Bu Dünyadan, bir "Erdoğan" geçti…
Merhabalar kıymetli dostlarım.
Yazanı çok, okuyanı az bir millete evirildiğimiz günümüzde mesleğimin gereklerini, edindiğimiz bilgiler ve tecrübeler ışığında dile getirmeye özen gösteriyorum.
Ben ne bir iş adamıyım ne bir doktor ne bir öğretmen ne de bir avukat.
Malum bu aralar hepsi yazar-çizer oldu ya…
Basın emekçisiyim işim bu.
Gazeteciliğin dijitalleşen çağda biraz kıymeti kaybolmuş gibi görünse de, mesleğim onur duyulacak kadar zarafetli.
Değeli okurlarım sizden ricamdır…
Her satırını dikkatlice okuyun
Bugün sadece bir köşe yazısı ile baş başa değilsiniz.
Bugün yirmi yıllık, gözlem ve birikimlerimi sizinle paylaşıyorum.
Yani sadece bir yazı değil, tarih yazacağım.
Sahi nasıl bir hikâye yazacağım…
Baştan belirteyim Recep Tayyip Erdoğan da beşeri bir kuldur…
Hatası da olacak günahı da, yazıda ki muradımız bağcıyı dövmek değil üzüm yemek.
İçinde bulunduğumuz geminin, bu penceresinden de bakmanızı diliyorum…
Hadi anlatayım…
“Tarih, Cesur Olanları Yazar…”
Tarih kitapları kalın olabilir, sayfaları ağır olabilir ama bir gerçeği saklayamaz: Bu dünyada iz bırakanlar, rüzgâra göre yön değiştirenler değil; rüzgârın yönünü değiştirmeye kalkanlardır.
Tartışmasız Türkiye’nin son çeyrek asrına baktığınızda ister kabul edin ister etmeyin ister destekleyin ister karşı durun, ortada inkâr edilemeyecek bir tablo vardır; bu ülke uzun yıllar sonra ilk kez edilgen bir hikâyenin figüranı olmaktan çıkmış, kendi cümlesini kurmaya başlamıştır.
Ve bu cümlenin öznesi de yüklemi de aynı isimde birleşmiştir: Recep Tayyip Erdoğan.
Ben yıllardır yazıyorum iç siyaseti, ekonomiyi, domatesi, biberi, Ayşe kadını.
Hatta vurgularım genellikle vatan ve kadim devletimiz üzerine, Kahraman Mehmetçiğimiz, kadirşinas milletimiz üzerine betimlidir.
Arkadaşlar…
Fotoğrafa doğru bakarsak Ortadoğu’ya sınır, Avrupa’nın anahtarı, Asya’nın kapısı olan bu coğrafyada bırakın devlet yönetmek, apartman bile yönetmek zordur. Yok yok… Tasmalı olanlardan bahsetmiyorum.
Tasman olursa o zaman olursun.
Ama şeref göremezsin, haysiyet bilmezsin…
İşte bahsettiğimiz bütün prangalarından kurtulmuş bir liderin hikâyesi.
Bu sadece bir siyasi hikâye değildir. Bu, yıllarca “bekle”, “izle”, “uyum sağla” denilen bir ülkenin, bir gün çıkıp “ben de varım” demesinin hikâyesidir.
Ve bu hikâye yazılırken kimseye sorulmamıştır, kimsenin onayı beklenmemiştir, kimsenin konfor alanı gözetilmemiştir.
Bir yiğit çıkmış,
Dünya beşten büyüktür demiştir.
One Minute demiştir.
Çünkü Rabbim ona nasip etmiştir…
Recep Tayyip Erdoğan ile Türkiye kabuğunu kırmıştır ve büyük kırılmalar, büyük rahatsızlıklar doğurmuştur.
Şimdi sakin sakin düşünelim…
Ama gerçekten düşünelim.
Bir Zihniyet Devrimi…
Bir ülkenin kaderi nasıl değişir?
Sloganla mı, hayır…
Kararlılıkla, milletiyle, inançla, istikrarla ve sahaya inen projelerle değişir…
Beyler…
Bugün Marmaray’dan geçen milyonlar sadece bir yerden bir yere gitmiyor; “bir zihniyet değişiminin içinden geçiyor”.
Sanıyor musunuz Avrasya Tüneli denizin altından sadece araç taşıyor?
Avrasya Tüneli; “imkânsız” denilen cümleleri taşıyor.
Gökyüzüne bakalım… İstanbul Havalimanı’ndan yükselen her uçak, sanıyor musunuz sadece yolcu taşıyor?
O uçaklar; bir ülkenin özgüvenini havalandırıyor.
Fotoğrafa buradan bakın.
Sadece ulaşım mı? Hayır…
Sağlıkta devasa şehir hastaneleriyle kurulan yeni sistem, bir vatandaşın “ulaşabilirlik” duygusunu değiştirdi. Savunma sanayisinde atılan adımlar, bu ülkeyi kapı kapı dolaşan değil, kendi gücünü üreten bir noktaya taşımadı mı? İHA’lar, SİHA’lar, yerli üretimler… Bunlar birer teknik detay değil, bir zihniyet devrimidir.
Şimdi soruyorum, hem de yüksek sesle:
Bütün bunları görmezden gelerek siyaset yapılır mı?
Oyuncu Değil, Oyun Kuran Türkiye
Dünya dediğiniz şey, büyük bir satranç tahtasıdır. Kimileri taş olur, kimileri oyuncu…
Ama çok azı oyunu kurar.
Türkiye uzun yıllar taş olarak oynatıldı. Sağdan sola sürüldü, gerektiğinde feda edildi, gerektiğinde yok sayıldı. Ama bugün oyun değişti.
Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte Türkiye artık “bize ne rol verilecek?” diye bekleyen bir ülke olmaktan çıktı; “oyunun kuralı nedir?” diye soran ve gerektiğinde o kuralı değiştiren bir ülkeye dönüştü.
Dikkat!!!
Diplomaside masaya çağrılan değil, masayı kuran…
Krizlerde izleyen değil, müdahil olan…
Kararları takip eden değil, karar üreten bir Türkiye…
Bu kolay mı? Değil…
Bu risksiz mi? Asla.
Ama şunu unutmayın:
Risk almayanlar, tarih yazamaz.
Piyon Değil, Oyun Bozan Türkiye
Bir ülke düşünün…
Kendisine biçilen rolü reddediyor.
Kendisine çizilen sınırı tanımıyor.
Kendisine dayatılan oyunu bozuyor.
İşte rahatsızlık tam da burada başlıyor.
Çünkü alışılmış düzeni bozan her hamle, bazılarını huzursuz eder.
Çünkü bağımsızlık, sadece bir kelime değildir… Bedel ister.
Bugün Türkiye’nin attığı her adımın tartışılması normaldir. Ama unutulan bir şey var:
Bu ülke artık başkalarının yazdığı senaryoda figüran olmayı kabul etmiyor.
Ve bu, bir tercih değil… Bir kırılmadır.
Son Olarak…
Bugün isteyen alkışlasın, isteyen eleştirsin, isteyen karşı dursun…
Ama kimse şu gerçeği değiştiremez:
Hep söylediğim bir söz vardır.
Allah bazı şeyleri nasip eder diye. Recep Tayyip Erdoğan’ın nasibi de bu milleti zincirlerinden kurtarmakmış.
O yüzden, Erdoğan bu ülkenin siyasi tarihine sadece bir isim olarak geçmedi.
Bir dönemi değiştirdi.
Bir ezberi bozdu.
Bir ülkenin kendine bakışını yeniden yazdı.
Ve günün sonunda tarih şunu yazacak:
Bu dünyadan bir lider geçti…
Seveni de oldu, karşı çıkan da…
Ama kimse onu görmezden gelemedi.
Kısacası çok sevdiğim İbni Haldun’un sözü ile veda etmek istiyorum sizlere…
“İyi yoğurttan, iyi kaymak olur. Kaymak yoğurttan daha kıymetlidir. Biz millet olarak iyiliğimizin karşılığını aldık diye düşünüyorum.
Yıllar sonra diyeceğiz ki “bu dünyadan bir Recep Tayip Erdoğan geçti…”
Eserleriyle, millet sevgisiyle…
Kalın Sağlıcakla…
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
