Devletin üzerinde hiçbir yapı olamaz!
Son günlerde kamuoyunda “Süleymancılar” olarak bilinen yapılanmaya yönelik çok kapsamlı bir adli soruşturma yürütülüyor.
Gözaltılar, tutuklamalar, şirketler ve dernekler hakkında verilen kayyum kararları gündemde. Ardından kamuoyunda Furkan Vakfı veya “Kuytulcular” olarak bilinen yapılanmaya yönelik operasyonlar geldi.
Elbette hukuk devletinde kimin suçlu olduğuna siyaset, sosyal medya veya köşe yazarları değil, bağımsız Türk yargısı karar verir.
Ancak yaşananlar bize çok daha büyük bir meseleyi yeniden konuşma mecburiyeti getiriyor:
Türkiye, dini yapılanmaların ekonomik, siyasi veya toplumsal güç merkezlerine dönüşmesine müsaade etmeli midir?
Benim cevabım nettir:
Asla!
2018'DE BİZZAT GÖRDÜM
Ben bu meseleyi bugün ortaya çıkan operasyonlardan sonra konuşanlardan değilim.
2018 seçimlerinde Kastamonu'da milletvekili adayı olarak sahadaydım.
O dönemde özellikle Süleymancılar olarak bilinen yapının bazı mensuplarında AK Parti'ye ve Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'a karşı nasıl keskin bir siyasi tavır bulunduğunu bizzat gördüm, yaşadım ve hissettim.
Bu tavrın sonraki seçim dönemlerinde de farklı şekillerde devam ettiğine şahit oldum.
Elbette bir vatandaşın iktidarı desteklememesi suç değildir.
Demokraside herkes istediği siyasi partiye oy verir, istediği siyasi görüşü savunur.
Benim itirazım buna değildir.
Benim itirazım; dini bir aidiyetin insanların siyasi iradesini yönlendiren bir mekanizmaya dönüştürülmesinedir.
Bir insan sandığa giderken vicdanıyla değil de “cemaatimiz böyle istiyor” anlayışıyla hareket ettiriliyorsa orada sorgulanması gereken ciddi bir mesele vardır.
Çünkü sandıkta vatandaşın iradesinin üzerinde hiçbir şey olamaz.
FETÖ BİZE NE ÖĞRETTİ?
Türkiye bunun bedelini çok ağır ödedi.
FETÖ yıllarca din üzerinden örgütlendi.
Yurt açtı.
Okul açtı.
Şirket kurdu.
Bağış topladı.
Devlet kadrolarına yerleşti.
Sonra ne oldu?
Kendisini devletten büyük görmeye başladı.
En sonunda milletin silahını millete doğrultacak kadar gözü döndü.
15 Temmuz bize bir gerçeği öğrettiyse, o gerçek şudur:
Devlet içerisinde devlete paralel hiçbir yapılanmaya müsaade edilemez.
Adı ne olursa olsun.
Kimin arkasından giderse gitsin.
Hangi şeyhin, hocanın, liderin veya kanaat önderinin etrafında toplanırsa toplansın.
Devletin alternatifi olmaz.
DİN, TİCARETİN VE GÜÇ DEVŞİRMENİN ARACI OLAMAZ
Bugün yürütülen soruşturmalarda mali ilişkiler, şirket yapılanmaları ve çeşitli ekonomik faaliyetlerle ilgili son derece ciddi suçlamalar bulunuyor.
Bunların hangisinin doğru olduğuna elbette mahkemeler karar verecektir.
Fakat bizim toplumsal olarak sormamız gereken soru daha büyüktür:
Bir dini yapılanmanın neden devasa ekonomik yapılara ihtiyacı vardır?
İnsanların Allah'a olan inancı, dini hassasiyetleri ve yardım duyguları hiçbir kişi veya grubun sınırsız ekonomik ve siyasi güç üretmesinin aracı haline getirilemez.
Vatandaş “Allah rızası için” verdiğini düşünürken, verilen paraların nerede kullanıldığını bilmelidir.
Bağış varsa şeffaflık olmalıdır.
Dernek varsa denetim olmalıdır.
Vakıf varsa hesap verebilirlik olmalıdır.
Şirket varsa kanunların karşısında diğer şirketlerden hiçbir farkı olmamalıdır.
Din adına para toplayan kişinin sorumluluğu, sıradan bir tüccardan bile daha ağırdır.
Çünkü onun elindeki yalnızca para değildir.
İnsanların güvenidir.
İnancıdır.
Vicdanıdır.
CEMAAT LİDERİNİN AKLI, SENİN AKLINDAN ÜSTÜN DEĞİLDİR
Ben özellikle gençlere sesleniyorum.
Allah insana akıl vermiştir.
İrade vermiştir.
Vicdan vermiştir.
Hiç kimse kendi aklını başka bir insanın emrine teslim etmemelidir.
“Hocamız böyle söyledi.”
“Efendimiz böyle istedi.”
“Cemaatimizin kararı böyle.”
Bu anlayışların insanın özgür iradesinin yerine geçmesine izin verilmemelidir.
Bir kişinin ağzından çıkan söz, sorgulanamaz bir emir haline geliyorsa orada tehlike başlamış demektir.
Hele hele dini yorumlayan kişinin sözü devletin kanunlarının üzerine çıkarılıyorsa çok daha büyük bir sorun vardır.
DİNİMİZİN SAHİBİ CEMAATLER DEĞİLDİR
İslam dini herhangi bir cemaatin, tarikatın, vakfın, derneğin veya kişinin tapulu malı değildir.
Hiç kimsenin Müslüman olmak için bir cemaat liderine ihtiyacı yoktur.
Kur'an-ı Kerim ortadadır.
Peygamber Efendimizin sünneti ortadadır.
İslam'ın asırlardır oluşmuş ilim geleneği ortadadır.
Türkiye Cumhuriyeti'nin Diyanet İşleri Başkanlığı ve ilahiyat kurumları vardır.
Dolayısıyla hiç kimse “Bize bağlanmazsanız dininizi yaşayamazsınız” havasına giremez.
Allah ile kul arasına siyasi, ticari veya örgütsel bir otorite yerleştirmeye kimsenin hakkı yoktur.
MESELE ERDOĞAN'I SEVİP SEVMEMEK DE DEĞİLDİR
Burada çok önemli bir ayrım yapmak gerekiyor.
Recep Tayyip Erdoğan'ı sevmeyebilirsiniz.
AK Parti'ye oy vermeyebilirsiniz.
Hükümeti en ağır şekilde eleştirebilirsiniz.
Bunların tamamı demokratik siyasetin içerisindedir.
Fakat dini yapılanmalar üzerinden insanların siyasi tercihlerini topluca kontrol etmeye çalışmak başka bir şeydir.
Devlete alternatif sadakat merkezleri meydana getirmek başka bir şeydir.
Ekonomik gücü, dini otoriteyi ve siyasi yönlendirmeyi aynı elde toplamak ise çok daha başka ve üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir meseledir.
Ben 2018'de sahada gördüklerim nedeniyle bugün yaşananları değerlendirirken bu ayrımı özellikle yapıyorum.
DEVLET HERKESE AYNI MESAFEDE DURMALIDIR
FETÖ'den ders çıkardıysak yarım çıkarmayacağız.
Bir yapı bize yakın diye görmezden gelmeyeceğiz.
Bir başka yapı bize karşı diye üzerine gitmeyeceğiz.
Ölçümüz hukuk olacak.
Suç işleyen kim olursa olsun hukuk karşısında hesabını verecek.
Suç işlemeyen insan da hangi cemaate mensup olursa olsun hukuk tarafından korunacak.
Devletin büyüklüğü tam olarak budur.
Ben “cemaatlerle mücadele” derken insanların inanç özgürlüğüne müdahaleyi kastetmiyorum.
Tam tersine insanların inançlarını özgürce yaşayabilmesini savunuyorum.
Fakat inanç özgürlüğü başka şeydir, dini kullanarak örgütsel, ekonomik ve siyasi nüfuz alanı oluşturmak başka şeydir.
Bu ikisini birbirinden ayırmak zorundayız.
TÜRKİYE ESKİ TÜRKİYE DEĞİL
15 Temmuz'dan sonra hiçbirimizin “haberimiz yoktu” deme lüksü kalmamıştır.
Devlet uyanık olacak.
Mali kaynakları takip edecek.
Kamu kadrolarında liyakati koruyacak.
Dernekleri, vakıfları ve şirketleri kanun çerçevesinde denetleyecek.
Yurt dışından gelen veya yurt dışına çıkan mali kaynakları hukuk içerisinde takip edecek.
Bir yapının siyasi görüşü ne olursa olsun, suç şüphesi varsa üzerine gidilecek.
Ama bütün bunlar hukuk içerisinde yapılacak.
Delille yapılacak.
Mahkeme kararıyla yapılacak.
Çünkü güçlü devlet intikam alan devlet değildir.
Güçlü devlet, hukukunu herkese eşit uygulayan devlettir.
Bugün Süleymancılar olarak bilinen yapılanma hakkında yürütülen soruşturmayı da, Furkan Vakfı/Kuytul yapılanması hakkındaki soruşturmayı da bu çerçevede değerlendirmek gerekir.
Suç varsa gereği sonuna kadar yapılmalıdır.
Masum varsa hakkı sonuna kadar korunmalıdır.
Ancak Türkiye'nin FETÖ tecrübesinden sonra bir daha hiçbir dini yapılanmanın ekonomik, bürokratik veya siyasi bakımdan devlet içerisinde alternatif bir güç odağı haline gelmesine göz yumulmamalıdır.
Çünkü bu devlet hepimizindir.
Bu bayrak hepimizindir.
Bu vatan hepimizindir.
Ve hiç kimse, hiçbir cemaat, hiçbir tarikat, hiçbir örgüt;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nden büyük değildir!
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.