03.06.2019 02:52 Güncelleme Tarihi: 03.06.2019 03:01

Suskunluk Sarmalı..

Suskunluk Sarmalı..

Bir dostla ülkenin ekonomi, eğitim, adalet, sanayi vb. politikalarına dair bir şeyler konuşmaya başlıyorsun. O dost hemen uyarıyor; bunları telefonda konuşmayalım…

Muhalefetin eksiklerini, zaaflarını, muhalefetsiz muhalefetini, iktidarın iyisine bile kötüdür demesini eleştiriyorsun; hemen AKP yalakası, yandaş ve iktidar tetikçisi oluveriyorsun.

Zihinsel düşüncene ve eleştirel paradigmana uygun bir yazı, söz veya makaleyi sosyal medyadan paylaşmak istiyorsun; “aman ya paylaşmayayım.. n’olur, ne olmaz…” diyerek vazgeçiyoruz.

Hatta birisi başlıyor hemen; “filancanın başına geleni okumadınız mı, falanca kişiye paylaşımından dolayı neler olmuştu, görmediniz mi. sokağa çıkamaz hale gelirsiniz, yoksa.” gibi gibi susulmanın gereğine dair delillendirmelere…

Hatta şuanda siz okurların; “ben de, ben de böyle düşünüyorum ama ne yapalım, korkuyor ve susuyoruz… Aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık” dediğini duyar gibiyim.

Bütün bu pratikler topluma hakim olan suskunluk sarmalını tetikliyor ve artırıyor.

Peki konuştuklarımız, konuşacaklarımız, paylaşacaklarımız, beğeneceklerimiz devletin birliğine ve beraberliğine, demokratik zemine anayasaya, kanunlara aykırı mı…

Yoksa müzmin muhalif güdülerle mi hareket ediyoruz.!

Yanlışa yanlış demek, yürüyen atın başına mı vurmaktır.!

Tabi ki hayır…

Peki, herkes taraf olduğu grup veya siyasetin her yaptığını ve dediğini doğru kabul etmek zorunda mı.!

Oy verdiğin partinin uygulamalarını eleştirmek, mutlak bir yasak mı.!

Oy vermediğin partiyle ilgili fikir beyan etmek sana hak ve had değil mi.!

Susmayıp AK Parti’yi de, CHP’yi de eleştirsen hemen bir duvar örülüyor karşına.

Seküler kesimi de, Muhafazakarları da içeren değerlendirme yapsan durum yine aynı.

Karşılaştığın, katı bir defans ve akabinde belden aşağı vuruşlu, linç…

Yoksa, vatandaş olarak görevimiz sadece oy vermek ve ne yapılıyor ise bir hikmeti var deyip susmak mı.!

Tabi ki hayır…

Ama neden garip bir korku, endişe ve kaygı içindeyiz.

Adeta bir suskunluk sarmalı herkesi sarmış, sarmalamış…

Peki, nedir bu “Suskunluk Sarmalı”…

Alman Bilim Kadını Elisabeth Noelle Neumann bu kuramında; Kişinin kendi kişisel düşüncelerini başkalarının ne düşündüğüne bağlamasına dair psikolojiyi irdeler.

Teoriye politik pratik bağlamında bakarsak;

“Siyasetçiler kitle iletişim araçlarını kullanarak egemen görüşü elde etmek ister. Yani sesi yüksek çıkan, mikrofona sahip olan, medyaya hükmeden olmak ister.


Aslında var olan gücünü olduğundan fazla göstermeye çalışır.

Medyayı onun için kullanır hatta farklı görüşlere olanak sağlanmadığı için; sen de “sürüden ayrılan kuzuyu kurt kapar” mantığı ile, farklı düşünürsen kendini yalnız hissedersin.

Yalnız hissettiğin için farklı görüşünü söylemeye çekinirsin.

Ben söylemeye çekindim, sen söylemeye çekindin, diğerleri söylemeye çekindi.

Aslında biz de varız. Belki bizim sayımız bile daha fazla ama birbirimizin farklı düşündüğünü bilmediğimiz için bir Suskunluk Sarmalı oluşur ve sen sustukça birileri de susar ve bu suskunluk sarmalı zaman içerisinde tüm farklılıkları öldürür.

Farklı düşünceler susunca herkes aynı düşünüyormuş algısı oluşur ve böylelikle, susanlar suskunluk sarmalını daha da büyütürler.

Suskunluk suskunluğu getirir ve bu, demokrasinin kaynağı farklı görüşlerin dile getirilmesi gereken ortamın yok olmasına neden olur. 

Özetle; eğer savunduğunuz fikir, toplumun genelinde kabul görmüyorsa, onu söylemekten vazgeçersiniz.”


Suskunluk Sarmalına Mahalle Baskısı da diyebiliriz.

Bugün sanki kesif bir “Suskunluk Sarmalı” girdabındayız.

Herkes herşeyin farkında, herkesin söyleyecek çok sözü var ama herkes suskun veya herkes heryerde herşeyi konuşamıyor/konuşmuyor veya inandığı, düşündüğü gibi konuşmuyor/konuşamıyor.

Mesela, entelektüel diye vasfedilen biriyle kendince güvenli bulduğu bir ortamda sohbet ediyorsun; neler neler söylüyor.

Ama aynı kişi akşam  TV’de bir tartışma programına çıkınca; söylediklerine şaşırıyorsun.

Birebir sohbet esnasında konuşan sanki o değilmiş gibi…

Sağı solu yok bunun. Her mahallede durum böyle.

“Yuşa Peygamber’e Allah buyurdu;

Ey Yuşa! Ben senin kavminin iyilerinden 40 bin, kötülerinden 70 bin kişiyi helak edeceğim.

Yuşa Peygamber şaşırdı ve dedi:
Ya Rabbi! 70 bin kişi kötü ise kullar senindir.
Azap edersin, hak senindir.
Kim ne karışır…
40 bin kişi buyuruyorsun ki; iyidir bunlar.
Hikmetini öğrenmek için; niye helak ediyorsun? diye sorar.

Mevla buyurur ki: Bunlar iyidirler. Ama kötülerle içli dışlıydılar. Kötülerin kötülüklerine sessiz kaldılar.”

“Dünya yaşamak için tehlikeli bir yer; kötülük yapanlar yüzünden değil, durup seyreden ve onlara ses çıkarmayanlar yüzünden.”(Albert Einstein)

“Ben yanmasam, sen yanmasan, biz yanmasak,

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…”( Nazım Hikmet)

“Müsademe-i efkardan Barika-i hakikat doğar” (Hakikat Güneşi fikirlerin çatışmasından doğar) Namık Kemal..