Kütahya’da fabrikalar var, üretim var… Peki işçi nerede?

Kütahya’da fabrikalar var, üretim var… Peki işçi nerede?

Türkiye uzun yıllardır aynı cümleyi kuruyor: “İşsizlik var.” Kahvehanelerde, üniversite mezunlarının dilinde, sosyal medyada, sokaktaki vatandaşın gündeminde hep aynı serzeniş… “İş bulamıyoruz.” Ancak geçtiğimiz günlerde Kütahya’dan gelen bir açıklama, bu ezber cümleyi yerle bir edecek türden. Kütahya Valisi Musa Işın’ın Organize Sanayi Bölgesi’ne yaptığı ziyaret sonrası verdiği bilgiler, ülkenin çalışma hayatındaki büyük çelişkiyi gözler önüne seriyor. Fabrikalar üretime hazır, makineler kurulu, siparişler bekliyor ama çalışacak insan bulunamıyor. Öyle ki bazı firmalar çareyi Hindistan’dan, Venezuela’dan işçi getirmekte buluyor.

Evet, yanlış duymadınız. Kendi ülkesinde milyonlarca insan iş ararken, Anadolu’nun bir sanayi şehrinde fabrikalar yabancı ülkelerden işçi ithal ediyor.

Bu tabloyu sadece bir yerel haber gibi okumak büyük hata olur. Çünkü Kütahya’daki mesele aslında Türkiye’nin genel istihdam gerçeğinin küçük bir özeti. Sanayi yatırımları artıyor, üretim kapasitesi büyüyor, devlet “üretim, ihracat, kalkınma” diyor ama üretim bandının başına geçecek insan bulamıyoruz. Bu, sıradan bir eksiklik değil; yapısal bir sorun.

Vali Musa Işın’ın ifadeleri net: Organize sanayi bölgelerinde tesisler tam kapasite çalışamıyor. Makineler boşta bekliyor. Personel yok. Hatta bir firma Hindistan’a gidip 210 işçi getirmiş. Başka firmalar da aynı yolu tercih etmiş. Çünkü yerelde bulamıyorlar. Bu cümle tek başına bile Türkiye’deki çalışma kültürünün ve iş gücü piyasasının ne kadar kırılgan hale geldiğini anlatmaya yetiyor.

Peki gerçekten “çalışacak insan yok” mu?
Yoksa insanlar bu işleri neden tercih etmiyor?
Asıl sorulması gereken soru tam olarak bu.

Türkiye’de gençlerin önemli bir kısmı artık üretim bandında, vardiyalı sistemde, ağır tempoda çalışmak istemiyor. Herkes masa başı iş, ofis ortamı, memuriyet ya da beyaz yakalı pozisyon hayali kuruyor. Üniversite sayısının hızla artması, diplomaların çoğalması, toplumda “okursan kurtulursun” algısının yerleşmesi, mavi yakalı işleri adeta ikinci sınıf bir seçenek gibi gösterdi. Oysa sanayileşmiş ülkelerin tamamında üretimin bel kemiğini mavi yakalı işçiler oluşturur. Almanya’yı Almanya yapan, Güney Kore’yi dev yapan, Çin’i üretim üssü yapan şey masa başındaki memurlar değil, fabrikadaki emekçilerdir.

Bizde ise tam tersi bir psikoloji oluştu. Gençler fabrikaya girmeyi bir başarısızlık gibi görüyor. Aileler çocuklarının “tezgâh başında” değil “klimalı odada” çalışmasını istiyor. Sonuç ortada: Sanayi var ama işçi yok.

Ancak burada suçu sadece gençlere atmak da kolaycılık olur. Çünkü madalyonun öbür yüzü de var. İnsanlar neden bu işleri istemiyor? Ücretler yeterli mi? Çalışma koşulları insani mi? Sosyal haklar tatmin edici mi? Vardiya düzeni, servis imkânı, yemek kalitesi, iş güvenliği standartları ne durumda?

Bir işçi sabahın köründe kalkıp üç vardiya sistemiyle, gürültü ve stres altında çalışacaksa aldığı ücretle insanca yaşayabilmeli. Kirasını ödeyebilmeli, çocuğunu okutabilmeli, ay sonunda nefes alabilmeli. Eğer bütün bu fedakârlığa rağmen geçim derdi bitmiyorsa, o zaman insanlar doğal olarak başka seçeneklere yöneliyor. Dolayısıyla mesele sadece “iş beğenmeme” meselesi değil; aynı zamanda “emeğin karşılığını alamama” meselesi.

Kütahya’daki 20 bin kişilik iş gücü açığı aslında bize şunu söylüyor: Türkiye’de işsizlik ile istihdam ihtiyacı aynı anda büyüyor. Bu bir paradoks değil, plansızlığın sonucu. Eğitim sistemi ayrı telden çalıyor, sanayi ayrı telden. Üniversiteler her yıl binlerce mezun veriyor ama sanayinin ihtiyaç duyduğu teknik ara eleman yetişmiyor. Herkes yönetici olmak istiyor, kimse üretici olmak istemiyor. Herkes masa başında oturmak istiyor, kimse makinenin başına geçmek istemiyor. Böyle bir denge sürdürülebilir değil.

Daha da düşündürücü olan ise firmaların yabancı işçi getirmeye başlaması. Bu durum sadece ekonomik değil, sosyolojik sonuçlar da doğurur. Dil sorunu, kültürel uyum, sosyal entegrasyon, iş güvenliği, çalışma hukuku gibi birçok yeni başlık gündeme gelir. Kendi vatandaşına iş veremeyen bir sistemin, binlerce kilometre öteden işçi ithal etmesi aslında alarm zillerinin çaldığını gösterir.

Şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor: Eğer yerli iş gücü sanayiden uzaklaşıyorsa, ya beklentiler yanlış yönetiliyor ya da sunulan şartlar yeterli değil. İkisini de konuşmadan çözüm üretmek mümkün değil.

Devletin burada yapması gereken şey sadece “iş var, gelin çalışın” demek olmamalı. Mesleki eğitimi güçlendirmeli, teknik liseleri cazip hale getirmeli, sanayi-üniversite iş birliğini artırmalı, gençlere üretimin değerini anlatmalı. Aynı zamanda işverenler de taşın altına elini koymalı. Daha iyi ücret, daha iyi çalışma koşulları, daha insani ortamlar sunulmalı. Çünkü modern dünyada emek artık sadece kas gücü değil; saygı ve değer de istiyor.

Kütahya’nın çağrısı aslında bütün Türkiye’ye yapılmış bir çağrıdır. “İş bulamıyorum” diyenlerle “işçi bulamıyorum” diyenlerin aynı ülkede yaşadığı bir tabloyu normal kabul edemeyiz. Bu iki cümle yan yana duruyorsa orada sistemsel bir arıza vardır.

Belki de artık şapkayı önümüze koyup düşünme zamanı geldi. Gençlerimizi sadece diplomaya değil, mesleğe yönlendirmeliyiz. Üretimi küçümsemekten vazgeçmeliyiz. Fabrika dumanını geri kalmışlık değil kalkınma sembolü olarak görmeliyiz. Çünkü üretmeyen toplum tüketmeye mahkûmdur. Tüketen ama üretmeyen bir ekonomi ise uzun süre ayakta kalamaz.

Kütahya’daki boş makineler bize sessiz bir gerçeği haykırıyor: Türkiye’nin geleceği masa başında değil, üretim bandında şekillenecek. Eğer o bandın başına geçecek insan bulamazsak ne büyümeden söz edebiliriz ne kalkınmadan.

Sorun sadece Kütahya’nın değil, hepimizin sorunu. Ve çözüm de suçlamakta değil, sistemi yeniden kurmakta yatıyor. Çünkü fabrikalar hazır. Üretim hazır. Siparişler hazır.

Eksik olan tek şey, emeğe yeniden değer veren bir anlayış.

Kalın Sağlıcakla….

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları