Türkiye siyasetindeki çoklu organ yetmezliği ve akran zorbalığı

Türkiye siyasetindeki çoklu organ yetmezliği ve akran zorbalığı

Türkiye siyaseti,
2023 Cumhurbaşkanlık seçimiyle birlikte yeni bir konsepte girdi.
Başat aktör tabi ki iktidar…
Ama,
Aynı iktidar iki farklı politikayla karşımızda…
Birincisi:
Enflasyon düşüremiyoruz; o halde yeni politikamız enflasyonist ekonomi…
İkincisi:
Siyaseten büyüyemiyoruz; o halde yeni politikamız muhalefeti küçültmek…

Bence,
İktidar büyük bir hesap hatası yapıyor.
Hatta,
Hesap hatasıyla kalmıyor; her hatayı başka bir hata ile telafiye kalkıyor.
Misal:
“Enflasyonist ekonomi bizim yeni politikamız, ahalininse sorunu…” yaklaşımı geri tepti.
Misal:
Muhalefeti (özellikle CHP’yi) küçültmek için tüm tuşlara basarak topyekün imha hamlesi başlattı.
- İBB-İmamoğlu Davası,
- Mutlak Butlan Davası…
İmamoğlu davası geri tepince; yani, seçimde kaybettiği İstanbul’u algı operasyonunda da kaybedince; Ankara’ya yöneldi…
Havadaki Mutlak Butlan davasını karara bağladı ve CHP’ye sallamaya başladı.
Amaç ne?
Kaotik bir CHP veya Özgür Özelcilerin ayrılıp yeni bir parti kurduğu/yeni bir partiye gittiği yeni bir kompozisyon…
Kaotik durum oluştu mu?
İktidar cenahınca “oluştu” dense de; aslında oluşmadığının kendileri de farkında…
Farkında oldukları, Kemal Kayyımdaroğlu’na söylettikleri sözden belli:
“Kurultay belki yaparım belki yapmam,
Parti Meclisini toplarım ama toplamam,
Delegele imzalarını belki kabul ederim belki etmem,
Bilmiyorum… Hukukçu değilim… Kanun ne diyorsa odur…”

Bu ne anlama geliyor?
Özgür Özel ve beraberindekiler, CHP’den tam ümidi kesip; ya yeni bir parti kursunlar ya da başka bir partiye gitsinler…
Ondan sonra ise,
Bunların defterini dürelim…


Peki,
Saraydaki hesap sokağa uyar mı?
Bence,
Uymaz ve uymayacak…
İktidarın bu hesabı da yine hata ile malul olacak…
Mesela;
Diyelim ki,
Özel ve beraberindeki yenilikçiler yeni bir partiye geçtiler.
Ve diyelim ki,
İktidar, -pardon “bağımsız ve tarafsız” yargımız- Özel’in dokunulmazlığını kaldırıp; tıpkı İmamoğlu gibi tutuklamaya kalktı.
O esnada,
Ahali, tıpkı Güvenpark’ta toplandığı gibi Özel’in evinin etrafında toplansa veya etraftaki sokak ve caddeleri doldursa; kim ne yapacak?
Polis veya jandarma bunu nasıl engelleyecek?
Hadi bu olmadı diyelim,
Ahali, Özel’in götürüldüğü emniyet veya Adliye Sarayı’nın etrafını doldurursa ne olacak?
Buna kim engel olacak veya bu kalabalıkları hangi polis veya hangi jandarma dağıtacak?

Demek ki neymiş;
Özel ve beraberindeki yenilikçilere dönük her hamle; hesap hatasından başka bir şey olmazmış…
Çünkü,,
Saraydan sokakçılık yapmak, sokaktaki insanın saraycılık yapmasına yetmiyormuş…
Çünkü,
“Sosyoloji değil sosyoloji yapmak önemlidir” diyerek sosyolojinin siyasal tercihini yönetmeye kalkmak; sosyal fanteziden öteye geçmiyormuş…

Bu arada,
CHP İstanbul Milletvekili İlhan Kesici bir açıklama yapmış…
Sayın Kesici, vefayı esas almış ve yerinde bir itidal tavsiyesinde bulunmuş.
Bölünmenin ve özellikle de ana gövdeden ayrılmanın fiyasko ile sonuçlanacağına dair de tarihsel iki örnek vermiş…
Fakat,
Galiba sehven olsa gerek; Refah Partisi ana gövdesinden ayrılarak AKP’yi kuran yenilikçilerin iktidar olduğunu gözden kaçırmış…
Hepsi bir yana,
Sayın Kesici de dahil ona mümasil ve muasır bazı siyaset erbabının unuttuğunu düşündüğüm bir şey var:
35 yaş ve altı jenerasyonun tercihsel refleksindeki devrimsel evrim…


Bu noktadan hareketle;
Başta, saygı duyulası bir deneyim-tecrübe ve muaşeratif devlet adamlığını haiz Sayın Kesici olmak üzere; Türkiye sosyolojisinde, “High Political Volatility-High Voter Volatility/Yüksek Siyasal Oynaklık-Yüksek Oy Oynaklığı” şeklinde tezahür eden “Yeni tercihselliği” gözden kaçıran geleneksel siyasi perspektivistlere bir sözüm var:
Üzgünüm ama örneklerle anlattığınız o paradigma demode oldu.
Küresel ölçekte birilerinin başlattığı Tekno-Rönesans ve Tekno-Reformasyon, özellikle Amerika ve Batı harici dünyanın yeni jenerasyonunu, -daha özellikle de İslam ülkelerinin yeni jenerasyonunu- kasıp kavurarak bambaşka bir perspektifle tanıştırdı.
Öyle ki;
35 yaş ve altı bu yeni jenerasyon, yerleşik ezberlere ve geleneksel paradigmaya kafa tutmakla kalmayıp; paradigmasız kendi paradigmasını oluşturmaya başladı.
Artık ,
Sosyolojinin bu yeni nesil refleksini gözden kaçıran veya görmezden gelen tümdengelimsel yorumlar; bana göre, siyasal sonuç vermekten ve tabansal gerçeklikten uzak; biraz da “biz babadan böyle gördük” nostaljisinden öte bir şey değildir.
Eşdeyişle;
Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurtmaktır…
Somut örnek vereyim:
Kayyımdaroğlu’nun, iktidar destekli yargı kararlı bir oldu-bittiyle CHP’nin başına geçirilmesine verilen toplumsal tepkimeye dair verilen iki tepki…
Birincisi;
2002’den bugüne/7 dönemdir kesintisiz vekillik yapan CHP’li Engin Altay’ın “Bu kadar büyük tepki olacağını öngörememiştik” demesi…
İkincisi;
Kayyımdaroğlu’nun bayramlaşma seramoni organizatörü TGRT’de bazı yorumcuların “…bu Kılıçdaroğlu Zonguldak’a gitse 500 kişi toplayamaz” ikrarı ve sarayın siyaset profesyonellerinin yaptığı dör işlemli siyasal matematikin yanlış çıkması nedeniyle şaşkınlık yaşaması…
Bu iki örneğin anlamı nedir?
Halkçı siyasetin bile ne kadar halksızlaştığı,
Ve,
Sokaksız saray siyasetinin sokaktaki karşılıksızlığı…
Peki, sokağın sergilediği tepkiye ben şaşırdım mı?
Ne sokağın verdiği bu tepkiye, ne de sokağın tepkisine şaşıranların şaşırmasına şaşırdım….
Bu yüzden,
Göreceksiniz ki; Özgür Özel ve beraberindekiler yeni bir partileşmeye gittiklerinde geleneksel siyasetin klişelerine ve iktidar baskılamasına rağmen;  zamanlamasını bilemem ama bir şekilde, var olan iktidarın ve onun müesses hale getirmek istediği buyurgan-üstenci-babaç siyasal modelizasyonun sonunu getirecektir.
Bu tespiti de,
Özgür Özel ve beraberindekilerin, modern/yeni nesilist/değişimci siyasetin rol modeli olduğu iddiasından hareketle yapmıyorum.
Bu tespiti,
“AKP/MHP/CHP/DEM Parti, Erdoğan/Bahçeli/Kılıçdaroğlu/Öcalan” ekseninde temerküz eden ve sosyolojisi eksildikçe buyurganlığı artan, demokrasisi azaldıkça gelenekçi reflekse sarılan, 2002’lerde kendi başlattıkları değişime kendileri ayak uyduramadıkça demir yumruk yönetimselliğine başvuran siyaset ve siyasetçilere karşın; toplumsalın -özellikle de 1990 sonrası doğanların-  yaşadığı zihniyet dönüşümünün (özellikle değişim demiyorum) anlaşılamaması/anlaşılmak istenmemesi ve bu bağlamdan mütvellit; oluşan bıkkınlık, bezginlik ve maalesef sendromik hale gelen öfke birikimi nedeniyle yapıyorum.

Benim de bir yanım demodeleştiği için, tarz-ı siyasetleri artık “Akran Zorbalığı” boyutuna ulaşan muhteşem dörtlüye (Bahçeli-Erdoğan-Kılıçdaroğlu-Öcalan) Namık Kemal’den bir cümle:
“Çekildik izzet ü ikbâl ile bâb-ı hükûmetten"
Çünkü,
Şu anda bu dörtlünün yaptığı siyaset, çoklu organ yetmezliğiyle malul bir insanın hayata tutunma beyhudeliğinden farklı bir şey değildir!
Nokta….

*************

Dedim ki:
24 saatte çok şey değişiyor.
Bugün ufukta ne var?
Önce,
“Demedim mi Haydar, demedim mi sana/Bu Kemal Kayyımdaroğlu görev adamı” dercesine muzipçe güldü.
Sonra dedi ki:
Ufukta ne yok ki…
Bir el var, görünen ama görünmez bilinen bir el… Birine vur vur diyor; vuran vurdukça vurulana gel gel ediyor…
Dedim ki:
Tevfik Fikret gibisin.
Ben sana ufuktan haber sordum; sen, beyaz karanlığımı daha da kararttın, karışık aklımı daha da karıştırdın!
Dedi ki:
Amerika’nın ambleminde ne var?
Kel Kartal…
Kartal yılana göz dikince ne yapar?
Onunla savaşmak için yere inmez. Onu yukarı çıkartmak için yere iner.
Yılan ise,
Kartalı sarıp sarmaladığı için savaşın kontrolünün kendisinde olduğunu, kartalı esir aldığını ve yukarı tırmananın kendisi olduğunu düşünür. Yukarı çıktıkça yükseldiğini, güçlendiğini ve zafer kazandığını zanneder.
Ama aslında olan nedir?
Olan yılanın ölümcül yanılsamasıdır.
Yukarılara çıktıkça hava değişir; oksijen azalır, soğuk başlar ve en önemlisi yılanın yerdeki o gücü, dengesi ve zehri tamamen işlevsiz kalır. Sonra,
Kartal yılanı en yüksekten boşluğa öyle bir bırakır ki; yüzlerce metre yüksekten hızla yere çakılan parçalanır.
Yani neymiş hocam; Amerika denen kel kartal, hedefe koyduğuna “oyunu kazanan sen olacaksın” hissi vererek kaybettirirmiş…

************


Ne Garip
Yaşlı siyasetçilerin “Akran Zorbalığından” şikayet edip isyan ederek yönetime gelenlerin,
Kendileri yaşlı siyasetçi olunca, “Akran Zorbalığından” şikayet edip isyan edenlere imha ve asimilasyon politikası uygulaması ne garip…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları