkilerinin yaşandığı ve çeşitli usulsüzlüklerin bulunduğu yönünde çok sayıda iddia gündeme taşındı. Bu iddiaların en dikkat çekici yönü ise muhalefet tarafından değil, CHP’nin kendi mensupları tarafından dile getirilmiş olmasıydı.
Süreç mahkemeye taşındı.
Mahkemelerin verdiği kararlar elbette hukuk düzeni içerisinde değerlendirilir. Benim üzerinde durduğum konu ise, Cumhuriyet’in kurucu partisinin kurultayının mahkeme salonlarında tartışılır hâle gelmiş olmasıdır. Bu durum bile tek başına CHP adına büyük bir itibar kaybıdır.
Sonrasında Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkanlık görevine döndü.
Fakat görünen o ki parti içerisindeki kriz bununla da sona ermedi.
Tam tersine, kriz daha da derinleşti. Özgür Özel’in CHP’den ayrılarak yeni bir parti kurması ve çok sayıda CHP’li milletvekilini de yanında götürmesi, partideki çözülmeyi açık bir bölünmeye dönüştürdü. Bu artık sıradan bir siyasi ayrışma değil; doğrudan CHP’nin omurgasını sarsan bir kopuştur. Bir partinin kendi içinden bu kadar büyük bir kadro kaybı yaşaması, yalnızca yönetim zafiyeti değil, aynı zamanda siyasi aidiyetin de ciddi biçimde aşınması demektir.
Benim kanaatime göre Özgür Özel, CHP içinde bulunduğu süreçte kendi siyasi çizgisini partinin kurumsal çizgisinin önüne koymuştur. Yeni parti hamlesi de bunun en açık göstergesidir. Bu adım, CHP içerisindeki kutuplaşmayı daha da derinleştirmiş, parti yönetimi, kadrolar ve teşkilatlar arasında yaşanan ayrışmayı geri dönülmesi zor bir noktaya taşımıştır.
Diğer taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyesi hakkında kamuoyuna yansıyan çok sayıda yolsuzluk, ihale süreçleri, para trafiği ve çeşitli usulsüzlük iddiaları da uzun süre gündemden düşmedi. Bu iddialar daha sonra adli soruşturmalara dönüştü ve Ekrem İmamoğlu tutuklandı. Hukuki süreç devam ederken herkes gibi bizlerin de nihai yargı kararını beklemesi gerekir. Ancak siyasi açıdan bakıldığında yaşananların CHP’ye ciddi zarar verdiği inkâr edilemez.
Bugün gelinen noktada CHP’nin enerjisini Türkiye’nin meselelerine çözüm üretmek yerine kendi iç hesaplaşmalarına harcadığını görüyoruz. Parti içerisinde yaşanan liderlik mücadelesi, mahkemeler, karşılıklı suçlamalar, ayrılıklar ve bitmeyen krizler, CHP’nin kurumsal yapısını yıpratmaktadır. Özgür Özel’in istifası ve yeni parti kurarak CHP’li milletvekillerinin önemli bir kısmını da yanında götürmesi ise bu yıpranmayı artık geri döndürülemez bir bölünmeye çevirmiştir.
Benim asıl dikkat çekmek istediğim nokta da budur.
CHP’liler artık kişilere değil, partinin geleceğine odaklanmalıdır. Hiç kimse Cumhuriyet Halk Partisi’nden büyük değildir. Ne genel başkanlar ne belediye başkanları ne de siyasi kariyerleri bugün zirvede görünen isimler… Hele ki bir partiyi bölerek yeni bir yapı kuranlar, geride bıraktıkları kuruma en büyük zararı verenlerdir.
Partiler kalıcıdır, kişiler geçicidir.
Cumhuriyet’i kuran bir partinin kişisel siyasi hesapların gölgesinde kalması, iç çekişmeler nedeniyle bölünme noktasına gelmesi Türkiye demokrasisi açısından da sağlıklı değildir. Bir partinin kendi içinden koparak parçalanması, sadece o partinin değil, siyaset kurumunun tamamının itibarını zedeler.
Ben CHP’li değilim. Ancak Türkiye’nin en köklü siyasi partisinin bugün yaşadığı tabloyu da görmezden gelemem. Çünkü güçlü demokrasi, güçlü siyasi kurumlarla mümkündür. Siyasi partiler kişilerin kariyer planlarının aracı hâline geldiğinde kurumsal yapı zayıflar, güven azalır ve seçmen umudunu kaybetmeye başlar.
Bugün CHP’nin önünde tarihi bir tercih bulunmaktadır. Ya parti kendi kurumsal kimliğini yeniden inşa edecek, iç tartışmalarını geride bırakarak siyaset üretmeye odaklanacaktır ya da kişisel liderlik mücadelelerinin gölgesinde daha da derinleşen bir ayrışmayla karşı karşıya kalacaktır. Özgür Özel’in ayrılışıyla başlayan yeni dönem, CHP için artık bir uyarı değil, doğrudan bir alarmdır.
Benim görüşüm nettir.
CHP’liler, partinin geleceğini birkaç ismin siyasi hesaplarına teslim etmemelidir. Kendi iç muhasebelerini cesaretle yapmalı, yaşananlardan gerekli dersleri çıkarmalı ve Cumhuriyet’in kurucu partisini yeniden kurumsal kimliğine kavuşturmalıdır. Aksi hâlde bugün yaşanan bölünme, yarın çok daha büyük bir siyasi dağılmaya dönüşebilir.
Çünkü tarih, kişileri değil; kurumlarını koruyabilen milletleri ve onların güçlü siyasi yapılarını hatırlar.
Kalın Sağlıcakla…
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.