CHP, Araplaşıyor mu?

CHP, Araplaşıyor mu?
Son yıllarda özellikle Suriye ve Irak'tan ülkemize yönelen mülteci akını da bahane edilerek "Türkiye Araplaşıyor, Araplaşıyoruz" söylemi yaygınlaşmaya başladı.

Dikkat ediyorum bu söylemi özellikle sol kesimler, laik ve seküler kesimler ve onların kuyruğuna takılmış bazı cahil, bilinçsiz kişiler çokça kullanıyorlar.

Aslına bakarsak Araplaşma söyleminin arkasında başka niyetler, dillerinin altında başka baklalar var.

Yani, Türkiye'nin dindarlaştığını düşünüyorlar, buna itiraz ve isyan etmek istiyorlar ama sosyal ve siyasal itibar kaybına uğrayacaklarını düşünüyorlar ve rahatsızlıklarını 'Türkiye Araplaşıyor' söylemiyle dışa vuruyorlar…

Türkiye Araplaşıyor söylemine başka bir açıdan daha bakmakta fayda var.
Gelin bir de oradan bakalım...

Mekke'nin fethinden bir yıl önce Peygamber Efendimiz (S.a.v) ashabıyla birlikte hac ibadeti için Medine'den Mekke'ye doğru yola çıkarlar.

İyi niyetlerini göstermek için yük ve hac sonrası kesecekleri kurbanlık hayvanları, yol azıkları, ihramları dışında yanlarına silah da almamışlardır.

O gün itibariyle henüz Müslüman olmayan Mekkeli Araplar, Peygamberimizin ve Müslümanların silahsız da olsa, sırf ibadet için de olsa Mekke'ye girecek, şehrin sokaklarında dolaşacak olmalarına, Kebeyi tavaf ve ziyaret edecek olmalarına tahammül edemezler, engellemek için vaveylalar koparırlar, savaş naraları atar, savaş hazırlıklarına girişirler.

Mekke onların arındırılmış, kurtarılmış özel bölgeleridir çünkü.
Farklı olana tahammülleri yoktur.

On yıl önce dövüp sövdükleri, aşağıladıkları, ölüm ambargosu uyguladıkları ve en sonunda Mekke'den sürüp çıkardıkları Müslümanların geri dönüp Mekke sokaklarında "lâ ilahe illallah" diyerek, Kur'an okuyarak dolaştıklarını hayal etmek bile cinleri tepelerine çıkartmaya yetmiştir.

Peygamberimiz ve Mekke liderleri arasında elçiler gidip gelir, son derece gergin günler, saatler, hadiseler yaşanır.

Rabbimizin lütfu ile Peygamber Efendimizin sakin, vakur tutumu sayesinde savaşın eşiğinden dönülür, taraflar arasında Hudeybiye Barış Antlaşması imzalanır ve Müslümanlar bir yıl sonra Mekke'yi fethedeceklerini bilmeden elleri boş, son derece üzgün bir halde Medine'ye geri dönerler.

Hudeybiye Barış Antlaşması süreci defalarca ve çok dikkatle okunması gereken dersler, ibretler dolu olaylar zinciridir.

Fetih Suresinde Rabbimiz o günlerde yaşanan olayları anlatırken 26. ayette Mekke Müşriklerinin Müslümanları Mekke'ye sokmama çabalarının arka planını, psikolojilerinin arka planının tahlilini yapar, teşhisi koyar ve bu hastalığı "Cahiliye Hamiyeti" olarak adlandırır.

Bu günkü ifadeyle cahiliye korumacılığı, cahiliye tutuculuğu.

İslam'ın ve Müslümanın adından, varlığından, caddede, sokakta dolaşmasından bile son derece rahatsız olan, engellemek, yok etmek için savaşmayı, öldürmeyi, ölmeyi dahi göze alan Mekke Arap'ın da ki bu kafanın, bu korumacılığın, bu tutuculuğun "cahiliye hamiyeti" olarak kınamak için bile olsa Kur'an'da bahis konusu edilmesi ilginçtir.

Rabbimiz bu tanımlama ile tarih boyunca var olduğu gibi, bundan sonra da var olacak bir hastalığı tanımlamış, literatüre koymuştur…

Bu hastalığın belirtilerini öğrenmek isteyen Mekkeli Arapların hallerine baksa yeter.

Yani, cahiliye korumacılığı, tutuculuğu hastalığına yakalanan kişilerin, grupların, korumacılıkları, tutuculukları çok şiddetlidir, emsalsizdir, insanüstüdür denilebilir.

Mekkeli Araplardan sonra,
Haçlı Seferleri düzenleyen Avrupa kiliseleri ve derebeylerin,
Marksist-Leninist bir ideoloji üzerine kurulan Sovyetlerin,
Maoist, Budist, Komünist Çin'in, Küba'nın, Kuzey Kore'nin, Myanmarlı Budistlerin yaşadıkları ve yaşattıkları da aynı hastalığın mutasyona uğramış halleridir…

Ülkemizde tek parti döneminde, darbe sonrası askeri cunta yönetimleri de aynı hastalığa yakalanmışlardır demekte bir sakınca var mıdır?

Türkiye Cumhuriyeti, Laik sisteme geçtikten sonra, ülkeyi idare eden kesimler tarafından başka amaçlara evirdiği ve ne olduğu meçhul bir ideolojinin kurtarılmış bölgesi ilan edildi ve bu bölgeye "Kur'an giremez, ezan giremez, başörtüsü giremez, namaz kılan, oruç tutan giremez" denildi.

Haşa "Burada Allah yok, peygamber izne çıktı" dediler.

Ders kitaplarına, gazete ve dergilere İslam'dan, imandan bahseden yazılar giremez, Halk Kütüphanelerine, askeri kışlalara dini kitaplar hatta Kur'an giremez dediler.

"Türkiye şeyhler, müritler ülkesi değildir" deyip âlimleri zindana, halifeyi ve sultanı dışarı attılar; onların yerlerine Yahudi ve mason tarikatları, onların şeyhlerini alıp bürokrasinin, siyasetin, medyanın, sermayenin, akademik camianın, eğitim bürokrasisinin tepelerine yerleştirdiler.

Bilim, bilimsellik diye bir din uydurdular ve bu dinin mabetleri olarak kabul ettikleri okullara, üniversitelere, akademilere Allah giremez, Kur'an giremez, iman giremez, kutsal giremez dediler…

Paranın dini olmaz deyip ekonomik sistemlere,
Devletin dini olmaz deyip anayasaya, yasalara, hukuki, idari mevzuata din giremez,
Meclise başörtülü kadın giremez…

Yakın zamanlara kadar eğitim sisteminin hiç bir kademesine, hiç bir şekilde din giremez, dindar giremez diye düşünüyor, engellemek için ellerinden geleni yapıyorlardı.

Okulda namaz kılan çocukları çok büyük cürümler işlemişler gibi günlerce yazılı ve görsel medyada kaos haberleri olarak duyuruyorlardı.

Son günlerde okul öncesi eğitime din giremez diyorlar.
"Tıpkı Mekkeli Araplar gibi."

İslam'ı, Kur'an'ı, dini, imanı ortaçağ zihniyeti olarak görüyor, kendilerince aşağılıyor, hor ve hakir görüyorlar, öteki olarak ilan ediyorlar.

Şu günlerde ekvatorun kuzeyinde kış mevsimi varken, güneyinde yaz olduğu gibi, dünyanın yarısı geceyi yaşarken diğer yarısının gündüzü yaşadığı gibi, Ortaçağda batı, kötü bir karanlığı yaşarken İslam coğrafyası gün ortası gibi aydınlık, güllük gülistanlık günler yaşıyordu.

Mekkeli Arapların, Haçlıların kafalarındaki, ruhlarındaki, hayatlarındaki ortaçağ ile, dost düşman bütün insanlığın övmeye doyamadığı Hz Muhammed'in (S.a.v) Hz Ömer'in, Selahaddin Eyyubi'nin, Alparslan'ın, Alâeddin Keykubat'ın, Mevlana'nın, Yunus'un, Hacı Bektaş'ın, Hacı Bayram'ın, Hoca Ahmed Yesevinin, İbni Sina'nın, Cezerînin, Ali Kuşcu'nun, Piri Reis'in ve emsali binlerce dâhinin yaşadığı ortaçağ aynı değildi elbette.

Sayın Özgür Özel ve onun gibi binlerce insan, kendilerinin Mekkeli Arapların, Haçlıların ortaçağını yaşadıklarını, yaşatmaya çalıştıklarını düşünmeye engel var mıdır?

Yazık ki CHP, kuruluşundan bu yana içine sızıp oradan dine, imana, İslam'a, Müslümana saldıranların saldırı üssü olmaktan kendisini kurtaramamış bir partidir.

CHP din düşmanlarının karargâhı olmaya devam edecekse Mekkeli Araplara bulaşan cahiliye korumacılığı hastalığına düşmekten, Mekkeli müşriklerle aynı seviyesizliğe düşmekten kurtulamayacaktır.

Cumhuriyet Halk Partililer sürekli 'Türkiye Araplaşıyor' derken, Ortaçağ karanlığı istemiyoruz derken biraz da aynaya bakmalılar…

Aslında CHP'li Bolu Belediye başkanı Türkiye'yi Araplaştırıyor.

Özgür Özel Türkiye'yi Araplaştırıyor.

Dindar STK'lara savaş açan, dindar gördüğü kişileri işten atıp terör bağlantılı STK'lara yardım yapan, terör bağlantılı kişileri işe alan CHP'li bazı belediyeler Mekkeli Araplardan farklı davranmış olmuyorlar…

Osmanlı I. Dünya Savaşı'nda Hristiyan dünyası ile, son Haçlı orduları ile savaşırken kendi devletinin, din kardeşinin yanında yer almayıp Osmanlıyı terbiye etmek için İngiliz'le işbirliği yapan Abdulvehhab ve Suud ailesi gibi davranan CHP Araplaşıyor, ülkeyi Araplaştırıyor...

CHP'nin içine Ortaçağ karanlığı kaçmış, Türkiye'yi ortaçağ karanlığına sürüklemek istiyor görünüyor…

Allah Türkiye'yi ve CHP'yi o karanlık zihniyetten korusun, kurtarsın diye dua ediyoruz, etmeliyiz…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Necmettin YURTSEVEN
    Güzel bir yazı, kalemine sağlık! Mini ninnâcık bir uyarı; Efendimiz "hacca" değil "umreye" niyet edip Mekke'ye girmek istedi! Selam ve dua!
  • Ersin Yılmaz
    Yerinde tespitler...
  • Egemen Tuna
    Türkiyenin kurucu ve kurtarıcı yegane partisidir CHP...