11.10.2018 08:35 Güncelleme Tarihi: 11.10.2018 13:17 3949 Okunma

Akıl tutulması diyeceğim de…

Akıl tutulması diyeceğim de…

Okudum, gözlerimle okudum, ancak hala inanasım gelmiyor..

Türkiye Cumhuriyeti'nin Ana Muhalefet liderinin, bu kadar bilgisiz, dengesiz ve salt popülist olabileceğine inanmak istemiyorum!
 
Bu ülke bunu hakketmedi diyorum. Bu kadar da olmaz, olamaz diyorum.

Diyorum da, acı gerçekler ile de yüzleşmek zorunda olduğumu farkediyorum!
 

Olay Cemal Kaşıkçı olayı!..
 
Suudi konsolosluğuna girip, bir daha haber alınamayan bir Suudi Arabistan vatandaşı!
 
Büyük bir ihtimalle öldürüldü, ya da Suudi Arabistan’a kaçırıldı. Çünkü kraliyet ailesine muhalif biri idi. Ciddi bir köşe yazarı, gazeteci bir meslektaşımız!
 
Şimdi beni hayretlere düşüren duruma değinelim.
 
Bu ülkenin Ana muhalefet lideri olan şahıs, resmen bu olaydan dolayı Türkiye hükümetini ve devletini suçladı!
 
Bir gazeteciyi koruyamazsan, hukuk devletinden bahsedilebilir mi?
 
Sözleri bunlardı.
 
Evet, insan biraz zeka kıtlı olabilir, yaptığı işi rastgele yapabilir, makamına porno kasedi ile oturmuş olabilir, ama belli şeyleri de bilmek zorundadır Allah aşkına!..
 
Diplomatik usül ve kuralları nelerdir?
Bunlar nerde ve nasıl kararlaştırılmıştır?
Anlaşmalar kimi nasıl bağlar?
 
Bunlar temel bilgilerdir yahu!
 
Viyana protokollerinden bir haber isen, yanında Muhassebeci Kenan var. Eski konsolos. Bari ona bir sorsaydınız.
 
Konsolosluk ve Büyükelçilikler, bunlara bağlı tüm yerleşkeler, rezidanslar, bulunduğu ülkelerde olsalar da, o ülkenin toprağı değillerdir.
 
Exteretoryal bölge olarak geçerler!!!
Ev sahibi ülkelerin kanunları oralarda geçmez. Ev sahibi ülkelerin güvenlik güçleri, davet olmadan oralara ayak dahi basamaz.
 
Dış güvenlikleri ev sahibi ülkelerin sorumluluğundadır.
İç güvenlik ten ise, konsolosluğun ülkesinden gelen personel sorumludur.
 
Olağanüstü durumlar haricinde Başkonsolosu kendi ülkesinin görevlileri korur. Sadece yüksek tehlike ve tehditler var ise, ev sahibi ülkenin polisinden takviye alınır.
 
Büyükelçiler, misyon şefleri oldukları için, her iki devletin de koruması altındadırlar. Ancak bina ve arazi içleri için yine her ülkenin kendi görevlileri mesuldür!
 
Diplomatik araçlar durdurulmazlar. Bu kural sadece araç, trafikte tehlike arzederse delinir, o da belli bir seviyeye kadar. Ceza yazılmaz mesela!
 
Ev sahibi ülkelerin kendi ülkelerinde bulunan diplomatik binalara davetsiz ve cebren girmesi, Sayın Kılıçdaroğlu, 'savaş sebebidir'!.. 
 
Yani Türkiye’nin güvenlik güçleri o konsolosluğa keyfince dalamaz.

Dalar ise, savaşa davetiye çıkarmış olur!

 
Cemal Kaşıkçıya, o yerleşke içinde ne oldu ise oldu. Bu ilk sırada ve doğrudan Suudi Arabistan makamlarının sorunu!
 
Ancak bizim topraklarımız içinde bir suç şüphesi var ise, biz de malum ülkenin Elçisini Dışişlerine çağırır ve hesap sorarız. Bunu da zaten yaptık!
 
Olayı araştırmak için onlara reddedilmesi imkansız olan araştırma izni isteriz.

Ha bu esnada deliller mi yok edilir, adam mı kaçırılır, buna müdahale etme şansımız yok.

 
Tıpkı tüm dünyada bizim temsilciliklerimizin de olduğu gibi, onlarında dokunulmazlıkları var.
 
Ve kimse kızmasın ama, tüm bu gerçekleri Kılıçdaroğlu nun bilmemesine ben inanmakta diretiyorum.

Dedik Ya bunlar temel bilgiler!
Ve o makamı işgal etsede bunları bilmesi zorunlu!
 
Bundan dolayı da yaptığı bu açıklamaya ben akıl tutulması diyeceğim...
 
Bu açıklama düpedüz bir popülizm algısı.
Ancak daha çok, cahilliğin ispatı.
Talihsiz diyemeyeceğim maalesef.
 
Ancak uluslararası platformlarda bile kendi kendini küçük düşüren bir açıklamadan öteye bir şey değil.
 
Ne bu ülke bu şekilde yönetilen bir Ana muhalefet partisini hakkediyor, ne de CHP böylesi bir yönetilmeyi!
 
Gerçekten üzülüyorum!
 
Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam..