Bir şölenden daha fazlası: Siyasal magazin değil sosyolojik deprem
Geçen gün Kocaeli Stadında Ak Parti Gençlik Kolları tarafından bir Gençlik Şöleni düzenlendi.
Ama öyle çok konuşuldu ki -hala da konuşuluyor- sanki bir şölen değil; bir skandal yaşanmış gibi…
Bazı Ak Partililer kendince hayıflanarak ““Asım’ın Nesli/Dindar Nesil” bu mu” diyerek eleştiri getiriyor.
Bazı CHP’liler, bu Gençlik Şölenini Ak Parti’nin “Dindar Nesil” tasavvurunun başarısızlığına karine gösterir gibi “Bu muydu sizin Dindar Nesliniz” diyor ve “eğer bu şöleni CHP düzenlemiş olsaydı “İşte sizin gençlikten anladığınız bu; zevküsafa gençliği derdiniz”” diye devam ediyor.
Peki ne olmuştu da, bu yorumlar yapılmıştı ve hala yapılıyor?
Ortalama 18-25 yaş arası gençler bahse konu şölende, verilen konserler eşliğinde dans edip eğlenmişti…
Benim yorumuma gelince:
Arkadaşlar!
Açıkçası ben işin özünün kaçırıldığını ve yaşanan realitenin siyasi magazine kurban edildiğini düşünüyorum.
Halbuki,
O şölende daha derin bir içerik ve istisnasız hepimize yeni bir sosyolojik mesaj var.
Bu mesaj, ne Ak Parti’nin aleyhine ve ne de başta CHP olmak üzere diğer tüm muhalefetin lehine bir mesaj…
Mesaj, aslında hem tüm siyaset kurumuna, hem de 50 yaş üstü hepimize.
Şölenden hareketle önce şu tespiti yapayım:
Eğer ki, 25 yıldır iktidarda Ak Parti değil de; “Ak Parti’nin dindar gençlik tasavvuru başarısız oldu” göndermesi yapan CHP olsaydı ve CHP’nin de kendi siyasal ideolojisi cihetinde bir “Laik gençlik tasavvuru” olsaydı; emin olun o da başarılı olamazdı.
Hakeza, tek başına bir MHP iktidarı da olsaydı; o bilindik “ülkücü gençlik” profili de yaratılamazdı.
Peki neden?
Arkadaşlar!
Son 30 yılda ortaya çıkan dijitalizasyon (İnternet, cep telefonu, sosyal medya enstrümanları, yapay zeka robotları) sebebiyle geçmiş 100 yılın inanç ve ideolojik temelli paradigması yerle bir oldu.
Bu durum, sadece Türkiye veya İslam coğrafyalarına mahsus değil; tüm dünyayı/tüm din ve ideolojik inanış ve saflaşmaları da kapsar bir özellik gösteriyor.
Bunun somut yansımaları neler?
35 yaş ve altı kuşağın bağımsız/bağlantısız/otoriteye itaatsiz ve kategorize olmayan bir perspektifle hayata bakar hale gelmesi…
35 yaş ve altı dediğim bu kuşak, ne iktidar istediği için dindarlaşacak ne de CHP istediği için laikleşecek bir kuşak.
Bu kuşak, dinî inancını da laiklik anlayışını da siyasetten arındırılmış şekilde kendi konseptinde oluşturacak bir kuşak.
Eskiden,
Yukarıda bahsettiğim internet tabanlı-algı oluşturucu sosyal medya enstrümanları ve yapay zeka algoritmaları olmadığı için “insan-siyaset-cemaat-ideoloji” tabanlı bir nesil oluşturulması gayet mümkündü.
O yüzden,
Onuncu Yıl Marşında “On yılda on beş milyon genç yarattık her yaştan!” denmiş ve başarılmıştı.
O yüzden,
Erbakan “Milli Görüş” gençliğini, Türkeş “Ülkücü Gençlik” oluşumunu hedeflemiş ve başarmıştı.
Ama özellikle 2000 yılından sonra, dünyanın yaşadığı transformatör/dönüşüm insan ve inanç temelli nesil yaratmayı çok üzgünüm ki imkansızlaştırdı.
Güncele gelip somut siyasi veriler üzerinden bakalım:
Ak Partili Metin Külünk bir özeleştiri yapıyor ve diyor ki:
“Ak Parti ve Sayın Erdoğan sosyolojisini kaybediyor…”
Bu cümle doğru ama öte yandan oldukça eksik.
