06.07.2019 03:10

Nefret ve vaatler!

Nefret ve vaatler!

Bazen şunu düşündüğüm olmuştur; Bu kutuplaşma meselesinde muhafazakar kesimin payı var mı?

Son iki haftanın içinde görüyorum ki, iliklerine kadar nefret dolanlar, daha ziyade karşıki cenah!

Gün geçmiyor ki, sosyal medyada türbanlı bir kadına, bırakın hakaret etmeyi, açıkça nefretini, üstelik de en çirkin ses tonu ile höykürenlerin haberi çıkmasın.

Hele Twitter da….

Aman Allahım. “Artık istediğimiz yerde rakı içebiliriz”, “Şimdi bana kimse karışamaz, istediğim yerde, istediğim erkeğin birlikte olabilirim”, “Kara fatmalar İran’a”

… daha neler, neler. Ve bu satırları yazarken bile ben hicap ediyorum da sosyal medyada hesaplarından paylaşanlar hiç mi duymuyor?

Bugüne dek, AK Partisi iktidarı kimin kılığına, kıyafetine, içkisine, özel hayatına karışmış?

Lütfen misaller verin, ancak ispatlı, şahitli. Kulaktan duyma veya fason Facebook sözleri ile değil.

Bir de Suriyeliler hedefe alınıyor, ki akıllara zarar.

“Vatandaşlık veriliyor”, “İşimizi elimizden aldılar”, “Ticaret yapıyorlar, vergi ödemiyorlar”!

Pardon da acaba siz ticaret ile uğraşıyorsunuz da her gün vergiden neler kaçırmıyor sunuz?

Ama tevafuk ya hemen yanı başımda bir yıldır bir Suriyeli bakkal var.

Bu vergi meselesini merak ettim, gittim konuştum.

Birincisi yabancı oldukları için, şahıs şirketi kurmaları yasak.

LTD. şirketi kurmak zorundalar. Ve de öyle yapmışlar. Şöyle mali müşavirli falan dükkanın üst katı ofis ve klasörler ile dolu.

Ödedikleri vergilerin de makbuzlarını teker, teker gördüm.

Gayri resmî veya kaçak bir kalem bile bulamadım. Varsa da günahları boynuna.

Ancak bir klasör dikkatimi çekti, oldukça da kabarık.

Ne olduğunu sorduğumda aldığım cevap “Veresiye, borç!” oldu.

Nasıl yani dedim?

Anlattılar: “Buraya gelenlerin, kahir ekseriyeti, gelirken ancak üstlerinde olanlardan başka bir şeyleri yok. Ne mal ne para ne pul.” 

“Aç mı bırakalım?”

Evet, donup kaldığım andı.

Miktarını öğrenmek istedim.

“Allah biliyor, kulun bilmesine gerek yok” 

Cevap buydu!

Yorumunu size bırakıyorum!

Vatandaşlık veriliyor!

Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşlık verdiği Suriyeli sayısı bir avuç kadar bir şey.

Şimdi ise size, Almanya da bu işler nasıl oluyor, izah edeyim.

Almanlar, gelenlerin arasından, iyi yetişmiş mültecileri seçiyor.

Doktor, hemşire, mühendis, bilgi işlemci, akademisyen gibi.

Bunlara jet hızı ile iltica rızası yerine oturum ve çalışma izni veriliyor.

İşleri de hazır, çünkü Almanya’da işçi piyasası silip süpürüldü.

Beş sene sonunda ise Alman vatandaşlığına alınıyorlar.

Biz ise namusu ile kağıt toplayan çocuğa, öcü muamelesi tapıyoruz!

Ne yapsın? Aç mı kalsın? Gasp mu yapsın?

El insaf yahu!

Hiç kimse vatanını boşuna terketmez!

Altmış sene önce, Türkiye’den giden gurbetçiler, bunu güle oynaya mı yaptılar? Yoksa hüzünlü veda gözyaşları ile mi?

Her izine geldiklerinde heyecanlı ve sevinçli, dönme vakti geldiğinde ise matem havasında bir hayat sürmediler mi?

Heim dedikleri işçi barakalarında, Türkiye’yi çekebilen bir radyoya sıkıca sarılıp dinlerken ağlamadılar mı?

Hepsi tecrübe ile sabittir!

Efendim savaştan kaçmışlar.

Evet kaçtılar.

Çünkü savaş dediğiniz şey, ansızın tepelerine yağan bombalardı.


Ve boş vaatler!

Hani bir atasözü der ya, “Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir” diye.

İşte Ekrem İmamoğlu’nun salladığı boş vaatler de bundan ibaret.

Böyle olduğunu, olacağını defalarca ikaz ederek yazdık ama nafile.

Önce göz boyamak için iki, üç indirim, sonrası ise hüsran.

Önce fakirlere verilen İstanbul Kart’lar iptal edildi, şimdi ise sıra emekliye verilen bedava ulaşım kartlarında.

Hani fakirlere yardım edecektin?

İştiraklerde çalışanlar, maaşlarını almamaya başladı bile.

Nedeni ise “Para yok”!

Bugüne kadar vardı da şimdi mi yok İmamoğlu?

Kreş sözü verdin milyonların önünde.

Şimdi ise sözden dönme; işmadamları yardım ederse yapacakmış?

E demezler mi, “Elalemin sözü ile gerdeğe giren, hadım kalır” diye!

Pembe balonlar tek tek patlayacak ve hiçbir şey güzel falan olmayacak.

Zira icraat yapmak CHP’nin genetiğinde yok, eşyanın tabiatına aykırı.

Tüm yönettikleri belediyelerde yıllardır bu durum böyle.

Ben yanılmak isterdim. Ancak daha iki hafta içinde olup bitenlere bakınca, maalesef yapılmayacağımı görmenin hüznünü yaşıyorum.


Onur yürüyüşü!

Onur kavramı kadim milletimizin en önemli kavramlarından biridir.

Bu sözü alıp, her türlü ahlaksızlığa yaftalamak ise açıkça onursuzluktur.

Hatta namussuzluktur, hayasızlık, edepsizliktir.

Tabiata ters olan, tüm dinlere ters olan eşcinselliği, allayıp pullayarak Türk toplumuna sunmak ise şerefsizliktir. 

Bu millet, onuru için, tarihi boyu savaşmış, en son Kurtuluş Savaşı’nda, Kıbrıs Barış Harekatı’nda, 30 yıldır PKK’ya verdiği mücadelede, 15 Temmuz’da çıplak ellerle tanklara karşı, onurunu korumuş, vatanına sahip çıkmıştır.

Antep’te Şahin Bey, Karayılan, Maraş’ta Sütçü İmam, İzmirde Hasan Tahsin, Kastamonu’da Şerife Bacı…

Hepsi onurları uğruna varlıklarını ortaya koymadılar mı?

Çanakkale de yüzbinlerce Mehmetçik, onuru için şehid olmadı mı?

Kendini kaybetmiş, sapkın ve şuursuz insanların yaptıkları için bu terim kullanılamaz!

Bunlara siyaseten destek verenler ise bu milletin evladı olamaz!


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam