08.08.2018 14:50 Güncelleme Tarihi: 11.08.2018 16:47 83575 Okunma

TÜRK-ABD ilişkileri ve ekonomimiz..

TÜRK-ABD ilişkileri ve ekonomimiz..

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompei ile görüşmesiyle Türk-Amerikan ilişkilerinde diplomasi süreci başlamış oldu.


Bu görüşmenin akabinde bugün bir Türk heyeti ABD’ye gitti.

ABD Dışişleri ve Beyaz Saray sözcülerinin bu görüşmelere dair söylem ve yaptıkları vurgular oldukça anlamlıdır.

Türk Heyetinin ABD’li yetkililerle yapacağı görüşmelerin olumlu sonuçları olacağını ve bugünden itibaren bunun yansımalarını yaşayacağımızı söyleyebilirim.

Bu diplomasi ve iletişim ABD’nin İran’a uygulayacağı yaptırımlardan ülkemizin en az etkilenmesi noktasında önemli istişareleri kapsayacaktır.

Aynı zamanda Suriye’deki gelişmelerin ele alınması da heyetin gündeminde olacağı kanaatindeyim.

Ama, en önemli etkisini ekonomik gidişatın olumluya dönüşmesi boyutuyla gösterecektir.

Özellikle Rahip Brunson adında tecessüm eden ve her geçen gün artan gerginliğin sonuçlanması açısından bu görüşmeler büyük önem taşıyor.

Sorunları irdelerken ABD’nin Kasım 2018 yapacağı seçimleri de asla gözardı etmemeliyiz.

Mutaassıp Hristiyanların ve özellikle Evangelistlerin oyunu almak için Rahip Brunson konusunu sürekli gündemde tuttukları aşikardır.

Son yıllarda Avrupa’da seçim süreçlerinde kullanılan Türkiye kozunu, bu defa ABD yönetiminin de kullanmaya başladığını görüyoruz.

Başkan yardımcısının “fanatik dinciliğini” de düşünürsek atılan adımlar çok da şaşırtıcı gelmiyor.

Ama, tüm bunlara rağmen ABD yönetimi bölgesel konularda Türkiye’nin gözardı edilmezliğinin çok iyi farkında.

Rusya, Suriye, Körfez ve özellikle İran’a dönük katı bir saldırı içerikli politikalar serdeden ABD’nin; bölgenin en stratejik coğrafyası olan Türkiye ile uzlaşmaz bir hasmanelik içinde olması ve olabilirliği mümkün değildir.

Türk heyetiyle yapılacak görüşmelerde bu bilinç ABD tarafında da hakim olacak ve ona uygun bir diplomatik refleks sergilenecektir.

Bu bağlamda önümüzdeki günlerde Türk ekonomisine dair iyimserlik başlayacak ve bunun somut verileri de kur artışının azalması ve hatta aşağılara inmesi şeklinde tezahür edecektir.

Çünkü raydan çıkan ve bir krizle yüzyüze kalan Türk Ekonomisi, ne ABD’nin ne de Avrupa ülkelerinin menfaatine değildir.

Şuana dek hem kendi iç kamuoyuna mesaj ve seçim yatırımı amaçlı, ekonomi üzerinden Türkiye’ye ayar vermeye çalışan ABD, önümüzdeki süreçte finansal rahatlama sağlayıcı söylem ve eylemlerde bulunacaktır.

Heyetlerarası görüşmeler sonrası ekonomiye sıcak para girişini ve dövizin ateşinin sönüşünü görecek olmamız muhtemeldir.

Ekonomiye dair çok yazdım, uyardım, ikaz ettim.

Hatta bir önceki yazımda nasıl büyük risklerle karşı karşıya olduğumuzu dile getirdim.

Kriz hafızası eksikliğinin nelere mal olabileceğine işaret ettim.

Eğer eksikler oldukça ve ciddiyetsizlik gördükçe bunları dile getirmeye devam edeceğim.

Fakat farklı adımları ve gerçekçi vetireleri dile getirmemek de olmaz.

Hükümetin ekonomiye dair risk ve tehlikeleri daha iyi algılamaya başladığını, ciddiyetten uzak kalmanın nasıl ağır bedeller ödeteceğini, ekonomik düzelmenin realizesi için objektif söz ve söylemde bulunanları artık dikkate vciddiye aldıklarını gözlüyorum.

Erdoğan ve ekonomi yönetiminin gelinen noktada, “dış güçler vb. gibi” popülist söylemlerden uzak, reel gerçeklikle yüzleşerek; küresel ekonomik realitenin olumlu/olumsuz etki uyandırabilirliğinin idrak ve bilinciyle hareket etmeye başladıklarını müşahede ediyorum.

Ancak bu süreçte Türk halkının sakin, soğukkanlı ve panikten uzak davranması şarttır.

Aslı esası olmayan şekilde, bir yabancı gazetenin bir yazısıyla, “ekonomimiz krize mi giriyor yoksa…” diye panik psikolojisi ve algısına girmek kişisel ve genel anlamda hiçbirimize hiçbir şey kazandırmayacaktır.

Yeni döndüğüm yurtdışından aldığım duyumlar, yaptığım istişareler ve içeride konuya dair ehil insanların değerlendirmeleri çerçevesinde çok yakın zamanda Türk Ekonomisi için olumlu gelişmelerin olacağı kanaatindeyim.

Not:

Maalesef, ülkemizde iki bakış açısı oluştu. İkisi de birbirinden sakat.

Birisi, 'İktidar ne yapsa doğrudur, iyidir ve bir hikmeti vardır elbet' diyor.

İkincisi ise, 'Ne yapsa yanlıştır, reddediyorum ve kötüdür' diyor.

Ben bu ikisinden de değilim. Ben sadece devlet taraftarıyım ve öyle olmaya da devam edeceğim.

Buradan bana saldıran ve iktidarın her yaptığı doğrudur diyen kesime sesleniyorum.

Hakkın hatırını herşeyin üstünde tutmaya devam edeceğim. Eleştirilerimde yapıcılığı prensip edindim ve aynı minvalde "doğruya doğru, yanlışa yanlış" demeye devam edeceğim.

Hamaset, yalakalık ve tarafgirlik içinde yanlışı tevil edip doğruymuşcasına bir hikmet kılıfı bulmaya çalışmayacağım.

Düne kadar ABD büyük şeytan, düşman diyenler, hatta "Yürü reis, ABD'de kim oluyor ki" diyenler bugün "ABD anlaşmak zorunda kaldı, hizaya geldi" gibi akla mantığa gerçekliğe sığmayan cümleler kuruyorlar.

Gerçeklerin farkında olmadan, küresel realiteleri bilmeden, "Türkün Türke propogandası" mesabesinde popülizm ve yalakalıkla hiçbir yere varılmaz.

Böylesi yaklaşımlar savunduğun lidere, ülkeye, millete zarardan başka hiçbir şey getirmez.

ABD'yi hizaya getiremezsin, bunu unutma.

Önce kendine bakacaksın.

Tamam ABD, bizsiz yapamaz ama Türkiye de ABD'siz hiç yapamaz.

Bu gerçekliği de, ABD'nin tutum ve davranışlarını tasvip etmeyen, küresel bazda jandarmalığa soyunmasına ciddi eleştiri getiren ve hemen her noktada kimsenin yapamadığı eleştirileri yöneltebilen birisi olarak söylüyorum.

Global gerçeklerin farkında olalım.

Aksi takdirde yeldeğirmeniyle savaşan Don Kişot gibi oluruz ki; bu da bizi komik duruma düşürmekten öteye gitmez.

Bu bağlamda inandığım doğruları söylemekten imtina etmeyeceğim. Yapıcı eleştirilerimi yapmaktan vazgeçmeyeceğim.

Ben bu ülkenin dünya ölçeğinde başat aktör olmasını istiyorum ve bu fırsatı kaçırıyor olmasına da feryat ediyorum.

Çünkü ben sadece bakan değil gören olmayı tercih ediyorum. Başımı kuma sokmuş misali sadece iç siyasetin şehvetiyle, tarafgirlik hastalığıyla ve sadece söylemle hareket ederek hezeyan içinde olmayı istemiyorum.

Okuyanların yazdıklarıma bu gözle bakmalarını tavsiye ediyorum.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar..