Belirsizliğin derinleşmesi; Hangi savaş hangi barış? Nasıl bir savaştı ve nasıl bir barış?
Amerika-İran arasında diye dillendirilen ama aslında Amerika-İsrail ve İran arasında yapılacağı/imzalanacağı söylenen bir barış anlaşmasından bahsediliyor.
İmzalanabilir mi? Kuvvetle muhtemel bugün-yarın imzalanabilir.
Nedir imzalanan?
Güya bir ateşkes anlaşması…
Çünkü,
Savaş dediler; savaş dedik. Şimdiyse barış diyorlar; biz de barış diyoruz.
Aslında kim ne yaptı veya ne yapmadı belli mi; değil.
Belli olan tek şey İsrail saldırganlığı ve bölgesel boyutta sergilediği yayılmacılık.
Amerika da İran da İsrail de savaşı biz kazandık diyor.
Sahi, gerçekten kim kazandı kim kaybetti?
Kimin kaybettiğini bilmiyorum ama küresel sermayeyi kontrol eden birilerinin; bana göre, Güç ve Akıl Sahiplerinin kazandığı aşikar.
Peki, İran özelinde, Ortadoğu genelinde ve Basra Körfezinde yeni fiili durum nedir? Hazırlandı ve imzalayacağız denilen Barış anlaşması ne getirecek?
Açık ve net; var olan bölgesel belirsizlik/karmaşıklık/öngörülmezlik daha da derinleşecek.
Arkadaşlar!
Düşünsenize; iki devletin imzalayacağı söylenen bir anlaşmadan bahsediliyor ama her iki devlet de anlaşma içeriğine/anlaşmanın maddelerine dair farklı bilgiler veriyor.
O halde, olanı/olmayanı, bu savaş ve barışı nasıl tanımlayabiliriz?
Körle şaşılar birbirlerini ağırladılar…
Aslında olan şu:
Yeni Dünya Düzeninde bir etap vardı; küresel ekonominin biraz daha karıştırılarak küresel korku ve paniğin artırılmasını gerektiren bir etap vardı; o etabın bir fasılı açıldı ve kapandı.
Bu fasılda üç başrol oyuncusu (Amerika-İran-İsrail) öne çıkartıldı ve küresel tribünler domine edildi.
Hep dediğim gibi; yok aslında biri birinden farkları. Üçü de aynı elin kuklaları.
Biri Hristiyan dünyasından devşirilen, biri İslam dünyasından, öteki ise Yahudileri temsil eden kuklalar…
Hani, tarihsel boyutla da bakınca hepimiz biliriz ki; iki devlet arasında bir barış anlaşması olduysa, sonrasında artık kolay kolay yeni bir savaş çıkmaz veya yeniden hortlatılmaz.
Ama bu üçlü arasında bırakın barışı; savaşın bile garantisi yok.
Size söyleyeyim; üç-beş saat veya üç-beş gün veya üç-beş hafta yahut da üç-beş ay sonra yeni dünya düzeninde yeni bir fasıl açıldığında bu üçlünün veya ilave edilecek katılımcıların yeniden savaşmayacaklarının veya barışmayacaklarının bir garantisi kesinlikle yok.
Aslında ne savaşmalarının ne barışmalarının bir önemi var; petrol diyerek, Hizbullah diyerek, ekonomi diyerek, füze, roket, dron, İHA falan diyerek bizler Hürmüz boğazına odaklanırken; üç kocalı Hürmüz’ün asıl kocaları çoktan atı almış ve Üsküdar’ı geçmiş oluyor.
Bize düşen ise “yahu biz ne yaşadık veya neyi yaşamadık da bunca şeyi bir anda kaybettik” diye kara kara düşünmek.
Ben kendi kendime soruyorum ve siz de kendi kendinize sorun bunu; “Biz ne yaşadık veya aslında yaşadık diye bildiğimiz neyi yaşamadık da bu sonuçlarla muhatap olup bedelini ödedik” arkadaşlar?
Sonuç:
Gece ile gündüz yer değiştirdi diyorlar; hayır diyoruz. Kapat gözlerinizi diyorlar; kapatıyor ve evet yer değiştirmiş diyoruz.
Sonra açıyoruz gözümüzü; elimizde-avcumuzdakinin değeri yarı yarıya düşmüş.
Açıyoruz gözümüzü; gündüzde miyiz yoksa ay akşamdan doğmuş da biz mi yanılıyoruz diye inandıklarımızdan şüphe eder haldeyiz.
Bu ne demektir?
Bilindik ve yerleşik doğrularımızın şaşmasıdır, şaşırtılmasıdır ve bundan istifadeyle birilerinin yeni düzen gemisini yürütmesinden başka bir şey değildir.
Peki, gidişat nereye?
Dijital kıyamete, Yapay zeka yönetimine…
Hem de uyanıkken uyutularak, gündüzde gece yaşatılarak ve üstelik buna ikna olarak.
Yineliyorum:
2030’a kadar çok şey değişecek, her şey değişecek.
Ve öyle bir değişecek ki; değiştiğini bile fark etmeyeceğimiz bir şekilde, boyutta ve hacimde değişecek.
Dünyanın, yönetimlerin, ülkelerin, devletlerin, şirketlerin değişmesiyle kalınmayacak; hepimiz dahil, tüm insanlık değişecek ve daha vahimi dönüştüğümüzü çakamadan bile dönüştürüleceğiz!
O yüzden Trump gider Mramp gelir, Netenyahu gider Metenyahu gelir, Hamaney gider Mamaney gelir ama Yeni Düzen kıyameti dolu-dizgin devam eder ve edecektir.
Açıkçası 70’li yaşlara koşarken çok da umurumda değil artık…
Son tahlilde, ölene kadar yaşayacağız bu hayatı ve en nihayetinde öleceğiz.
Yeni Düzen sahipleri, ölümü de öldürebilecek değiller ya…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.