05.12.2018 01:59 Güncelleme Tarihi: 05.12.2018 02:32

Kendime öğütler (2) 'Bu da geçer yahu…'

Kendime öğütler (2) Bu da geçer yahu…

Dervişin biri, uzun ve yorucu bir yolculuktan sonra bir köye ulaşır.

Karşısına çıkanlara, kendisine yardım edecek, yemek ve yatak verecek biri olup olmadığını sorar.

Köylüler, kendilerinin de fakir ve zar zor geçindiklerini söyler ve Şakir ve Haddad diye varlıklı, işi gücü yerinde iki çiftlik sahibi olduğunu ve onlara gitmesini tavsiye ederler.

Derviş oradan ayrılır ve Şakir’in çiftliğine doğru yönelir..

Derviş, Şakir’in çiftliğine varır.

Çok iyi karşılanır, iyi misafir edilir, yer içer, dinlenir.

Şakir de, ailesi de hem misafirperver hem de gönlü geniş insanlardır…

Yola koyulma zamanı gelip, Derviş Şakir’e teşekkür ederken; “Böyle zengin olduğun için hep şükret.” der.

Şakir ise Dervişi uzun uzun düşündürtecek mütefekkirane şu cevabı verir:

“Hiçbir şey olduğu gibi kalmaz.
Bazen görünen, gerçeğin kendisi değildir.
Bu da geçer…”


Birkaç yıl sonra, Derviş’in yolu yine aynı bölgeye düşer.

Yolda rastladığı köylülerle sohbet ederken Şakir’den söz eder.

Haa o Şakir mi?” der köylüler,

O iyice fakirledi, şimdi Haddad’ın yanında çalışıyor” derler.

Derviş hemen Haddad’ın çiftliğine gider, Şakir’i bulur.

Eski dostu yaşlanmıştır, üzerinde eski püskü giysiler vardır.

Üç yıl önce bir sel gelmiş bütün sığırları telef olmuş, evi yıkılmıştır.

Toprakları da işlenemez hale gelmiştir.

 Artık tek  çare, selden hiç zarar görmemiş olan Haddad’ın yanında çalışmaktır.

Şakir ve ailesi üç yıldır Haddad’ın hizmetkârıdır.

 
Şakir, bu kez Derviş’i son derece mütevazı olan evinde misafir eder.

Kıt kanaat yemeğini yine aynı cömertlikle ve yürekten onunla paylaşır…

Derviş, vedalaşırken Şakir’e olup bitenlerden ötürü ne kadar üzgün olduğunu söyler.

Şakir ise mütevekkil bir sesle;

“Üzülme…

Unutma, bu da geçer…”


 
Derviş ya, işi hikmeti ararcasına gezmektir.

Çok zaman sonra bir gün, yolu yine o köye düşer.

Şaşkınlık içinde olan biteni öğrenir.

Haddad birkaç yıl önce ölmüş, ailesi olmadığı için de bütün varını yoğunu en sadık hizmetkârı ve eski dostu Şakir’e bırakmıştır.

Şakir, Haddad’ın konağında oturmaktadır, kocaman arazileri ve binlerce sığırı ile yine yörenin en zengin insanıdır.

Derviş eski dostunu iyi gördüğü için ne kadar sevindiğini söyler.

Şakir yine tevekkül ve tefekkür içinde cevap verir:

“Bu da geçer…”

 
Bir zaman sonra Dervişin yolu o güzergahtadır.

Şakir’e uğramak, iki kelam etmek ister.

Şakir’i sorar köylülere.

Ona bir tepeyi işaret ederler.

Çünkü Şakir ölmüştür.

Derviş hemen o tepeye gider.

Bakınır bakınır ve Şakir’in mezarını görür.

Mezar taşında; “Bu da geçer” yazıyordur.

Derviş, “Ölümün nesi geçecek?” diye düşünür ve gider.

Ertesi yıl Şakir’in mezarını ziyaret etmek için geri döner; ama ortada ne tepe vardır ne de mezar. Büyük bir sel gelmiştir, tepeyi önüne katmış götürmüştür,

Şakir’den geriye ne bir mezar, ne mezartaşı ne de bir iz kalmıştır…

O yıllarda ülkenin sultanı, kendisi için çok farklı bir yüzük yapılmasını ister.

Öyle bir yüzük olmalıdır ki; sultan kederliyken huzuru, huzurluyken  ise kederi hatırlatsın ister..

Hiç kimse sultanı tatmin edecek böyle bir yüzüğü yapamaz.

Bir gün sultanın adamları bu bilge dervişi bulur, yardımını isterler.

Çünkü, Sultan yüzük işine takmıştır.

Derviş, sultanın kuyumcusuna hitaben bir mektup yazıp verir.

Kısa bir süre sonra yüzük sultana sunulur.

Sultan önce bir şey anlamaz,

Çünkü son derece sade bir yüzüktür bu.

Derken üzerindeki yazıya gözü takılır, biraz düşünür ve yüzüne büyük bir mutluluk ışığı yayılır. Yüzüğün üzerinde Bu da geçer yazmaktadır.”

Sular yükseldikce balıklar karıncaları yer,

Sular çekildikce de karıncalar balıkları yer.

Kimse bugünkü üstünlüğüne gücüne güvenmemeli...

Çünkü kimin, kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir.


Kıssadan hisse…

Asıl maharet; özellikle varlıktayken yokluğu, sağlıktayken hastalık ve ölümü, iktidarken El-Muktedir’i (Allah’ın muktedir ismi) unutmadan yaşayabilmektir.

Maharet; hesap yaparken Allah’ın hesap yapıcıların en büyüğü olduğunu unutmamaktır.

Maharet; ne olursak olalım, fani dünyada bir “fani” olduğumuzu asla akıldan çıkartmamaktır.

Ve maharet; bugünkü güce, kudrete, üstünlüğe güvenmeden, her dem; “Bu da geçer yahu” sözünün ruhuna muvafık ve mutabık bir hayat yaşayabilmektir.