O halde ne anladık Yurdagül!
NATO Zirvesi… Oldu ve bitti…
Tespitlerim şu:
Türkiye başarılı bir organizasyon gerçekleştirdi.
Kimilerinin eleştirdiği gibi yolların hazırlanmasına, havalimanı yapılmasına hatta güzergah kapatılmasına da karşı değilim.
Müzmin muhalifler,
Yapılanlar yapılmasa da, rutinin dışına çıkılmasa da yine eleştirecek bir şey mutlaka bulurlardı.
Bence,
Olması gerekenlerdi ve oldu…
Ama,
O kadar…
NATO Zirvesi’nin Ankara’da yapılması, ne Türkiye’nin lider devlet; ne de Cumhurbaşkanımızın dünya lideri olmasından mütevellit bir diplomatik başarıydı.
Her yıl yapılan bir zirvenin, bu sene de üye ülke Türkiye’de yapılmasından başka bir şey değildi.
Mesela;
Seneye Arnavutluk’ta yapılacak olması, Arnavutluk devletinin lider devlet veya Arnavutluk devlet başkanının dünya lideri olmasından dolayı diyebilir miyiz?
Şimdi,
Gelelim bu zirvenin Türkiye açısından en çok konuşulan Erdoğan-Trump, Türkiye-ABD ilişkilerine:
En önemli konu, CAATSA Yaptırımları denilen ve pek çok noktada Türkiye’yi mağdur eden Amerikan uygulamaları…
CAATSA Yaptırımları nedir?
2017 yılında ABD Kongresinden çıkan "Amerika'nın Düşmanlarına Yaptırımlarla Karşı Koyma Yasası"…
Hedefte üç ülke var:
Rusya, İran ve Kuzey Kore…
Ama bir farkla;
Bu yasa sadece bu ülkelere değil; bu ülkelerle alışveriş yapan ülkelere de uygulanacak…
Peki, Türkiye ne zaman ve niçin yaptırım kapsamına alındı?
2020 yılında ve Rusya’dan S-400 Savunma Sistemlerini aldığımızda…
Türkiye’ye uygulanan en önemli yaptırımlar neydi?
-Sadece alıcısı değil aynı zamanda 1000 civarı parçasını ürettiği ortak proje F-35 savaş uçağı programından çıkartılması,
-Kaan uçağı motoru satışının durdurulması ve lisans yasağı…
(Bu arada, motorunu dışardan alsak bile, başta Kaan olmak üzere helikopter ve diğer hava savunma araçları konusunda katedilen mesafe kesinlikle takdire şayandır.)
Bu yasaklar hangi başkan döneminde koyuldu?
Trump döneminde…
Haksız bir uygulama mıydı?
Kesinlikle haksız…
Bugün,
Cumhurbaşkanımızla Trump çok yakın hatta süper dost…
Kesinlikle takdire şayan…
Öyle böyle değil;
Bence, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri herhangi bir Türkiye lideri ve ABD başkanı arasında böylesi bir dostluk görülmemiştir.
Peki, Sayın Erdoğan ile Trump arasındaki bu kadim dostluk Türkiye’ye ne kazandırdı?
Açıkçası,
Trump’ın her fırsatta “…Erdoğan ne dediysem yaptı” sözünden hareketle belki Amerika ve Trump kazançlı olabilir ama Türkiye’ye ne kazandırdığı konusunda henüz somut bir şey göremedik.
Hemen şu denebilir:
-“…ama 5 adet F-35 uçağını vereceğini ve Kaan motoru satacağını söyledi…”
Yahu,
Zaten o 5 uçak bizimdi ve adam el koydu.
-“…ama Trump “dostlarıma yaptırım uygulamak istemiyorum” diyerek CAATSA yaptırımlarını kaldıracağını söyledi.”
Evet, söyledi ama sadece söyledi… Somut bir şey yaptı mı?
Üstelik,
Türkiye’ye girerken “yapacağım-edeceğim” demesine rağmen, çıkarken “henüz karar vermedim” deme ihtiyacı hissetmesi ise oldukça manidardı.
Yani şu anda attığımız sevinç ve zafer çığlıklarımızın nedeni, eşeğimizi çalanın eşeğimizi çaldığını itiraf etmesine rağmen geri vermesi değil; sadece verebilme ihtimalinden bahsetmesinden dolayı…
Diyelim ki,
Cumhurbaşkanımızın dediği gibi “Trump sözünü tutacak”… Peki ne karşılığında?
Tabi ki S-400’lerle ilgili Amerika’nın dediği formülü kabul etmemiz karşılığında…
Belki de ek olarak bizim bilmediğimiz başka şeylerin de yapılması karşılığında…
Yani ne demek?
Eğer,
Trump sözünü tutar; CAATSA yaptırımlarını kaldırırsa 6-7 yıl öncesi zemine dönmüş olacağız.
Aslında 7-8 yıl öncesine dönmek de değil; yakınsamış olacağız veya yakınsama ihtimaline kavuşacağız…
O halde bu dostluk nasıl tariflenebilir?
Trump denen bu kadim dostun Cumhurbaşkanımıza dili tatlı, Türkiye’ye memesi kör…
Bu durumda ne demeli veya ne düşünmeliyiz?
“Trump, yaptırımları kaldırmak istiyor ama mahallenin hiçleri rahat bırakmıyor ki” mi demeliyiz?
Veya,
“Olsun…
Trump, hiçbir lideri sevmediği kadar Cumhurbaşkanımızı seviyor ve hiçbir lidere söylemediği kadar övgü sözleri ediyor…” deyip avunmalı mıyız?
Ona bakarsak;
Trump ayakkabılarını da, sevmediği Katarlının hediye ettiği uçağı da çok seviyor…
Tamam,
Yine de Trump’ın Cumhurbaşkanımızı sevmesinden gurur duyalım duyalım ama o Trump’ı seven başka bir ülke de yok ki!..
Kimsenin sevmediği birinin bizi sevmesi artık ne kadar değerliyse…
Sonuç olarak;
Dense dense ne denir?
El elde baş başta…
Başladığımız yere bile dönemedik…
O halde,
Ne anladın Yurdagül!
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.