Ne biliim abi!..

Ne biliim abi!..

Adalet Bakanı konuşuyor;
Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz.
Yargının eksik, yanlış kararı yok mu?
Elbette vardır, benim de eleştirdiğim, "bu nasıl karar?" dediğim yüzlerce karar sayabilirim.
Bazı dosyalarda tutuklama mümkün, hatta gerekliyken bu yola başvurulmadığını görüyoruz. Bazılarında ise tam tersi tutuksuz yargılama yeterli iken, kamu vicdanını yaralayıcı kararlara rastlıyoruz.
Kaynar kazanı döküyor serbest kalıyor, süt kazanına giriyor tutuklanıyor.
Adalet Bakanı'nın hakim, savcı cübbesi yoktur. Görevim süresince o cübbeyi giymedim ve giymeyeceğim"

Bakan'dan,
Hem de "Adalet" Bakanı'ndan bunları duyunca doğrusu biraz şaşırdım.
Ama itiraf edeyim,
Sözleri gerçeği yansıtıyor,
Doğruları dile getiriyor.
Ama bunu diyen ilgili müesses yapının en üst yetkilisi olunca…
Bir an Süleyman Demirel'e ait bir söylemi hatırladım.
Hani Rahmetli Demirel terörden şikayet eden ve kendisini sorumlu tutmaya çalışan zamanın "Genelkurmay Başkanı" Kenan Evren'e demişti ya…

"Sen Antalya'da Tapu Kadastro Müdürü'müydün…" diye…
Yani, Sayın "Adalet" Bakanı; sen de, sadece şikayet edersen vatandaş senin de dile getirdiğin yanlışlara maruz kalınca kimi kime şikayet edecek…

Bu durum aklıma bir fıkra getirdi…
"2. Dünya Savaşı sürüyor.
Savaş uzadıkça uzamış ve artık Alman askerleri bıkkın ve bezgin.
Ama kimse, savaşın ne zaman biteceğine dair fikir sahibi değil.
Soramıyorlar da üstlerine, korkudan…
En son kendi aralarında konuşurlar ve derler  ki; "Ordu komutanı generalin şoförüne söyleyelim. O punduna getirip uygun bir vaktinde General'e sorsun."
Şoför Josef, "tamam sorarım ben" der.
Ve kısa bir süre sonra arazi koşullarında, kötü bir yolda ve delik deşik olmuş askeri jiple cephede denetim yapmaktalar.
Perişan haldeler ve bundan General de memnun değildir.
Josef düşünür; "tam vakti, şimdi sorayım" .
Başını General'e çevirir ama daha Josef bir şey diyemeden;
"Oğlum Josef, bu savaş ne zaman bitecek ya…" der General…"

Bakan'ın konuşmasında dikkatimi çeken iki nokta daha oldu.
"Reform hazırlıklarımız bitmek üzere. Milletimizle birlikte ve Cumhurbaşkanımızın liderliğinde hazırladık…." şeklinde dile getirilen kısım.
Birincisi "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde…" söylemi.
Sadece Adalet Bakanında değil tüm bakan ve üst düzey bürokraside artık "katalog cümle" olmuş gibi...
Artık, dememenin nasıl bir müeyyidesi varsa veya nasıl bir eksiklik hissi uyandırıyor ise…
Siz de dikkat edin; en alakasız konu ve durumlarda bile mutlaka böyle bir kısa reverans yer alıyor.
Hatta kimisi daha ileri gidip, birkaç defa dile getiriyor.
Hımmm…
Belki de en çok dile getirmekle Cumhurbaşkanımıza en çok sadakat arasında bir bağ var…
Çok söylemekle çok sadakat oluyor demek ki, galiba, belki de, sanırsam…

İkincisi ise "milletimizle hazırladık" kısmı…
Kimseyi itham etmiyorum ama cehaletim mazur görülsün, sadece merak ettim.
"Milletimizle" hukuk reformu hazırlamak…
"Millet"ten kimler katıldı acaba,
"Millet"in hangi bireyi, hangi ferdi veya bürokrasi dışında "milletin hangi Ahmet-Mehmet-Ayşe-Fatma'sı" katıldı ki, acep…
Keşke "milletimiz"den bu çalışmaya katılan "o birisi" kalksa ve "bendim katılan" dese de; biz de aydınlansak…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • ekrem
    Mükemmel yazı...