11.04.2018 00:27

Amsterdam

Amsterdam

Ayşegül Şenışık - Amsterdam

Bu yazımda sizlere kuzeyin Venedik’i diye anılan Amsterdam ve orada yapılacaklardan bahsedeceğim.

25 yıl önce iş için gittiğim Amsterdam’ı eşimle birlikte geçen yıl mayıs sonunda turistik olarak tekrar ziyaret ettim. Ben yine bir havayolu şirketinin indiriminden faydalanıp 4 ay kadar önce, kişi başı 300 TL’ye uçak bileti bulmuştum. Oteli de merkezin biraz dışında ama Tramvay ile kolay ulaşım olan bir bölgede, geceliği 80 euroya, hem de kahvaltı dahil ayarlayınca turumuz oldukça ekonomik oldu. Amsterdam’da otel fiyatları ve hayat oldukça pahalı olduğundan merkezdeki fiyatlar astronomik maalesef. Bizim otelimiz Diemen bölgesinde iki katlı bir evin alt katında çok tatlı bir oda idi ve ulaşım son derece kolaydı. Havaalanından yaklaşık 35 euroya alacağınız, 3 günlük Amsterdam Region Travel Ticket ile de metro, tren, tramvay ve otobüsleri kullanarak her yere gidebiliyorsunuz. Unutmayın, bileti hem binerken, hem de inerken basıyorsunuz. Bu arada merkezde Central Station’ın karşısından 15 dakikada bir kalkan hop on hop off turist otobüsleri de mevcut ve üç line var. Merkez ve çevresindeki turistik noktalarda duruyor ve günlüğü 21 euro civarında. Dediğim gibi her şey çok pahalı.



Gelelim Hollanda’nın başkenti Amsterdam’dan biraz bahsetmeye. Amsterdam, son derece düzenli ve temiz sokakları, arabadan çok bisiklet kullanan insanları, müzeleri, romantik köprü ve kanalları, enteresan Red Light sokağı, marihuannalı kekleri, tahta pabuçları, laleleri ve yakındaki şirin kasabaları ile şahane bir şehir gerçekten. Tarihi 13.yüzyıla dayanan şehir, ticaret yapılmak üzere kurulmuş olup, nüfusu şu an yaklaşık 1 milyon civarındadır. 1500 köprü ile birbirine bağlanmış 90 adadan oluşan Amsterdam, değişik kültürlerin harmanlandığı, son derece ilginç bir destinasyon, öyle ki, uyuşturucu içmek serbest, özgürlükler ve demokrasi tavan yapmış, bunun yanı sıra suç oranı da son derece düşük.

Para birimi Hollanda Florini ama her yerde euro geçiyor. İklimi genelde biraz soğuk ve yağışlı diyebiliriz. Amsterdam soğuk iklim sebebi ile zengin bir yemek kültürüne sahip olmayıp, et, balık, patates, lahana başlıca yiyecekleridir. Amsterdam’da restoranlar 15-20 euro civarında menüler yapıyorlar ki, gayet doyurucu ve ekonomik oluyor. Biz akşamları genelde bunları tercih ettik. Çiğ balık yiyebiliyorsanız haring’i de deneyebilirsiniz. 

Gençlik ve özgürlük şehri Amsterdam’da turistik açıdan yapılacak birçok aktivite bulabilirsiniz. Şehri oluşturan kanalların arasında dolaşmak, kanal turu yapmak bunların başında gelir. Şehrin merkezinden kalkan ve yaklaşık 1 saat süren kanal turlarına 11 euro gibi bir ücretle katılabilir ve şahane manzaralara tanık olabilirsiniz.

Şehrin kalbi sayılan Dam Meydanında, Amsterdam Kraliyet Sarayı’nı, Madame Tussauds Amsterdam balmumu ve heykel müzesini, Yeni Kilise’yi ve 2.Dünya savaşı sırasında ölenler adına dikilmiş Ulusal Anıtı görebilirsiniz. Dam Meydanı herkesin buluşma noktası sayılabilir. Şehrin en hareketli caddesi olan Damrak caddesi ve trafiğe kapalı olan Kalverstraat caddesi de bu meydana son derece yakındır. Buradan yürüyerek Amsterdam’daki tüm turistik yerlere ve müzelere gidebilirsiniz. Meşhur Red light sokağına da, Dam meydanından yürüyerek ulaşabilirsiniz. Açıkçası biz seyahatlerimizde yürümeyi tercih ediyoruz, çünkü yürürken şehir daha güzel deneyimleniyor bence. Ama siz isterseniz Tramvay ya da metroyu kullanabilirsiniz. Tabi ki, en güzeli bisiklet kiralamak. Ama burada bisikletli sayısı o kadar yoğun ki, katlı bisiklet otoparkları bile var, dolayısı ile bisiklet kullanıcıları oldukça profesyonel. Dikkatli olmanızda fayda var derim. 

Amsterdam’da birçok müze var olup, bunlardan en önemlileri Van Gogh, Rijksmuseum, Anne Frank Evi ve Madame Tussauds Müzeleridir. Vaktiniz olursa ziyaret edebilirsiniz. Giriş ücretleri 17-18 euro civarındadır. Ayrıca Damrak caddesinde Body Worlds adında gerçek insan kaslarından oluşturulmuş enteresan bir müze var. Bira fabrikası ve müzesi Heineken Experience da 18 euro karşılığında ziyaret edilebilir. Müze giriş biletlerinizi buradan internet üzerinden de satın alabilirsiniz.

Amsterdam’da parklar da görülmeye değer, özellikle Vondelpark şehrin içinde ve muhteşem diyebilirim. Hava güzelse şansınıza, çimenlere yayılıp burada çok güzel vakit geçirebilirsiniz. 
Lale zamanı gittiyseniz eğer, lale bahçelerini de ziyaret edebilirsiniz. Yine Central Station’dan kalkan otobüslerle ulaşabilirsiniz. Biz gittiğimizde maalesef bitmişti, gidemedik. Sanıyorum Nisan ayı en uygun zaman. Çok şahane olduğunu söylüyorlar.

Şehrin ilginç sembollerinden biri olan ve Museumplein’de bulunan ‘I amsterdam’ yazısında poz vermek Amsterdam’da olmazsa olmazlardandır. Her giden turist harflerden birinin içinde mutlaka fotoğraf çektirir. Mümkünse erken saatlerde giderseniz iyi olur, zira çok kalabalık oluyor. 



Şehrin her yeri çok güzel ve dediğim gibi yürürseniz eğer Flower marketi, Rembrant meydanı, Waterlooplein’i ve de birçok şahane kanal ve köprüyü görebilirsiniz. Biz ayrıca Haarlem bölgesine de gitmiştik. Parkta serbestçe dolaşan alageyikleri unutamıyorum.

Biraz da Amsterdam’ın çevresindeki şirin kasabalardan bahsedelim. Central Station’dan kalkan otobüslerle istediğiniz kasabaya gidebilirsiniz. Birbirlerine bağlantıları olduğundan dikkatli bir programla aynı gün için de 3-4 tanesini ziyaret edebilirisniz. Biz aynı gün içerisinde sırasıyla Marken, Volendam ve Edam’ı ziyaret edebilmiştik. Ertesi gün de yeldeğirmenleri ile meşhur Zaanse Schans’a gitmiştik. Hepsi birbirinden güzel ve huzurlu bu yerlerde, kendinizi bir masal diyarında gibi hissedip, çok keyif alacağınızı düşünüyorum.

Ünlü ressan Van Gogh’un memleketi Marken’in girişinde meşhur ayakkabı atölyesini ziyaret edebilir, hediyeliklerinizi buradan alabilirsiniz, zira oldukça uygun fiyatlı ve güzel pabuçlar var. Volendam’a tekne ile geçmek isterseniz bileti de buradan alacaksınız ve sahilden kalkan tekne ile Volendam’a geçebilirsiniz. Markeni yürüyerek gezerseniz, yemyeşil bir doğa, şahane evler, nefis bir liman ve sessiz bir huzur sizi bekliyor. 

Volendam da çok tatlı bir kasaba. Marken’den buraya tekne ile gelirseniz direk merkezde iniyorsunuz. Burada da rengarenk şahane yazlık evler, güzel cafeler, hediyelik satan minik dükkanlar, peynir atölyesi ve mağazası var. Peynirler mükemmel diyebilirim. Yapımını da anlatıyorlar. Almasanız da tadın derim. Edam’a da buradan otobüsle geçebiliyorsunuz. Edam’dan da tekrar otobüsle direk olarak Central Station’a dönebilirsiniz. Edam da yine Hollanda’nın kırsal yaşamını anlatan çok şirin bir kasaba.



Otobüsle yol alırken kilometrelerce uzanan tarlaları ve meraları görüp iç çekiyorsunuz. Binlerce büyükbaş hayvan serbest bir şekilde otluyor. Hem de şehrin çok yakınında.

Zaanse Schans’a da yine Central Station’dan otobüsle gidebilirsiniz. Yeldeğirmenleri, manzara, doğa, evler yine olağanüstü. Yeldeğirmenleri fotoğraf çekmek için mükemmel, hele hava açık olursa. Burada da yine takunya ve pabuçların yapımını anlatan bir atölye ve mağaza var. Hatta önünde içine girebileceğiniz boyutta bir pabuç var ki, fotoğraf çektirmek şart tabii ki.

Bizim Amsterdam hikayemiz böyle. Haydi siz de yapın programınızı, biriktirin anılarınızı…

Sevgi ve sağlıcakla kalın.