Batuhan Zorlu

Batuhan Zorlu

Avrupa'nın sömürgecilik hareketleri

Sömürgeciliğin tanımını yapacak olursak; Bir devletin başka bir devleti kendi egemenliği altına alması ve o devletin kaynaklarını kullanıp güçlenmesi ve yayılmasıdır. Yani kendi toprakları dışında başka topraklarda söz sahibi olmaya sömürgecilik denir.
Avrupa'nın sömürgecilik hareketleri
Avrupalı devletlerde bu sistem görülmektedir. Bizim üzerinde duracağımız sömürgecilik tarihide batı merkezli sömürgecilik tarihidir. Batı merkezli sömürgecilik konusuna girmeden önce Avrupa'nın 1500'lü yıllardan önceki durumuna kısaca bakmak gerekir.

Avrupa'dan 11. yüzyıla kadar çok fazla bahsedemeyiz. Ancak bu yüzyıldan itibaren nüfusu artmaya başlayan, reformlar yapan ve güçlenen hanedanların imparator olmaya başladığı bir dönem bizi karşılamaktadır. Sömürgecilik öncesi Avrupa'nın durumu bundan ibarettir.

Sömürgecilik 1500'lü yıllar itibariyle dünyada batı merkezli olarak başlamıştır. Sömürgecilik tarihinin başlaması ile 1500'lerden sonra dünyada önemli değişimler yaşanmıştır. Bu dönemde dünya üzerinde batının yükselişe geçtiğini bariz bir şekilde görmekteyiz. Tabii batıdaki bu yükselişin ve gücün kaynağı doğunun zenginliklerinin batıya aktarılmasıyla olmuştur.

Kısacası bu güç ve zenginlik batı merkezli bir sömürge ağıyla kurulmuştur. Sömürgeciliğin ortaya çıkmasına neden olan faktörlere ya da batı merkezli sömürge sisteminin oluşmasına kadar olan sürece etki edecek olaylara bakacak olursak. İstanbul'un Osmanlılar tarafından fethedilmesi çok önemli yer tutar. Çünkü İstanbul'un fethedilmesi ile boğazlar üzerinde Türk egemenliği başlamıştır.

Osmanlı Devleti'nin hükümdarı Fatih Sultan Mehmet boğazdan geçen her gemiden vergi alınmasını, geçen her geminin taşıdığı mala bakılmasını ve istenilmeyen geminin geçirilmemesi gibi emirler vererek batının dünya ticaretine Türk engeli koyarak istediği gibi ticaret akışını yönlendiriyordu. Yine Kırım'ın Osmanlı Devleti tarafından alınması ile de Karadeniz bir Türk Gölü haline gelmiştir.

Osmanlı'nın dünya üzerindeki ticaret yollarının üzerindeki egemenliği sonucu batının doğu ticareti istediği gibi gitmemeye başlamıştır. Bu durumun sonucunda doğuya batıdan gitmek ve yeni ticaret yolları keşfetmek istemişlerdir. Kristof Kolomb dönemin söz sahibi olan kiliseyi ikna edip coğrafi keşifler için yola koyulmuştur. Ayrıca batının gelişmiş olan doğuya merakı ve oranın zenginliklerini keşfedip yararlanmak istemesi de başka faktörler olarak sıralanabilir.

İşte bu olaylar örgüsü ile batı sömürgecilik faaliyetlerine başlamıştır. Yeni coğrafyaların keşfiyle Avrupalı devletleri bir sömürge yarışı içinde buluruz. Sömürgecilik yarışında İngiltere, Hollanda, Portekiz ve İspanya Krallığını ön saflarda görmekteyiz. Bu sömürge yarışı o kadar uzun sürmüştür ki 18. yüzyılın sonuna gelindiğinde Avrupalı devletler neredeyse dünyanın yarısını sömürge haline getirip başka devletler üzerinde söz sahibi olmuşlardır.

Hatta sömürgeleri oldukça genişleyen batı devletlerinin hükümdarlarının isimleri, unvanları denizaşırı sömürgelerinde bilinecek düzeye gelmişlerdir. Genişleyen batı merkezli sömürge sistemi ile Japon Ada Krallıklarında bile Avrupalı sömürgeci devletler görünmüştür.

Batı merkezli sömürgeciliğin farklı farklı yöntemleri bulunmaktaydı. Batılı devletler direkt sömürge olarak kendine bağlayamadıkları toplumların sadece yeraltı ve yerüstü kaynaklarını kullanarak sömürmüşlerdir. Başka bir yöntem ise İngilizlerin Amerika kıtasına eğitim, yönetim gibi çeşitli bahaneler ile göçler başlatıp bölgeyi sömürge altına aldığını görürüz. Tabii bu göçler neticesinde de sömürge topraklarında bir süre sonra yeni devletler doğmuştur.

Kullanılan bu sömürge yöntemleri bize batılı devletlerin güçlenme ve egemenlik kurma yolunda her türlü yola başvurduklarını açık bir şekilde gösterir. Ancak batı merkezli bir sömürge sistemi kurulmasında ne yazık ki doğulu devletlerin güçsüz durumda olması da etkili olmuştur. Sömürgeciliğin aktif yayılma sürecine bakarsak; sömürgecilik 1500'li yıllardan başlayıp 1. Dünya Savaşı'na kadar gelmiştir.

Avrupalıların sömürgeciliğin sayesinde dünyaya istedikleri gibi yayıldıklarını görmekteyiz. Ancak bu yayılımın tek taraflı olduğunu da görmezden gelmek mümkün değildir. Çünkü Avrupa'nın dünyaya yayılma şekli tek taraflı bir şekilde olup Avrupa'ya dışarıdan yabancı topluluklar gelememiştir.

Avrupa'ya gelip yayılabilen sadece bir toplum olmuştur. O da 15. ve 16. Yüzyılda dünyada büyük güç sahibi bir Türk Devleti olan Osmanlı Devleti'dir. Yalnız Osmanlı Devleti'nin bu yayılma şekli Avrupa'nın sürdürdüğü sömürgeci yayılma tarzında olmamıştır. Osmanlı Devleti'nin orada bulunma nedeni siyasi yönden Avrupa'yı şekillendirmek, Avrupa'da en güçlü hanedanlardan biri konumunda bulunan Habsburg Hanedanı ile yaşadığı çekişmelerde elini güçlü tutmak ve Avrupa sisteminin içinde sözü geçen bir devlet olmak içindir. Ancak Osmanlı Devleti'nin 17. yüzyılda güçten düşmesi ile batı yükselmeye başlamıştır.

Bu güçlenmenin arkasındaki nedenlerden biri de sömürgecilik olmuştur. Avrupa sömürgecilik faaliyetleri ile daha önce batıda görünmeyen yeni tür gıdalar ve hayvanları ticaret ağına katmıştır. Avrupa'da gelişen denizcilik faaliyetlerinde doğu medeniyetlerinin katkısı büyüktür. Coğrafi keşiflerde Kristof Kolomb'un kullandığı usturlap bir doğu medeniyeti olan Abbasi icadıdır. Osmanlı'nın güçten düştüğü batının yükselişe geçtiği 17. ve 18. yüzyılda bu yükselişi doğudaki sömürgelerine ve güçlü dönemindeki kullandığı önemli teknolojileri olan Osmanlı Devleti'ne özenmelerine borçludur. Çünkü doğudaki sömürge faaliyetleri ile gelişen bir silah teknolojisine sahip oldukları gibi sömürgecilik yapmak içinde denizlerde hakim bir güç olmaları gerekiyordu.

Avrupalılar ise Türklerden, Araplardan ve Çin'den bu teknolojileri almıştır. Türklerden denizcilik alanında Fatih Sultan Mehmet'in, İstanbul'un fethinde surları aşmak için döktürdüğü topları ve kurdurduğu donanmayı örnek almışlardır. Avrupa'nın denizcilikte bu kadar ilerlemek istemesinin sebeplerinden bir diğeri ise 1. Dünya Savaşı'na kadar yapılan kara ve deniz savaşları sur savaşlarıydı.

Bu nedenden dolayı surlarla kaplı şehirleri aşmak için Avrupalılar gelişmiş toplara ve hızlı hareket edebilen gemilere ihtiyaç duymuştur. Avrupa'nın gelişen bu silah teknolojisinin savaşlara da yol açtığını unutmamak gerekir.

Sonuç olarak; Doğunun teknolojisi ve kuramları Avrupa'ya giderek batının yükselişine katkıda bulunmuştur. Ancak batılı devletler doğulu toplumları sömürüp yükseldiği gibi ne yazık ki pişkince doğuyu görmezden gelmiştir.

1500'lü yıllarda başlayan batı merkezli sömürge ağı günümüzde bitmiş mi diye bakarsak; Tabii ki de bitmedi sadece yöntemleri değişmiş durumda halen devam etmektedirler.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın