İç politikada her türlü eleştiri amenna ama dış politikada yıkıcı eleştiri aman ha!

İç politikada her türlü eleştiri amenna ama dış politikada yıkıcı eleştiri aman ha!

Siyasi muhalefet ve iktidar muhalifi medyada dile getirilen yorum/iddia ve eleştiriler:
—Devletler Yeni Dünya Düzenine göre pozisyon alıyor…
—Türkiye’de “Terörsüz Türkiye Süreci” başlatan iktidar Suriye’de Şara yönetiminin Kürtlere yaptıklarına göz yumuyor ve hatta destekliyor…
—Suriye Şara ve HTŞ militanlarına bırakıldı…
Filan falan falan…

Öncelikle şunu söyleyeyim:
Bu arkadaşlar daha düne kadar “İktidar, Amerika’ya teslim. Amerika ve İsrail Fırat’ın Doğusu’da SDG/YPG’ye bir terör devleti kurduruyor ama iktidardan ses yok” diye eleştirinin dibine vuruyorlardı.
Peki, Türkiye’nin güneyinde bir terör devleti kurulabildi mi?
Hayır…
Nasıl?
Türkiye’nin Suriye konusunda ABD ve İsrail bağlamında oluşturduğu diplomasi ve ilişki sonucunda…
An itibariyle, Suriye’de eksiklere rağmen üniter bir devlet yapısına doğru ilerleniyor mu? Evet…
Bu durum Türkiye’nin lehine ve tezlerine uygun mu? Evet…
O halde sorun ne?
Laf olsun, torba dolsun kabilinden muhalefet…

Arkadaşlar!

İç siyaset konusuna pek girmiyor ve bildiğiniz gibi pek yazmıyorum.
Kaldı ki,
Ekonomi/hukuk/siyasi haklar/medya vb. gibi konularda iktidar muhalefeti, muhalefet iktidarı sürekli eleştiriyor/suçluyor ve hatta bir diğerini yerden yere vuruyor. Dikkat ettiyseniz bu konularda bile şu haklı/bu haksız, falanca siyaset doğru/filancanınki yanlış gibi yaklaşımlar içinde olmadım ve değilim.
Üstelik bu konularda ne iktidarı ne muhalefeti eleştiriyor; demokratik siyasetin gereği olarak düşünüyor ve müsamaha gösterilmesi gereken durumlar olarak değerlendiriyorum.
Mesela:
“Ekonomide şunlar neden yapılmıyor” deniyor sonra iktidar yapılmıyor denilenleri yapmaya başlıyor; bu defa da “neden bunları yapmaya başladınız” diye eleştiri getiriliyor.
Bu kadar bariz bir çelişki yani…
Ama ben buna bile yorum yapmıyor; siyasette eleştirinin olmazsa olmazlığından dem vuruyor ve hatta zaman zaman çelişkilere gülümseyerek saygı duymak gerek deyip geçiyorum.
Fakat konu dış politika/uluslararası ilişkiler olunca kusura bakmayın ama eşeğin kulağına da su kaçırmanın bir gereği yok.
İktidar iç siyasette başarılı olmayan icraatlar yapıyor olabilir ve eleştirebilirsiniz de…
Ama dış politika üzerinden iç siyasi malzeme devşirmeye kalkmak en basitinden gaflet ve kusura bakmayın ama iç siyasi menfaatler dolayısıyla ülkesel menfaatlerden sarfı nazar demektir.
Ki bu yaklaşım kabul edilebilir bir durum değildir!

Sonuç:
Yok efendim; Türkiye, Suriye ve Ortadoğu’daki kimi konularda Amerika ve İsrail ile gizliden anlaşmış ve bunun gereği adımlar atılmakta…
Vay efendim; Amerika, bölge politikaları konusunda Türkiye’ye bir rol vermiş de onun ifası yapılmakta…
Aman efendim; Türkiye, Amerika’ya İran politikasında destek olacak, Hamas konusunda İsrail için kolaylaştırıcı olacakmış da…
Eğer öyleyse,
Yani Amerika ve İsrail’le bahse konu mevzular ve bölgesel düzen oluşturmada diyalog ve iletişimi tesis edilmişse çok açık söyleyeyim ki; ben de, Türk dış politikasını takdir ediyor ve Türk Devletinin politika yapıcılarını tebrik ediyorum.
Bu demektir ki;
Ülkesel menfaatler için yapılması gerekenler yapılıyor, atılması gereken adımlar atılıyor.
Ve üstelik oldukça da usturuplu yapılıyor demektir.

Açıkçası:
SDG/YPG konusunda ortaya çıkan gelişmeler sonrası oluşan tablo çerçevesinde; başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere Dışişleri Bakanımız ve diplomasi yapıcılarımızın akıllı-akılcı/yerinde ve isabetli diplomasi ile yeni dünya düzeni sürecini doğru okudukları kanaatindeyim.
Çünkü böylesi bir hengame ve kaotik ortamda bundan daha iyisi veya daha az kötüsü emin olun mümkün değildi.

Temel prensip şudur:
Fırtına başlamışsa ve engelleme imkanın da sıfırsa; öncelikle fırtınadan korunmaya ve korunmaya muhtaçları korumaya çalışmak en aklî olandır, en isabetli adımdır.
Kimse kusura bakmasın; rüzgara tüküren kendi yüzüne tükürür. Yel değirmenleriyle savaşmanın bir gereği yok. Çünkü hezimet mukadderdir.
Kim ne derse desin; önce ve öncelikle ülkesel menfaatler…

Umarım;

Önümüzdeki günlerde oluşması muhtemel olan İran ve Irak süreciyle ilgili de benzer adımlar ve politikalar sergilenir; ülkesel menfaatler muvacehesinde hasar ve halel azaltıcı bir yaklaşım oluşturulur.
Ki son MGK toplantısı sonrası yapılan açıklamalar ve Hakan Fidan’ın beyanlarından da İran ve Irak konusunda oluşacak muhtemel risklere karşı hazırlık senaryoları çalışıldığını duymaktan son derece memnunum…


Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları