01.11.2018 13:48 Güncelleme Tarihi: 04.11.2018 03:15 88071 Okunma

Dolaştım Anadolu'yu..

Dolaştım Anadoluyu..

Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı... Arkada zincirlenen yüksek Toros dağları, önde uzun bir kışın soldurduğu etekler, sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...


Faruk Nafiz Çamlıbel’in “Han Duvarları”ndan bu sözler aklıma geldi, Erzincan’a vardığımda…

Anadolu’daydım…

Cefakar, vefakar, bazen isyankar ama mütevekkil, samimi, misafirperver “Anadolu” topraklardaydım.

Sıcak İstanbul’dan geldim; buz gibi ve tertemiz havasını soluyordum, hafiften üşüyerek Erzincan’ın.

Gümüşhane’ye geçtim…



Orası da bambaşka bir özellik barındırıyor kendi içinde.

Kelkit, ayrı bir alem,

Karaca Mağarası İlahi  ihsan bir mimari mucize…



Mimarların henüz erişemediği nokta ve adeta nabit bir mühendislik harikası, bahşedilmişlik…

Poske Dağı, tipi, kar ve üşüyerek yaşanan doğal huzur…

Her köşesinde ettiğim bin şükür.

İlham veren doğal güzellik, cennet-i ala bir vatan ve unuttuğumuz şükrü hatırlatan bir tefekkür.

Yorucu ama yormayan bir yoğunluk sonrası akşam dostlarla sohbet.



TV izlerken görüyorum; “Antalya’da hala denize giriliyormuş”.

Poske Dağının karından henüz gelmişim ve dilimden dökülüyor; “Allah’ım sen bize ne güzel bir Anadolu bahşetmişsin de, biz şükründe değiliz..”

Sonra Trabzon…

Kendine has doğallığı ve fevri sıcakkanlı insanları…
Hamsiköy Sütlacı; hala tadı damağımızda.

Sonra Giresun,



Görele ilçesinde Mendirekte kahve sonrası gittiğimiz Kemençe evinde  Kemençe’nin menşeinin Görele olduğunu öğrenmenin şaşkınlığını yaşıyoruz.

Daha sonra Ordu ve Samsun…



Samsun’da güzel insanlarla  akşam yemeği, sohbet ve Milli  Mücadele’nin başlangıç noktası Samsun’un tarihsel özelliğine derin muhabbet.

Deniz kenarında ufka bakarken, bir başka heyecan ve derinlik hakim ruhlara; Mustafa Kemal’in Bandırma Vapurunu karşılamaya gitmişiz adeta.

Sonra Epceli Köyü...

Afrin Şehidimiz Burak Çeviker’in ruhundan istimdat ediyoruz; ona Fatiha okuyup minnetimizi sunarken…



Gözümüz yaşarıyor; taze fidan merhum Burak için… Ama gururumuz kabarıyor bu vatan namına.

Dilimden dökülüyor;

Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, Toprak eğer uğrunda ölen varsa, vatandır.” mısrası…

Ruhun şad olsun Anadolu’nun güzel evladı ve bir ananın kuzusu; Burak Çeviker…

Sonra yola revan oluyoruz.
Ankara’ya vasıl olmak için…
Sık sık duruyoruz yol güzergahında.

Çünkü her kilometrede farklı bir hava, farklı bir atmosfer, farklı bir kendine haslık var.

Baktıkça bakıyorum, farkediyorum ve duygulanıyorum.

Hayıflanıyorum sonra; “Neden şehrin, siyasetin ve kesif koşturmacanın girdabından çıkarak Anadolu’ya sık sık gelmiyorum” diye.

Ve Başkent Ankara.
Biraz kasvet mi basıyor ne içimi…
Galiba öyle.

Çünkü Anadolu’nun amatör ruhunun kattığı doğallık, sanki yerini İstanbulvari bir kısır döngü cenderesine terketmiş.

Olsun, başkent  anları keyifliydi yine de…
Güzel Dostlarla sohbet ettik, güzelce…
Herzamanki gibi gece gündüze karıştı yine…
Söz vermiştim ve Hatay’a gitmeyi istemiştim,
Gidemedim, yine nasip olmadı.

(Ha… unutmadan söylemeliyim. Ankara’da Hatay Günleri başladı ve Pazar gününe dek sürüyor. Ankara’da yaşayan tüm okurlarım davetlimdir. Nefis Hatay künefesinin ve bu mistik, tarihi ve mozayik gibi şehrin doğal tatlarına varmak için Hassa Belediye Başkanı Sevgili kardeşim Abdurrahman Demirel’in şahsıma yaptığı daveti sizlere de ikram ediyorum.)

Ama kasvetli Ankara’nın kasvetsiz güzelliğiyle “hadi bismillah” diyerek İstanbul’a dönüş dedik…

Aklıma Yahya Kemal geldi bir an.
Hani sormuşlar ya; Ankara’nın nesini seversin; "İstanbul’a dönüşünü" demiş.

Anadolu’dan dönüşün burukluğu da olsa; açıkçası biraz ben de öyle olmadım değil.

Çünkü Anacığım ve tüm aile İstanbul’da…

Bu arada Kastamonu’lu olmam hasebiyle zaman zaman evliyalar diyarı, bu yılın Türk kültür Başkenti seçilen memleketime gitsem de anladım ki; yetmiyormuş ve Edirne’den Van’a, Sinop’tan Hatay’a tüm Anadolu’mu adım adım gezmeliymişim…

Bu gezimde bunu çok daha iyi gördüm, farkettim.
Siz de yapın bunu.
Her fırsatta dolaşın Anadolu’yu.
Hatta fırsat yaratın, gidin herhangi bir yerine güzel Anadolu’nun.
Hatırlarsınız unuttuklarınızı.
Görürsünüz bakarken.
Duygulanırsınız, hislenir ve şükredersiniz Yaradan’a.
Cennet vatanım dersiniz.

Her köşesi kendine has özellik ve güzellik barındıran “Güzel Anadolu’m” diyeceğinizden kuşkum yok.

Öyle bir Anadolu ki; Allah, yedi kıta ve her iklimden özellik vererek, özenerek yaratmış bu toprakları.

Hepiniz, hepimiz çıkaralım başımızı günlük hayatın girdabından; açalım gözlerimizi, bakalım Anadolu’ya…

Ve hep bir ağızdan; “Şükürler olsun Rabbimiz” diyelim, bu cennet vatan için.

Not: Bu defa siyasetten, ekonomiden, savaş ve çatışmalardan, yeni dünya düzeni vs’den uzak farklı “Bir Portre” yazarak; yurdum insanından, topraklarımızdan, Anadolu’mdan kesitler sunmak istedim. Sanırım, siz okurlarımın da zaman zaman buna ihtiyacı var…

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.