27.06.2019 05:27

Aslında kim nasıl kazandı? Kim neden kaybetti?...

Aslında kim nasıl kazandı? Kim neden kaybetti?...

CHP değil, İmamoğlu değil Millet İttifakı değil; Ak Parti’nin her kazanışıyla büyüyen “sessiz tepki” kazandı.

Kazandıkça oluşan kibre, rehavete, umursamazlığa, bencilliğe tepki olarak büyüyen “içsel isyan” kazandı.

17 yıllık iktidarın özellikle yedi-sekizinci yılından sonra “yolsuzluk-yoksulluk- yasakla mücadele” ilkesinden uzaklaşmaya “artık yeter” tahammülsüzlüğü kazandı.

Bu millet cefakardır, fedakardır, içine atar, sabırlıdır.

Tuttuğu eli toprağa kadar tutmayı ister.
Bir affeder, uyarır.
İki affeder, daha açık uyarır.
Üç affeder, sert bir şekilde ve hatta bir fiske atarak, şiddetle uyarır.

Ama düşürmez, bitirmez, yetkiyi almaz.

Ama gelgelelim ki; artık uyarı, ikaz kulak ardı edilmişse ve hatta tokat bile gaflet uykusundan uyandırmıyor ise; “Buraya kadar” der. “Benim iradem senin cebinde ve tasarrufunda esir değil” der ve gereğini yapar.

Millet uyarıları sakal tıraşı gibidir; kesilen sakal daha gür çıkar.

Ama milletin yanlışa tepki olarak gereğini yapması; kol kesmesi gibidir ve kesilen kol geri çıkmaz.

O yüzden dedim “İstanbul’u kazanan CHP-İmamoğlu-Millet ittifakı değildir” diye…

İmamoğlu nezdinde İstanbul’da öyle bir “doğal tepki ittifakı” oluştu ki; görülmemiş düzeyde şaşırtıcı…

Bizzat konuştuğum için buraya yazıyorum; “CHP’ye oy vermek din değiştirmek gibidir” diyen de katılmıştır, bu ittifaka, Milli Görüş geleneğinin şaşırmaz takipçisi de…

Merkez sağ görüşlü olan da kendini aşırı sol olarak tanımlayan da…

‘Tarikat ehliyim’ diyen de, ‘Sekülariteden ve Kemalist laiklikten taviz vermem’ diyen de…

‘Dekolte vazgeçilmezimdir’ diyen kadınlardan da ‘Benim tarzım çarşaf giymektir’ diyen de…

En eğitimsiz düzeyde olan vatandaş da, kendini akademik kişilik ve entelektüel düşünenler de. .

Trabzon’lusu da, Siirt’lisi de, Edirne’lisi de, Kars’lısı da, Sinop’lusu da, Hatay’lısı da…
Kürt de, Türk de, Laz da, Çerkes de…
HDP’li Kürt de ‘dindar’ diye kategorize edilen Kürt de…
Fatih semtindeki de, Kadıköy’deki de…
Tuzla’daki de, Büyük Çekmecede’ki de…
Eyüp, Beyoğlu, Beşiktaş, Şişli’deki de, Sultanbeyli, Sancaktepe, Arnavutköy, Güngören’deki de…

Kısaca; tüm Türkiye’nin özeti mahiyetindeki hemen her kitlenin oluşturduğu “Doğal Tepki İttifakı” kazandı, bu seçimi.

Bu ittifak aynı zamanda, alternatifsizlik algısına da bir tepki olarak oluştu.

“Yahu bu yönetim giderse kim gelecek arkadaş, o yüzden mecburen gidip yine oyumuzu vereceğiz” algısının bitişi idi.

Çünkü artık halk, ‘Ne olacaksa olsun arkadaş. Bundan kötüsü ne olabilir ki” isyanı içine girmişti.

Bu isyan her bireyde farklı seslerle yüzeye vurdu ve “Doğal Tepki İttifakında” birleşti.

Bu ittifak “Biz şunu yaptık, şunu ettik, şöyle başardık, böyle uçtuk, şöyle inşa ettik” başa kakılmasına da bir isyan idi.

“Yahu 17 yıldır iktidarsın ve tabi ki yapacaktın/yapacaksın. Biz de seni hem galip ettik hem oy verdik hem iktidarda tuttuk” şeklindeki sessiz sitemin ete kemiğe bürünmüş şekli idi.

‘Artık öleceksek bir defa ölelim ama sürekli dişimizi sıkmaktan, oy verdiğim parti ve kişileri savunamamaktan, karşı fikirle gelenlere başımı eğmekten bıktım. Ben sana mahkum muyum arkadaş’ tavrının sandıkta ittifakı idi.

Günlük harcamalar yük olmaya başlamışken, maişet derdi her şeyin önüne geçmişken iktidar sahiplerinin “her yer günlük- güneşlik” tavrına isyan ittifakı idi.

Hele bir de vatandaş bu geçim sıkıntısı yaşarken görüp gözlediği yolsuzluk, israf ve iktidar sahiplerinin yüzündeki umursamaz gülüş yok mu; tahammül mülkünü yıkıp geçti ve isyan ittifakına dönüştü.

Durum böyleyken, karnı guruldarken bir de “Biz gidersek istikrar bozulur, her şey kötüye gider” şeklinde aba altından sopa göstermeler yok mu; neredeyse bitmiş olan sabrı tamamen sıfırladı.

“Ben oyumu bugüne kadar sana verdim. Ama şimdi vermeyeceğim. İstikrar mı; bozulacaksa bozulsun” deme noktasına gelmişliğin İmamoğlu’nda temerküz etmesi idi.

İstanbul seçimini salt bir belediye başkanı seçimi olarak görmek durumu kavramamak, basite indirgemek ve sığ bir analiz olur.

Çünkü son yedi-sekiz yıldır insanlarımız kırıldı, üzüldü, incindi ama sadece yutkundu.

İçine attı.
‘Vardır bir sebebi’ dedi.
‘Seçimlerden sonra düzelir’ dedi.
‘Bu insanlar muhalefetin söylediği ve dile getirdiği kadar kötü olamaz’ dedi.

İnanmadı söylenenlere.
İnanmak istemedi.
Çünkü hiç konduramadı.

Bu kadar güzel şeylere imza atanlar geldikleri noktada; ‘Bu kadar değişemez, dönüşemez, bozulamaz ve kendini inkar edecek iş ve eylemlere tevessül edemez’ dedi.

‘Haramzadeliğe müsaade etmez’ dedi.

‘İnançları sömürmez ve sömürülmesine de izin vermez’ dedi.

Bunlar iyi çocuklar; geçmişlerinde acı, keder, ıstırap görmüş geçirmişler, bunlar bizim çektiklerimizi bilir, yanlışa sapmaz’ dedi.

Ama gördükleri, duydukları, şahit olduklarından şoke oldu.
Bir süre tepkisini içinde tuttu.
Ama artık testi kırılmıştı.
Bırakın alttan su sızdırmasını; testi su tutmaz haldeydi.

Hal böyle olunca İstanbullu ve dolayısıyla Türkiye ‘artık hüküm ve karar anı’ diyerek 23 Haziran’da sandığa gitti, kangren olmuş parmağı kesip attı.

İçi acıyordu, gözleri dolu dolu idi.
Çünkü kesilen parmak ve kol geri gelmeyecekti.

Olay, normalde bir masada on dakika oturup, bir çay içimi sohbet edecek müştereği bile olmadığını düşünen insanların bir araya gelmesi ve tepkisini, isyanını ortaklaştırması idi.

Ha şunu da söyleyeyim;
Bu tepkiye bile bigane kalan olursa; ki bunu maalesef hala görebiliyorum.
Millet başladığı bu cerrahi operasyona devam edecektir.
Hem de umulmadık şekilde ve dalga dalga büyüyerek.

“Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır.”
diyerek.

‘Allah var gam yok’ diyerek.
‘Zulme rıza zulümdür’ diyerek.
‘Haksızlık karşısında artık asla susmayacağım’ diyerek.
‘Körü körüne inanç içinde olmayacağım’ diyerek.
‘Kimse vazgeçilmez değildir’ diyerek…

Not: Bugünlerde elden ele yeni kabine listeleri dolaşıyor. Kimsenin itibar etmemesini tavsiye ederim. Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı’nın bilgisi ve haberi olduğunu asla düşünmüyorum. Ve geldiğimiz siyasi atmosferde bu listelerin sadre şifa olmayacağını Sayın Cumhurbaşkanı’mız çok iyi bilir ve biliyordur.

Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.