İrfan Salcı

İrfan Salcı

Bayram gelmiş neyime kan değer ekmeğime

Rabbim nasip etti bir Kurban Bayramı’nı daha idrak ve ihya ettik…
Bayram gelmiş neyime kan değer ekmeğime
Ardından Taşköprü ilçemizde yıllardır olduğu gibi sarımsak festivali yapıldı. Memleketimizde böyle bir mahsulün çıkması, işçilerimizin ve çiftçilerimizin bundan gelir elde etmesi çok güzel. 

Allah çiftçilerimize ve işçilerimize hayırlı, bol kazançlar versin.

Tabi bu güzelliklerin yanında dertlenmemiz gereken ve aslında çoğu uza dertlendiği konulara değin emek de eksiklik olur. 

Bizler ya da toplumun bir kesimi bayram yaparken, festivaller, şenlikler düzenleyip doyasıya eğlenirken, perde arkasında hepimizin ağız tadını bozacak işler döndüğüne dair haberler de duyuyoruz. 

Kastamonu ya da Taşköprü Sarımsağı adına festival düzenliyoruz ama arkada Çin sarımsağı, Hint sarımsağı, Trakya sarımsağı ekene, dikene, bunlar Taşköprü sarımsağı diye satana; memleketine, yediği ekmeğe ihanet edene karşı en ufak bir tedbir almıyoruz. 

Eğlenmek güzel. Fakat, bastığımız zemin altımızdan kayarken, bindiğimiz dal kırılırken eğlenmek biraz tuhaf, hatta tuhaf ötesi. 

Sarımsak sektöründen ekmek yiyen üreticinin, çalışan işçilerin sorunlarıyla kimsenin ilgilendiği yok. 

Bu sene sarımsak para ediyor hamdolsun ama para etmediği yıllarda zarar eden çiftçiden yana bakan, halini soran da yok. 

Sarımsakla ilgili sanayi yatırımları yok. 

Hasılı yok, yok, yok. 

Bu sektörde çalışan işçilerin sorunları da var elbette. Yazık ki onları umursayan, çığlıklarını duyan, bilen, ilgilenen yok…

Günlerce, haftalarca tarlalarda çalışıp hak ettiği yevmiyeyi hiç alamayan, üç beş ay, belki bir iki yıl sonra alabilen insanlar var. İşçiyi sömürmeyi, piyasayı dolandırmayı adet edinenler var. Pek çoğu biliniyor ama bunu sorun gibi gören, umursayan yok. 

Son yıllarda ülkemize gelen mülteciler inşaat sektöründen sonra en çok tarım ve hayvancılık sektöründe iş bulup çalışıyorlar. Bu çok olumlu bir gelişme aslında. 

Bitmek üzere olduğunu iddia ettiğimiz tarım ve hayvancılığımız adına can simidi, can suyu gibi bir şey. 

Ancak;
Tarlalarda, mağazalarda, ahırlarda mezralarda çalışan mülteci kadınların-erkeklerin çalışma şartları nasıl, ücretleri nedir, neye göre belirlenir, ödenir mi, ödenmez mi? 

Garip olarak bize sığınmış bu insanların durumlarını bilen, takip eden kurumlar var mıdır, etkin midirler? 

Kötü kokular geliyor. 

Garibin, dulun, yetimin, işçinin ekmeğiyle, aşıyla, oynamak Müslümana yakışır mı? Elbette yakışmaz. Bunlar ancak Mekke müşriklerinin işiydi, eğlencesiydi, marifetiydi. 

Allah ıslah etsin. Allah ıslah eder. 

Kimini lütfuyla, kimini kahrıyla ıslah eder. 

Felaketler uslandırmadan, Müslüman olduğumuzu yeniden hatırlayalım. Bu şımarıklık bizi yakıyor. 

Her gün yeni bir afet yaşıyoruz. 

Boş sebepler yüzünden ölen, öldürüp katil olan insan sayımız, adli vakalarımız, terör olaylarında yanan canları, sönen ocakları aşmış, geçmiş. 

Bu da afettir, beladır, yakıyor hepimizi. 

Haramla, kul hakkıyla kimse ihya olmaz. 

Yakar, yakıyor, yanıyoruz, insanlığımız, Müslümanlığımız can çekişiyor. 

O yüzden bu şehir kalkınamıyor, yüzümüz gülmüyor, gönüllerimizde, yuvalarımızda huzur yok, bereket yok, vücutlarımızda sıhhat ve afiyet yok. 

Allahtan korkalım. 
Allah’la inatlaşmayalım. 
Kibirlenmeyelim. 
Zira Allah’ın azabı çok çetin. 
Kaldırmaya gücümüz yetmez.


***

Kastamonu Mekke’ye benzer derler.

Mana ehli, gönül ehli bu şehirle Mekke arasında manevi bir bağ olduğunu söylerler.

Her insan, hele büyük insanlar laf olsun diye konuşmaz, her söz laf olsun diye söylenmez.

Mekke'ye benzemekse iki türlü olur:
Taşı, toprağı, coğrafyasının benzerliği ve insanının benzerliği?

İnsan benzerliği de iki türlü olur; ya hayırda benzeriz, ya şerde benzeriz. 

Kastamonu sinesinde 17 bin evliya, Kur’an’da ismi geçmese de beş peygamber barındırdığı rivayet ediliyor. 

Yüzlerce yıldır bölgenin idari, siyasi, kültür, medeniyet, ilim- irfan, maneviyat başkenti. 

Bu taraf, madalyonun parlak tarafı. 

Diğer tarafta ise Mekke müşriklerinin azgın, sapkın, acımasız, zalim, kibirli, İslam’la şereflenmeden önceki o pis damarını barındırma tehlikesi. 

Bir toplum, ülke, şehir, İslam öncesi Mekke'nin siyasi, ticari, sosyal hayatına benzemeye başlamışsa orada ya felaketler ve helaketler ya da hayırlı bir kurtarıcının gelmesi yakındır. 

Kastamonu, uzun yıllardır hakiki manevi rehberlere, önderlere muhtaç olarak yaşıyor. 

Gönlümüze hükmedecek büyüklerimiz yok. 

Memleketimizin siyasi, ticari, sosyal, kültürel hayatında da çok ciddi arızalar olduğu aşikar. 

Siyaset üç beş grubun, üç beş zenginin keyiflerince at oynattıkları bir saha olageldi. Belki 70, 80 yıldır böyle geldi, böyle gidiyor.

Bu yönden bakılınca bir derece Ebu Cehil, Ebu Süfyan, Ebu Lehep gibi yarı derebeylerin yönettiği Mekke'ye benziyor desek abartı olur mu bilemiyorum. 

İlk meclise gönderdiğimiz vekillerden başka şehrin ve ülkenin kaderine olumlu tesir edecek kaç vekil sayabiliriz? 

Tayin, torpil, atama, sürgün, iş takipçiliğini öte geçemeyen bir üst akıl, bu şehri batırmaktan, bitirmekten öte bir işe yarar mı, yaradı mı? 


Bir şehrin ticari hayatını elinde tutan, yön verenler, kendi kârlarından başka bir şey düşünemez hale gelmişse, yanında çalıştırdığı, sırtından para, servet kazandığı insanları, kendinden daha küçük olan esnafı ezmeye, sömürmeye başlamışsa, tekel oluşturmaya başlamışsa, fırsatını bulunca karaborsacılık yapıyorsa... 

Sözünde durmuyorsa, sözü senet olmak bir yana yalan, hile doluysa, alacaklıysa borçluyu, borçluysa alacaklıyı süründürüyor, canından bezdiriyorsa, bankalara yatırılan para ticarette dönen paradan fazlaysa, faizcilik kazanç yolu olarak görünüyorsa…

Kanunları takmadan, Allahtan korkmadan sekiz saat çalıştırması gereken işçiyi 12 saat çalıştırıyor, fazla mesai vermek bir yana sigortasını yapmıyor, maaşını, yevmiyesini zamanında vermiyor, hatta hiç vermiyorsa... 

Hatta son zamanlarda gariban mültecileri fırsat bilip çok az paralara köle gibi çalıştırmak, izzetleriyle oynamak, işine gelmediğinde ücretlerini vermemek moda olmaya başlamışsa o şehirde hayır, huzur, bereket, kalkınma, ilerleme olabilir mi? 

Onların hakları, onurlarını, iffet ve namusları bize emanet değil midir? 

Zulümle kazanılan, başkasının gözünün olduğu, hakkının, gözyaşının, alın terinin hatta kanının karıştığı servet, insanı abat mı eder, berbat mı? Kimse bu soruyu sormuyorsa...

Vakıf mülkleri talan edilmiş, yağma edilmiş, kapanın elinde kalmış, vakıf bedduaları almış bir toplum ayağa kalkabilir mi? 

Zekat vermeyi tamamen unutan, gereksiz gören hatta enayilik gören bir toplumun kazancının bereketi olabilir mi? 

Allah’ın hakkı olan zekatı, devletin-milletin hakkı olan vergiyi, kulun hakkı olan ücreti, sigortayı ödemeyi enayilik gibi görüyorsa bir şehrin esnafı, tüccarı, üreticisi, memuru her geçen gün daha bir bencil, cimri, hırslı, acımasız oluyorsa... 

Haksızlar azgın, azgınlar paralı ve itibarlıysa, 
Ticaret ahlakı dükkana tezgaha uğramıyorsa, 
Sanat, zanaat yok olmuş, sanatkarlar, zanaatkarlar ölüp gitmişse, 

Hata yapana dur diyen bir kurum yoksa,  devlet gücünü kullananlar kör, sağır, dilsiz, aciz, beceriksiz ve vurdumduymazsa, 

Hata yapana, haksızlık yapana, zulüm yapana karşı adam gibi bir ses yükselmiyorsa... 

O toplum haramzade olmuştur. 

Kul hakkı, devlet hakkı, millet hakkı varsa birilerinin cebinde, mutfağında, kursağında; o insanın yüreğinde, yuvasında, ocağında, işinde, aşında yangın vardır, ateş vardır. 

Başkasının alın terinin, göz hakkının, ahının olduğu her kuruş birer kıvılcım olur yakar ve yakıyor. 

O paralar, o veballer adamın sadece cebini değil ciğerini de yakar. Dünyasını da ahiretini de yakar.

Dur demeyen, hesap sorması gerektiği halde, hesap soracak yetkisi ve etkisi olduğu halde sormayanları da yakar. Ne olduğunu kimse anlamadan Allah nice defterleri dürer, kapatır. 


Sıradan bir amirin memurun yedi kere azledilip sekiz kere geri iade edilmesi ile uğraşmaktaysa bir şehrin ekâbiri;

Ücretini alamayan işçinin derdiyle uğraşamaz. O vizyon, o ruh uçup gitmiştir o toplumdan. 

Bir şehrin ekâbirinin, esnaf ve eşrafının günü, gündemi tepedeki tepişmeler olmuşsa, çok garipler ezilir.

Her ne kadar biz kendimizi ve şehrimizi yermişsek de ülkenin genel manzarası bundan daha mı iyi onu da siz düşünün…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın