Toplumsal nefret ve muhabbet arasındaki ince çizgi ve Ak Parti tabanının isot tarlası
“Nefret duygusunun kölesi olmak…”
Bizim Kirpi, Türkiye’deki toplumsal psikolojiyi değerlendirirken bu cümleyi kurmuş.
Güncel olumsuzluklardan hareketle kurmuş…
Ama,
Değerlendirmesinde dün-bugün/sağcı-solcu/muhafazakar-seküler ayrımı yapmaksızın genele şamil bir perspektif ortaya koymuş.
Bence,
Gayet isabetli bir tespite de ulaşmış…
Bu değerli değerlendirmeye bir ekleme de ben yapıp şöyle bir cümle kuracağım:
Nefret duygusunun kölesi olabilen toplumlar aynı zamanda müfritane muhabbetin de esiri olmaya çok meyyaldirler…”
Bu tespitten hareketle güncele gelip bir değerlendirme yapacak olursak;
Düne kadar,
Sorunlu pek çok ana konuda, tabanının muhalife nefret kendisine koşulsuz muhabbet duygusunu kullanan
Ve,
Haksız olduğu konularda bile tabanını ikna edebilen iktidar,
Bugün,
Fon Dolandırıcılığı Kriziyle bailayan süreçte tabanını iknada müthiş bir zorluk çekiyor.
Nefret ve muhabbet duygusunu konsolide edemiyor
Ve,
Artık ahali “bu dişi deve erkek devedir ve “dindar neslin” anasının ak sütü gibi helalidir” siyasetine pirim vermiyor!
Neden?
Çünkü,
Yeni Nesil Ak Parti Ebabilleri gagalarındaki kurşun taşları kendi kurşun askerlerinin üzerine attılar.
Çünkü,
Ak Parti hırkası giyen dervişler Ak Parti’ye hırka diken müritleri soydular!
Çünkü,
Ak Parti tabanı “ölüyü soydun, diriyi soydun; hadi neyse ama bu yetmiyor gibi şimdi kalktın ve bizi kabak gibi oydun!” uyanışını yaşamaya başladılar!
Peki,
Erdoğan’ın “ne mutlu bize ki bizi sorgulayan bir tabanımız var” sözü tabansal tepkiselliği tenkis edecek veya sükunete erdirecek mi?
Bunu zaman gösterecek…
Ama,
Ne yapılırsa yapılsın “çoklu organ yetmezliğiyle malul” ve oldukça yaşlanmış/yıpranmış bir bünyenin artık iflah olmayacağı aşikar…
Çünkü,
Bu toplumda,
Müfritane muhabbetten, nefret hanesine geçiş öyle hızlı ve kolay ki…
Bu toplumda,
Daha ne olduğunu kendin bile fark edemeden kahraman da olabilirsin hain de…
Bu toplumda,
Orta nokta yok; “ya sev ya terket/ya bendensin ya değilsin/ya benimsin ya topraksın/ben varsam her şey tamam, ben yoksam her şey eksik” gibi negrofilik/hiççi ve toptancı bir nefretizim ve muhabbetizasyon hakim…
O yüzden,
Din ve dinsel söylemin tabansal konsolidasyonda en etkili araç olduğu bu toplumda,
Sen, sorumluluk mercindeki bir iktidar olarak kalkar da; bu toplumun cebine parmak sokanları “nefsine yenilenler/şeytana uyanlar” diye hafifsersen,
Tövbe kapısı açarak hırsızlığı setretmeye kalkarsan,
Ve,
Adaleti geciktirip, failleri adaletten kaçırmak için nisyana sığınırsan; işte o zaman düne kadar “dişi deve erkektir” söylemine “evet öyle” diyen muhabbette sınırsız tabanın, “dişi deve dişidir” söylemine bile “acaba?” diye bakar ve hatta “kesin vardır bunda da bir hinlik” diyerek muhabbetini nefretle ikame etmeye başlar!
Bu ise kaçışı, kaçış sonlanışı, sonlanış da yeni bir başlangıcı getirir!
Ve,
Bu meratip mukadderdir, kaçınılmazdır!
Son soru:
Peki, gelen daha mı iyi olacak?
Sen, işleri bu noktaya getirirsen,
Gelenin kimliği ve gidenden daha iyi olup olmayacağına, gidenin ise mumla aranıp aranmayacağına kimse bakmayacaktır!
Neden?
Çünkü,
Urfalının isot tarlasına girmeyecektin!
Fıkra şu:
Urfalılar kahvehanede… Domino oynuyor…
Bir vatandaş koşarak gelir ve “Fransızlar Antep’i geçmiş Urfa’ya geliyor” der.
Kimsede tık yok ve oyuna devam…
Bir zaman sonra başka biri gelir nefes nefese:
“Fransız Urfa sınırına girdi…”
Yine tık yok ve oyuna devam…
Epey bir süre sonra, bu defa kan-ter içinde başka bir vatandaş gelir ve adeta haykırırcasına der ki:
“Fransızlar, nah falanca yerdeki isot tarlasına girdi!”
Kahvehanedeki herkes ayaklanır; kimisi baltayı, kimisi kazmayı, kimisi küreği alır,
Ve,
“Ulan! Sen isot tarlasına nasıl girersin!” diyerek saldırıya geçerler…
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.