Çünkü sosyolojisini kaybeden sadece Ak Parti değil; aslında başta CHP olmak üzere tüm siyaset kurumu/siyasi partiler sosyolojisini kaybediyor ama Ak Parti iktidar olduğu için sadece Ak Parti kaybediyormuş gibi bir algı oluşuyor.
Dikkat edin;
Özellikle 35 yaş ve altı kuşakta partiler arası geçişkenlik o kadar hızlı ve fazla ki…
Temel yaklaşım şu:
“Dün o partiye oy verdim ama sonra beğenmedim; bugün de bu partiye veriyorum.”
Emin olun, bizler gibi 60’lı yaşlara gelenler için oldukça zor ve hatta imkansız olan bu karar; onlar için gayet kolay ve oldukça mümkün.
Artık öyle takım tutar gibi parti tutma ve ibadet eder gibi oy verme alışkanlığı kalmadı, bitti.
Eskiden, “marjinal/küçük partilere oy vermeyeyim; oyum boşa gitmesin” yaklaşımı hakimdi ama şimdi bu refleksten eser kalmadı desek yeridir.
Neden?
Çünkü artık özellikle genç kuşağın inanışlarını ve dolayısıyla da tercihlerini etkileyen siyaset dışı algısal güç merkezleri oluştu.
Henüz bu etkiden daha baskın bir belirleyici de yok.
Eskiden, oy verme çağına gelenler, ebeveynlerinin/aile büyüklerinin veya çevrelerindeki sözüne itibar edilenlerin ağzına bakar ve tabi olurlardı.
Ama şimdi “neden/niçin” soruları eşliğinde herkes kendi tercihini şekillendirmeye başladı.
Mesela:
Ak Partili veya CHP’li veya MHP’li veya DEM Partili bir ebeveynin, çocuğunun siyasi tercihini etkileme ihtimali, vakti zamanında kendi ebeveyninin kendi tercihini etkileme oranından çok ama çok düşük!
Sadece bu kadar da değil;
Herkes için özel anlam ifade eden dinî ve milli bayramlar gibi siyaset dışı ritüeller bile yeni neslin algısında bambaşka bir formata büründü.
Neden hep “Nerde o eski bayramlar…” dediğimizi yeniden düşünmenizi tavsiye ederim.
Sonuç:
Arkadaşlar!
Hayat, her zaman ileri doğru giden bir maceradır.
Hayatın dünle işi olmaz.
Hele bir de, yeni nesli derinden etkileyen, yeni nesil argüman ve düşünsel enstrümanlar doğrudan veya subliminal şekilde baskın hale gelmişse; çok üzgünüm ve söylemek zorundayım ki “eski çamlar bardak oldu” sözünün gerçek olmasından başka alternatif bir zemin kalmamış demektir.
Şu anda yaşananlar, tam da bu durumun özeti…
Son olarak demem o ki:
Bir gençlik şöleni üzerinden ne kimse sevinsin ne kimse üzülsün.
Kimse ama kimse, magazine yorum da yapmasın!
Bu şölen ve güncel realiteden hareketle; bence, ne iktidar zayıflıyor ve sosyolojimi kaybediyorum diye tedirgin olsun; ne de muhalefet iktidarın kaybettiği sosyolojiyi biz kazanıyoruz diye sevinmeye kalksın!
Çünkü,
Sadece değişim de değil; hem değişim hem de kaçınılmaz bir dönüşüm yaşanıyor ve buna “kayıp-kazanç” gözüyle bakmak; çağ kapatıp çağ açmak kadar köklü ve radikal olan bu dönüşümü hiç anlamamak demek olur!
Bugün cereyan eden durum, siyaset üstü ve derin sosyolojik bir kırılma realitesidir!
Burada,
İktidarın da, CHP’nin de, o partinin de bu partinin de, o muhafazakar yapının da bu seküler yaşam tarzının da dikkat etmesi gereken tek şey; bu dönüşüm sürecini en az hasarla ve savrulmadan, nesilsel kopuşlar yaşamadan ve önümüzdeki yıllarda dede-torun iletişiminde tercümana ihtiyaç duymadan nasıl atlatırız demek olmalıdır!
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
