Terör polemikçilerine rağmen gayet iyi giden Terörsüz Türkiye Süreci’ne dair düşüncelerim
Terörsüz Türkiye Süreci’nde belki de en önemli eşik aşıldı ve Türkiye’nin terör realite ve arşivinde bir devir sona eriyor.
Konuyla alakalı öyle farklı/garip hatta absürt yorumlar işitiyorum ki; adeta gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmak kabilinden.
Arkadaşlar!
Türkiye önemli bir coğrafya ve her türlü küresel değişime rağmen hala önemli.
Ortadoğu önemli bir bölge ve her türlü değişime rağmen hala çok önemli ve belirleyici.
Buradan hareketle;
Türkiye gibi bir ülke ve Ortadoğu gibi bir bölgenin kaderi belirlenirken veya yeni bir konsepte geçilirken bölge sakinlerinden biri veya birileri kalkıp da “Biz kendi kaderimizi kendimiz tayin edeceğiz; harici ülkeler veya güçler bize karışamaz” diyemez.
Kaldı ki dese bile bunda muvaffak olamaz!
Ben size idealiteden değil realiteden ve var olan gerçeklikten bahsediyorum.
Hamaset yapmıyorum, içi boş laf etmiyorum. Çünkü günümüz küresel sisteminde münferiden hareket edip bağımsız karar alma söylemleri gerçekten hamasetten başka bir şey değildir.
O halde nedir?
Küresel sistemin dengeleri değişmeye başladıkça, bölgesel konjonktürler de değişir. Hatta planlanan şekilde değişmeye mecburdur.
Hal böyleyken ve yeni küresel sistem çerçevesinde yeni bir Ortadoğu konjonktürü planlanmış ve uygulamaya konulmuşken kalkıp da bunu görmezden gelmek veya kendini azade tutacağını sanmak tek kelimeyle safdillik olur ve basiretli devlet adamlığına da yakışmaz.
İşte Sayın Bahçeli ile başlayan ve Sayın Cumhurbaşkanının kararlılığı/soğukkanlılığı ile devam eden Terörsüz Türkiye Süreci de, bahsettiğim yeni bölgesel konjonktürün “olacak” denilen şıklarından biridir.
Nasıl bundan 40-50 yıl önceki devrin konjonktürü, Türkiye’nin irade ve inisiyatifine mugayir şekilde PKK Terör Örgütünü doğurdu ise; bugünkü konjonktür de, PKK Terör Örgütünün bitmesini iktiza ediyor.
Bu noktada, kim ne derse desin; Türk devlet politika yapıcıları ve iktidar, başarılı ve basiretli bir devlet adamlığı sergilemektedir.
Rüzgara tükürmek, tükürene bir şey kazandırmayacağı gibi zarar ve ziyana sokar.
Son 7-8 yıldır hep anlattığım gibi, güç ve aklı elinde tutanlar yeni bir dünya düzeni inşasına başladılar ve dolu dizgin ilerliyorlar.
Bu bağlamda; Ortadoğu ve Türkiye de, önemli bir coğrafya olarak bu yeni düzenin önemli bir vetiresidir.
Bir kesim Türk medyasının klasiğidir; peki, 40 yıllık geçmiş ne olacak? Verdiğimiz kayıpların hesabı sorulmayacak mı veya teröristler düz ovada siyaset mi yapacak?
Arkadaşlar!
İnsanlar/vatandaşlar duygularıyla hareket edebilirler ama devletler edemez!
Medya olarak yangına körükle gitmeye gerek yok!
Şehitlerimiz/kayıplarımız/ziyanlarımız bizim kanayan yaramız ve her dem de unutulmayacak ama trajediden beslenen melankolik arabeskçilik yapmak da ne devlete ne de millete bir şey kazandırır!
Bunun hesabını kim verecek/kim halka anlatacak/kim izah yapabilecek?
Devlet hesap vermez arkadaşlar! Devlet, o an geldiğinde bünyeye sirayet etmemesi için kangren olan parmağı keser ve atar!
Çünkü devlet geçmişi unutmaz ama asıl milletin geleceğinin kararmaması veya daha da aydınlanması için bazen acı/acılı ve iki kötüden birini seçmek şeklinde kararlar alabilir. Hatta almak zorundadır!
O yüzden de, sureti haktan görünüp geçmişin acılarını kaşıyarak kimse acı yarıştırmamalı ve olumlu kısmı daha fazla olan adımlara çomak sokmamalıdır.
Hem ben bakıyorum;
Bugün Terörsüz Türkiye sürecine dair ilerlemeyi eleştireler, ne griptir ki dün de “neden terörsüz Türkiye süreci başlatılmıyor/iktidar neden bu minvalde adımlar atmıyor” diyenlerle aynı kişi ve kesimler!
Tek bir soru soruyorum:
Geçmişi bugüne taşıyarak yarınları gözden kaçırmak mı yoksa geleceğe dönük yeni ve daha olumlu bir ülke inşası mı?
Sonuç:
Tüm negatif yanlarına/dezavantajlarına veya handikap görünen boyutlarına rağmen Terörsüz Türkiye Süreci, Türk devlet ve milletinin hayrınadır, olması gerekenin olması gereken vakitte en uygun şekilde oldurulmasıdır. Bu süreç, Türk devlet ve iktidar yetkililerinin konjonktürü doğru okumaları ve artısı fazla olan bir imkan yaratmalarıdır.
Bu süreç, gayet de başarılı bir noktaya gelmiştir ve inşallah herhangi bir provokasyona maruz kalmadan başarıyla hitama erdirilecektir.
Yok Öcalan şöyle olacakmış/vay dağdakiler düz ovaya inecekmiş/aman Avrupa’daki teröristler gelip siyaset yapacakmış…
Bu ve benzeri tuzak/polemiksel ve provokatif söylemlere cevabım şudur:
Terörün bitmesi ve ülkenin selameti için şeytanla görüşülmesi gerekiyorsa, kesinlikle görüşülmesinden yanayım!
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.