Büyük satış, büyük kâr mı yoksa kayıp mı?

Kasabanın birinde, aynı cadde üzerinde biri Müslüman diğeri Yahudi iki komşu tezgah kurmuş ve limon satmaya başlamışlar. Aynı toptancıdan aynı fiyata aldıkları limonları Yahudi olan, Müslüman'ın sattığı fiyatın yarı fiyatına satıyormuş.
Büyük satış, büyük kâr mı yoksa kayıp mı?
Hal böyle olunca Yahudi kişi limonları erkenden satıp bitiriyormuş, Müslüman ise günün sonunda bile malını bitiremeden tezgahını topluyormuş. Müslüman, bu duruma daha fazla dayanamamış ve tezgahı kapatıp işi de bırakmış. Fakat Yahudi'nin bu şekilde zararına mal satarak nasıl işe devam edebildiğini merak ettiğinden, bir gün gidip Yahudi'ye sormuş.

Yahudi demiş ki: Ben aldığım limonları maliyetine satarak erkenden bitiriyorum fakat limonlardan arta kalan boş kasaları ise ayriyeten satıyorum ve bu kasalardan elde ettiğim kâr limondan edeceğim kârdan daha fazla olduğu için işime rahatlıkla devam edebiliyorum.

Müslüman, duydukları karşısında şaşırıp kalmış, çünkü kendisi limonlardan arta kalan kasaları kırıp çöpe atıyormuş. Pahalı sattığı için limonları da bitiremiyor ve her gün elinde kalan limonlardan dolayı da ayriyeten zarar ettiğinden, daha fazla zarar etmemek için tezgahını kapatıp işi bırakıyordu.

Bu hikayeyi ne için anlattım diye düşünüyor olabilirsiniz.

Açıklayayım:
Geçtiğimiz hafta bir Türk mobil oyun geliştiricisi firma (Peak Games), ABD'li bir başka oyun şirketi Zynga tarafından 1.8 milyar Dolar'a satın alındı. Bu satış ile ilk kez bir Türk girişimi (Peak Games) Türkiye'nin ilk milyar Dolar'lık girişimi olmayı başardı. Başta Hazine Bakanı Berat Albayrak olmak üzere pek çok ekonomi ve finans çevresinden insan bu satıştan övgüyle söz ederek, şirketi başarısından dolayı tebrik ettiler. 10 yıl gibi kısa bir zamanda sıfırdan başlayarak gelinen bu nokta gerçekten de büyük bir başarı elbette. Açık söylemek gerekirse bende kendi adıma bu başarıyı tebrik ediyorum. Ancak bir endişemi de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Her şeyden önce bu satış sadece bir markanın satışı değil. Bir şirket komple bir ekiple beraber ABD'li bir şirket tarafından satın alınmış oluyor. Bir de bu şirketin ürünlerini kullanan 400 milyondan fazla kullanıcı da haliyle ABD'li şirketin kontrolü altına girmiş oluyor. "Ne var ki bunda?" dediğinizi duyabiliyorum.

Söyle izah edeyim:
Gelecek yıllar "yapay zeka" ve "big data" yılları olacak. Bilgi her şeyden değerlidir. Bu bilgiyi kullanarak işleyebilen insanlar da bilginin kendisi kadar değerlidir. Mutlaka hepinizin telefonunda yüklü olan çok meşhur uygulamaları bir düşünün; Google, Facebook, Instagram, YouTube, WhatsApp, Outlook ve daha adını sayamayacağımız yüzlerce uygulama ne için "bedava" hiç düşündünüz mü? Eğer bir ürün ya da hizmet bedavaya veriliyorsa aslında orada "ürün" siz oluyorsunuz. Evet sizler bu bedava zannettiğiniz uygulamaları kullandıkça sizin tüm bilgileriniz ve hareketleriniz bu firmalar tarafından takip edilerek kayıt altına alınmaktadır. Bu şekilde toplanan bilgiler "big data" denilen bilgi havuzlarında toplanarak gelecekte hayatımıza daha fazla girecek olan "yapay zeka" teknoloji için kullanılacaktır. Diğer taraftan kullanıcıların bilgileri ve kullanım alışkanlıkları üçüncü bir firmaya satılarak büyük gelirler elde edilmektedir. Benim endişelerimin ve üzüntümün de çıkış noktası tam da burada başlıyor işte.

Bizim gibi ülkelerin insanları ile Batı'nın aklı çok farklı çalışıyor. Onlarda daha çok şeytani bir akıl var. Bizler her alanda sadece görünenin peşinden gidiyoruz ancak Batı zihniyeti görünenin aksine bir de gizli emeller taşımaktadır. Bunu her sektöre ve ürüne uygulayabiliriz. Mesela bizde de film, dizi ya da sinema yapılır ancak tek amaç para kazanmaktır. Batı'da bu işi yapanlar sadece para kazanmak için film yapmazlar, bu filmlere subliminal mesajlar yerleştirerek izleyici kitlelerini amaçladıkları noktaya taşımayı da bu yöntemle gerçekleştirmiş olurlar. Ancak yaptıkları işlerden büyük paralar da kazandıkları bir gerçek. Bunu yapanlar, filmlerdeki oyuncu ya da teknik ekip değildir, film endüstrisine yön veren kişilerdir. Aynı şeyleri dijital platform oyunları için de söyleyebiliriz. Siz sadece film/dizi izlediğinizi sanırsınız fakat bu yöntemle bazı düşünceler de size aşılanmış olur. Siz oyun oynadığınızı düşünürsünüz ama bu şekilde bazı davranışlara güdülenirsiniz ve ayrıca kişisel bilgileriniz yabancı birilerinin elllerine geçmiş olur. Bizim gibi ülkelerde bunları yapmak akıl edilmez. Hem zaten bu bilgileri kullanabilecek ve değerlendirebilecek akıl henüz oluşmamıştır bizde.

Patent başvurusu sayıları bile bize bu konuda bir fikir verebilir. Ülkemizi Batı ile kıyasladığımızda adımız listenin her zaman en alt kısmında yer alır. Bir şirket el değiştirdiğinde onunla birlikte şirkete ait patentler de el değiştirmiş olur. Batılı şirketler ellerinde bulundurdukları patent ve lisans hakları ile dünyaya hükmetmektedirler. Her sektörde ve alanda bu gerçek bizi ezip geçer. Tüm köşe başları tutulmuştur adeta. Ellerindeki parasal gücü de kullanarak diğer ülkelerde yıldızı parlayan bir şirket gördüklerinde hemen ya ortak olurlar ya da tamamen satın alarak kendi bünyelerine katarlar. Böylece hem gelecekte kendilerine rakip çıkmasını engellemiş olurlar hem de alan hakimiyetini ellerinde tutmayı sürdürürler. Şirketleri el değiştiren ülkelerde ise bu durum "yabancı yatırımcı" denilerek sevinçle karşılanır ve sadece satış rakamları konuşulur. Nitekim Peak Games'in satışında da aynı şeyleri yaşadık ve gördük.

Şirket sahipleri mutlaka satış yaptıkları için mutlu olmuşlardır. Satış karşılığında hem 900 milyon Dolar para aldılar hem de 900 milyon Dolar değerinde Zynga şirketinden hisse seneti da aldılar. Zaten benim endişem ülkem için, yoksa şirket sahipleri için değil. Yaklaşık 100 kişilik genç bir ekip artık ABD'li patronlarına hizmet edecekler. Hatırlayın 1930'lu yıllarda Türkiye'de milli imkanlarla uçak üreten Nuri Demirağ vardı. Fakat yıl olmuş 2020 hala bir Nuri Demirağ daha çıkmadı bu topraklarda.

Üretmemizi, gelişmemizi, öğrenmemizi, alışmamızı ve cüret etmemizi istemeyen bir "akıl" var. Yüzbinlerce gencimiz, daha eğitim hayatlarını tamamlamadan "beyin göçü" ile ülkelerinden uzaklaşıyor. Ülkelerinde kalarak bir "değer" üreten gençlerimizin akıllarını ise yabancı şirketler öyle veya böyle çeliyor. Paranın dayanılmaz cazibesi ile gençlerimizi kendilerine "av" olarak seçiyorlar. Sonuçta hep yerinde sayan bir ülke olmamızı istiyorlar.

Yazımın başında anlattığım hikayedeki Yahudi'yi hatırlayın şimdi, aklıyla müslümanın, tezgahını kapatmasına sebep olmuştu hani. Bizim değer vermeyip çöpe attığımız, gözden çıkarttığımız o kadar çok şey var ki, o boş limon kasaları gibi, en başta çocuklarımız ve gençlerimiz. Oysa devlet olarak ve millet olarak bu çocuklarımızın ve gençlerimizin ellerinden tutup önlerini açmış olsak, onlara destek olup sahip çıksak, nelerin değişebileceğini hesap dahi edemeyiz.

Son olarak şunu eklemek istiyorum. Bugün ülke yönetiminde Tayyip Erdoğan değil de başka bir isim olsaydı, acaba Selçuk Bayraktar; İHA, SİHA ve Akıncı gibi insansız taarruz uçağı üreten Baykar şirketini bu kadar geliştirebilir miydi? Yoksa o da diğerleri gibi bir süre sonra yabancı şirketlerin ellerine mi geçerdi. Sonuçta hiç fena olmadı değil mi? Uzun yıllar boyunca bir İHA satın almak için peşlerinde koştuğumuz ABD ve İsrail gibi devletler bugün parmaklarını ısırıyorlar ise bunda devletin kararlılığı ve milli değerleri önde tutan Türk mühendislerinin büyük bir katkısı vardır. Allah hepsinin sayılarını arttırsın.

Peak Games'in satışı bana bunları düşündürdü işte ve bu yüzden endişeleniyorum. Bazı şeylerin değeri para ile ölçülemez. Geleceğin dünyasında "bilgi" paradan daha fazla söz sahibi olacaktır.

Atalarımız ne güzel demişler: Akıl yaşta değil baştadır. O yüzden geçmişte nice büyük devletler ve imparatorluklar uzun tarihlerine rağmen yok olup gitmişlerdir. Başını kaybeden, aklını ve fikrini de kaybeder. Onun için devletin daha akıllı davranması gerektiğini söylemek istiyorum. Böyle stratejik şirketlerin yabancıların ellerine geçmesini zorlaştırmalı hatta belki de tamamen engellemelidir. Ancak bu şirketleri devletin bizzat kendisinin desteklemesi gerekmektedir. Yoksa ya tezgahını kapatan Müslüman limoncu gibi veya fabrikasını kapatan Nuri Demirağ gibi yok olup giderler ya da kendilerini yabancılara satarak bundan böyle düşmanlarımıza hizmet ederler. Her türlü de bu işten zarar eden millet olarak hepimiz oluruz.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın