Ah Tunus/vah Tunus; Darbesi meşhur Tunus…

Ah Tunus/vah Tunus; Darbesi meşhur Tunus…
Tunus…
Yasemin ve mavilikler ülkesi,
Cumhurbaşkanı Kays Said,
Anayasa Profesörü,
2014'de kabul edilen Anayasa'nın tanziminde yer aldı.
2019'da yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanı oldu.
Bağımsız aday olarak katılan Said, ilk turda %18 oy aldı ama ikinci turda Sol partilerin ve muhafazakar Nahda Partisi'nin de desteğiyle %70 üzerinde bir oyla seçildi.

Bugüne gelirsek;
Cumhurbaşkanı Said, Başbakan'ı görevden aldı ve Meclisi feshedip milletvekillerinin dokunulmazlığını kaldırdı.
Bu bir "darbe midir/değil midir" diye tartışılıyor.
Bence, buz gibi bir darbe!..
Önce bunu tespit edelim.
"Yok efendim Said laikmiş de, halk muhafazakar bir parti olan Nahda'dan bıkmışmış da"
Geçelim bunları!..
Her şeyden önce darbeye darbe diyelim!..

Nedenine gelince;
Ben bu darbede ideolojik sebepler görmüyorum.
Görünen sebep ekonomik sıkıntılar ve ekonomideki kötü gidişat,
Görünmeyen neden ise elin oğlunun Tunus'ta "Yasemin Devrimiyle" başlayan "Arap Baharı" sürecini Tunus'ta bitirmek.

Bunu kim istiyor?
Avrupa ve Amerika…
Ekonomik/siyasi/askeri her türlü zemini hazırladılar.
Güya yardım yaptılar,
Tunus halkının yanında yer aldılar,
Tunus'u Zeynel Abidin Ali gibi bir diktatörden kurtardılar.

Şimdi ne oldu peki?
Şimdiyse Arap/Müslüman coğrafyasında "İhvan"la ilişkili son ülkeyi de bitirmek için harekete geçtiler.

Mısır'ı gördük,
Libya/Suriye/Irak'ın hali ortada!...
Tunus'ta, belki de geç bile kaldıklarını düşünüyorlar.

Çünkü Tunus'ta muhafazakar Nahda Parti'sinin lideri Gannuşi diğer ülkelerin İhvancı parti ve liderlerine göre daha akıllı/öngörülü ve soğukkanlı birisi.
Hatta feragat edebilmeyi bile bilen bir siyasetçi.

Mevcut Cumhurbaşkanı Said'in seçiminde, geniş bir zemin oluşması için Sol partilerle de ittifak edip tercih yapabilen bir lider.

Bu ve benzer öngörü ve entelektüel akla sahip Gannuşi, Said'in yaptıkları karşısında ilk gün parlamento önünde oturma eylemi yapacağını söylese de, olası provokasyona karşı halkın sokağa çıkmasına taraf olmadı.
Ve hala da, Nahda ve Gannuşi haricindeki asker/siyaset cenahında bile Said'in bu darbesine tam destek sergilenmiş değil.

Darbe'nin gidişatını birkaç güne göreceğiz.
Ama milletvekili dokunulmazlığının kaldırılmasını da düşününce, Said'in pek de iyi niyetli olmadığı aşikar.

Türkiye'den bakarsak;
Benim açımdan çok dramatik ve oldukça tehlike arz eden bir durum var.
İktidar darbe diyor, muhalefet darbe demekten imtina ediyor.
Demokrasi havarisi ve ülkelere -sözüm ona- "demokrasi/insan hakları/özgürlükler" götüren Amerika ve Avrupa kıvırıyor/yan top yapıyor ve dolaylı olarak darbeye destek çıkıyor.
Türkiye'de Erdoğan ve Ak Parti karşıtlığı maalesef Tunus'ta yaşananlara da tarafgirce baktırıyor.

Bu doğru mu; hiç değil.

Muhalefet bu noktaya gelirken Ak Parti ve iktidarın suçu yok mu; kimse kusura bakmasın ama çok var.

Bunun nedenlerine gelince;
Türkiye de dahil, Arap Baharı yaşanan ülkelerde muhafazakar partilerin pek iktidar deneyimi yoktu.
Hatta iktidar olanlarca ötelenmiş/dışlanmış ve ötekileştirilmişlerdi.
Devlete ve kurumlara hakim hegemonya, kendisini, bizde "muhafazakar kesim" başka bazı ülkelerde "İhvancı/Müslüman Kardeşler" diye isimlendiren kitlelere pek de hayat hakkı tanımıyor; siyaset zemini vermiyordu.

Durum ve hal böyle olunca, bu ülkelerde görülen ve temelini "ekonomik sıkıntılar" diyeceğimiz "kayırma/yolsuzluk/ötekileştirme" gibi nedenler, halkı muhafazakarlara yöneltti.
Kimi yerde iktidar etti, kimi yerlerdeyse en yüksek oy yüzdesine ulaştırdı.
Tek başına veya koalisyonlarla iktidara gelen muhafazakar kesim ise ne yapacağını şaşırdı.
Nasıl iktidar edeceğini bilemedi.
Hatta, kanımca tercih edilmelerini, temsil ettikleri ideolojiden kaynaklı sandılar.
Ve, bir anda romantik bir "İslamcılık ve bizdencilik" refleksiyle, adeta meydan okur bir rövanşizme kalkıştılar.

Aslında bunun getiri ve götürüsünü bile hesap etmemişlerdi.
Sadece "cami/diyanet/namaz-niyaz" gibi dini ritüel ve sembolleri öne çıkartmaya başladılar.
Halbuki iktidar olunan ülkelerin yarısı kendileri gibi düşünmüyordu.
Ki, bu yüzden başka partilere oy vermişlerdi.

Henüz, daha tam gerçekleşmemişken, Mısır'da Sisi eliyle, devrim kendi çocuklarını yemeye başladı ve Mursi, bir darbe sonrası alaşağı edildi.
Domino taşı etkisi yapan Arap Baharı yine domino taşı etkisiyle bitmeye başladı.

Ben ne düşünüyorum?
İktidarın Mısır'da Mursici,
Tunus'da Gannuşici,
Irak'da bilmem neci,
Libya'da filancacı olmasının yanlış olduğunu düşünüyorum.
Yapmamız gereken Mısır demektir, Tunus demektir, Irak demektir, Suriye demektir.
Olması gereken, devleti ve o ülke halkının tercihini muhatap almaktır.

Hakeza;
Muhalefetin sırf Erdoğan düşmanlığı ve husumetiyle Mısır/Tunus/Libya/Irak/Suriye gibi ülkelere bakarak; "sıra şimdi Türkiye ve Erdoğan'da…" demesini ise, hiç mi hiç doğru bulmuyorum.
Erdoğan'ı Mursi'leştirme zihniyetini de,
Sisi yüceltmeciliğini de,
Tunus'ta Said'i benimseyip Erdoğan'ı Gannuşi'leştirmeyi de muhalefete yakıştıramıyorum ve Türk Devletine çok zarar verecek büyük bir tehlike ve tarafgirlik olarak görüyorum.

Başka bir yazımda dediğim gibi; bu yaklaşım "Edirne'ye Enver gireceğine Bulgar girsin" şeklindeki İttihat Terakkici yaklaşımdan farksızdır.

Muhalefetten beklediğim; "döverim dövdürmem/söverim sövdürmem... Kol kırılır yen içinde kalır… Sorunsa bizim sorunumuz; kendimiz/kendi halkımızın oyları gerekeni yapar…" yaklaşımıdır.

Yandaşlığa da karşıyım, fondaşlığa da…

İktidarın siyaseti ve devlet imkanlarını kullanarak yaptığı baskıya da karşıyım, bu baskıyı sebep gösterip "elin oğlunun" parasıyla Erdoğan düşmanlığı yapılmasına da karşıyım.
Kemalist kompleksle hareket edip mevcut iktidarı "nasıl olursa olsun; yeter ki indirelim" zihniyetine de karşıyım, "Kemalist Kompleks" içinde olan liberal ve sol siyasete karşı, kendi "kompleksini" oluşturan muhafazakar siyaset yaklaşımına da karşıyım.

Kısaca;
Dün muhafazakarlara hayat alanı tanımayan zihniyete nasıl karşıysam; bugün de, rövanşist şekilde yapılan her siyasi uygulamaya da karşıyım.

Kimse kızmasın ve kusura bakmasın,
Aslında biz ne Mısır'ız ne Irak, ne Libya ve ne de Tunus…
İktidarın/Ak Parti'nin bu ülkelerdeki benzer partilerle kendini daha yakın hissetmesini de yanlış buluyorum.
Muhalefetin de, bu ülkelerde olan darbeleri/darbe girişimlerini öne çıkartarak "sıra Erdoğan'da/Ak Parti iktidarında…" gibi benzeştirmeye girmesini de yanlış buluyorum.

İkisi de yanlış,
İkisi de zararlı,
Ve, ikisi de; Türkiye'mizi zayıflatır.

Hemen dönüp; "ama Ak Parti'li yazarların yazdığına/Erdoğan ve yanındakilerin söylediğine bak…" gibi sözlerle kendi yanlışlarını örtmeye veya makul göstermeye çalışılmasın.
İki yanlıştan bir doğru çıkmaz.
Darbeden kimseye fayda gelmez.

Son tahlilde;
Allah korusun, kim eliyle olursa olsun bir darbe olursa bu sadece "elin oğlunun" işine yarar ve işin sonunda "şah da, kale de" aynı çuvala atılır.

Tunus başta olmak üzere mücavir alanda olan ülkelerin krizlerini bu gözle görmek lazım.

Böyle bilir, böyle söylerim!...


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Mehmet
    Çok doğru adım adım pazılın parçalarını birleştirmek için durmadan devam ediyorlar.
  • Mehmet Çetinkaya
    Son derece doyurucu bilgiler ve önemli bir tahlil.