2001 Sendromu ve Ecevitides Girdabı
Sarkastik şekilde “Buyurun benim” diyerek telefonu açtım.
Acelesi var gibi direk konuya girdi.
Ve,
Dedi ki:
Hocam!
2001’in siyasi atmosferini düşünüyor musun hiç?
Dedim ki:
Düşünüyorum…
Dedi ki:
Düşünüyorsun ama nece düşünüyorsun hocam!
Dedim ki:
Madem düşünmezliğimi düşünüyorsun; anlat da anlayayım!
Dedi ki:
Hocam!
Bu memlekette, sosyolojinin doğal tepkisel refleksini beklersen çok beklersin.
Evet,
Sosyoloji siyasetten büyüktür ama bu teorik analiz bu memlekette geçmez.
Fakat,
Bugün yaşananlara bakınca,
Güncellenmiş bir 2001 atmosferi yaşıyoruz…
Sanki 2001’de Ecevit iktidarına sunulan alterentifsiz alternatifler bugünün iktidarına sunulmuş!
Dedim ki:
Ben komplo teorilerinden, göndermeli anlatımlardan anlamam! Basit/sade/yalın anlat da anlayabileyim!
Dedi ki:
Satış başladı…
Hisse satışı değil ha; siyasi satış başladı!
Hisseler/fonlar ve fahiş üstü kazançlar sebep değil sadece sonuç…
Malum son mukadder…
Ama
Aslolan şudur ki; o son yaşanana kadar bu hamur daha ne kadar suyu pis edecek, hiç edecek, kirletecek!
Dedim ki:
İktidarın kurdu yine iktidar mı? Yani çıkış yok mu?
Dedi ki:
Bir konuşmamızda sen demiştin ki; “Namus sahibinin kulağı sağır olur.”
Ben de şimdi diyorum ki; tam da bunu yaşıyoruz!
İktidar,
2001 siyasi tuzağında ve kırk katır mı kırk satır mı girdabında…
Ne demiştim sana hocam; bu iktidar, krizleri sever ama kendi çıkarttığı krizleri…
Fon Dolandırıcılığı Krizi ise,
İktidar kontrolü dışında ve kendini var eden bir kriz…
Tam bir keriz silkeleme
Ama,
Asıl kim keriz?
Fon dolandırıcılığı krizi
Ve,
Sonrasında iktidarca sergilenen aktif pasiflik,
Liderin mutlak otoritesini kaybettiğinin
Ve,
Yönetilmezlik realitesinin en büyük nişanesidir.
Dedim ki:
Hayırdır… İktidar içi paralel yapılar mı var yoksa?
Dedi ki:
Hah; şimdi kafan basmaya başladı işte…
Hocam!
FETÖ, devlet ve iktidar için bir parallel yapıydı… Sonlandırıldı…
Fakat,
FETÖ boşluğunda öyle paralel yapılar oluştu ki… Önce devletten semirdiler şimdi birbirinin kanına aş eriyorlar!
Bu yapılar, bir diğerine galebe çalmak için iktidarı düşürmeye bile razılar!
Dedim ki:
…ama Reis devrede artık; cerrahi operasyon gibi işin ucu nereye varırsa varsın hesabı kesecekmiş…
Dedi ki:
Güldürme beni… Komiklik mi yapmaya çalışıyorsun!
Ayrık otları bu denli sarmışsa gövdeyi; olan ve olacak olan sadece gövdenin daha da zayıf düşmesi.
Sana demiştim ki; koca bir ağaç nasıl devrilir bilir misin…
İşte bu an, o an; bekle ve gör…
Gövde içten kemirilmiş, gövdenin içi kurt dolmuş ama boya-badanayla gövdeniz zaafı setredilmeye çalışılıyor…
Hocam!
Ahmet Kaya’nın “Bir Veda Havası” diye bir şarkısı vardı.
Orada şöyle der:
Vakit tamam, seni terk ediyorum…
Aşksa bitti, gül ise hiç dermedik
Bul kendini kuytularda, hadi dal…
Seninle bir bütün olabilirdik
Hoşça kal gözümün nuru, hoşça kal!
Dedim ki:
Bu kadar vahim mi yani?
Dedi ki:
MÖ-400’lü yıllar ve Atina Devleti…
Peloponnez Savaşı…
Atina neden kaybetti biliyor musun?
Platon Devlet isimli kitabında şöyle anlatır:
“Atina’nın surlarını Spartalılar yıktı ama Atina’yı asıl yıkan şey Kendi Kibri, İç Çekişmeleri ve Aklı Mahkûm Etmesiydi..
Surların yıkılması dış bir sonuçtur; asıl yıkım adalet ve ahlakın çöküşüdür.”
Tukidides ise “Atina’nın dışarıdan gelen bir darbeyle değil, kendi içindeki cehalet, yolsuzluk, hırs veya popülizm yüzünden yıkıldığına” şiddetle vurgu yapar!
Biliyor musun hocam; asıl acı olan nedir?
Bu Atinalılar, Poleponnez savaşı öncesi Meloslular saldırmış ve adeta bir kıyım yapmışlardı.
Bu savaş Atinalılar için ahlaki çöküş ve kibrin zirvesi olmuştu.
Ama,
Kaderin ne garip cilvesidir ki Peloponnez savaşında ağır bir yenilgiye uğrayınca Atinalıların aklındaki tek soru neydi biliyor musun?
“Acaba
Meloslulara yaptığımızın zulmün aynısı bizim de başımıza gelecek mi?" korkusu…”
Diyecek bir şey bulamadım…
Sadece sustum ve düşüncelere daldım..
“Ne oldu hocam; sıkıldın galiba…” dedi ve şak diye telefonu kapattı…
Sıkılmak değil de; ufukta görünenlere karşı ne denebilirdi ki…
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.