Trump ve arkadaşları: Yeni nesil yıkım ekibi
Trump Petrol şirketlerini toplamış ve Venezuela petrollerine yatırım için 100 milyar dolar istemiş.
Petrol şirketleri dudak bükmüş ve şartlar yatırıma pek de elverişli değil demiş.
Ama Trump bu parayı alır mı; kesin alır.
Ya seve seve verirler ya da istemeye istemeye…
Çünkü bu para sadece Venezuela yatırımları için değil başka şekilde de Trump’a lazım.
Mesela;
Grönland’ı satın almak için vermeyi düşündüğü 20-30 milyar doları da buradan mı karşılayacak ki acaba?
Deniyor ki, daha önce 1946’da başkan Truman da satın almak istedi ama Grönlandlılar “biz satılık değiliz” dedi ve teklifi geri çevirdi.
Böyleyken, Vikingler’den Trump nasıl alacak?
Arkadaşlar!
Tam da olay bu işte; İkinci Dünya Savaşının bitişiyle birlikte Truman’la başlayan yeni dünya düzeni şimdi yeniden düzenleniyor.
Düşünün;
1944-45 yılında yapılmış ve o devrin en büyük nişanesi olmuş devasa bir inşaatın yerine yeni bir inşaat planlanmış.
Nasıl olacak?
Tabi ki var olan/eski inşaat görkemli ve muhteşem bir şekilde yerle bir edilerek…
Ve şuanda yıkım zamanı ve yıkım ekibinin başında da Trump var.
250. Yaşına giren ABD tarihinde eminim ki “benim uluslararası hukuka ihtiyacım yok” diyen ve Birleşmiş Milletler Hukuk komisyonu da dahil 80 civarı uluslararası mutabakattan çekilen bir ABD başkanı daha olmamıştır.
Adam, “ya hukuk” diye soran gazeteciye “benim hukukum vicdanımdır” diyebiliyor.
Yani olmayan bir şeyi referans gösterebiliyor.
Bakınız:
2025 yılında bütün ülkeler savuma bütçelerini artırmalarına rağmen ABD’nin 900 küsur milyar dolarlık bütçesi, Çin/Rusya/İngiltere/Hindistan da dahil dünyanın toplam savunma bütçesinin yüzde 37 civarına tekabül ediyordu.
Bununla yetinmeyen Trump ne yaptı?
2026 savunma bütçesini 1 buçuk trilyon dolara yükseltme kararı aldı.
Bu ne demek?
Dünya savunma bütçesinin yüzde 60 civarı demek…
ABD Savunma Bakanlığının adını Savaş Bakanlığı olarak değiştirdi.
Dünya tüm bu gelişmeleri sanki Trump’ın yönetsel fantezileri gibi algılıyordu. Ama Venezuela gerçeği fanteziden çok öte olduğunu cümle aleme gösterdi.
O yüzden bugüne kadar bildiğiniz/varlığına güvendiğiniz/referans aldığınız tüm normları unutun.
Allah aşkına Venezuela olayı Hitler’in Çekeslovakya işgalinden daha beter değil mi?
Adam ilklerin adamı olmayı ve bunun için de gerekirse en olmaz denileni oldurup sonra da “olmazları nasıl olur hale getirdim görünüz” demeyi maharet sayıyor.
Bilindik parametrelerle değerlendirme yapıp deniyor ki;
Yok efendim, İran konusu daha farklıymış,
Vay efendim, Danimarka ile bir ihtilaf NATO’ya halel getirirmiş,
Aman efendim, bölgesel tarihsellik bazı şeylere müsaade etmezmiş…
Diyorum ki;
Adam tarihi değiştirme/yeni tarih yazma ve tarih olma peşinde. Daha ne diyorsunuz siz öyle veya böyle diyerek…
Bugün-yarın/belki de bir hafta içinde İran konusunda olacakları görün,
Grönland konusunda nelerin dayatılacağını izleyin,
Küba’ya neler neler yapılacağına iyi bakın…
Boşuna ben Kralım demiyor. Emin olun magalomanik/narsist gibi gördüğünüz her sözü bir plan dahilinde ve bir şeylere zemin oluşturma bağlamında söylüyor.
Diğer bir husus:
Olmaz/hiç olmaz denilen tek bir şey olduktan sonra her şey olurlaşır ve artık hiçbir şey olmamış gibi olmaz.
Cin şişeden bir kere çıktı mı; artık çıkmıştır ve çıkmamış gibi davranmak gerçeğe gözünü yummaktan başka bir şey değildir.
Hele de, en kuralsız denilen bir şey çok kolay bir şekilde yapılmışsa artık kural/kaide/hukuk teferruattır.
Unutmayın:
Artık hiçbir ülke, devlet, coğrafya, yönetim ve lider güvende değildir. Her an herkesin başına herhangi bir şeyin gelmesi muhtemel ve mukadderdir.
Son olarak:
“Bugün itibarıyla Suriye’de, SDG’nin elinde bulunan Eşrefiye/Maksud ve Zeyd mahalleleri rejim güçlerinin kontrolüne geçti ve YPG’liler Halep’i terketti/kaçtı” deniliyor.
7 Ocak’ta/Rejim Güçleri Halep’teki SDG’lilere saldıracak dendiğinde ne demiştik:
“SDG buraları zaten teslim edecek ama öte yandan da Rejim’in gücü var gibi görünsün diye Şara güçleri almış gibi görünecek…
Olayın özeti bu.
Bu neyi getirecek?
Fırat’ın Doğusundaki SDG yönetiminin daha bir özerkleşmesi ve kabul görmesini…
Ama hala ve henüz lazım olan Şara güçlerinin de itibarını koruyarak…”
Bugün televizyonlar ne diyor?
“Rejim güçleri şöyle ablukaya aldı/böyle vurdu/böyle indirdi/şöyle saldırdı ve Halep’i SDG’den arındırdı.”
Ne diyelim; hayırlı olsun. Bol keseden atmanın sağlığa zararı yok. Allah her insana bir ağız vermiş; ağzı olanın konuşması da gayet normal…
Bu arada Türkiye başta olmak üzere bütün bölge Kürtlerine bir tavsiye ve tespitim var:
Amerika’nın bu bölgede hem en çok istifade edip ve en çok söz verip, hem de en çok sözünde durmadığı tek kavim Kürtlerdir.
Sayısız örneklerle sabittir.
O yüzden, Amerikalılarla işbirliği ve ortaklık yaparken İngilizlerin tabiriyle “Watch your step/Adımlarına dikkat et!”
Çünkü sadece Kürtlere mahsus değil; genel boyutla özellikle Ortadoğu’da herkese karşı Amerikalıların en bariz özelliği “eğit-donat” değil; “kullan ve at” pratiğidir.
Söylemezsem olmazdı…
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

M. T.
Hakan M.
Oğuzhan
Semih
Melih
T. A.
Mehmet Ç.
A. D.
H.S.
B.A.