Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Bir şok, bir flaş!

Eskiden meşhur magazin programlarının kulakları tırmalayan anonslarını hatırladınız mı? "Olay, olay, olay!" "Şok, flaşhaber!"
Bir şok, bir flaş!
Akabinde hangi meşhurun hangi ünlü ile nerde görüldü haberi…

Şimdi bir de şu manşetlere göz atalım;

"Kanada Başbakanı, bir suikast sonucu hayatını yitirdiği, dünya şokta!"
"İngiltere kraliyet muhafızlarından biri, Kraliçe 2. Elizabethi silah ile vurarak öldürdü!"
"Alman kimya devi BASF de büyük patlama, yüzlerce ölü, binlerce yaralı var, zehirli atık sular Nehire boşalıyor!"
"ABD Başkanını taşıyan – Airforce One – uçağı Denver yakınlarında düştü…"

Olmaz mı diyorsunuz?

Ben de diyorum ki, şu saat itibariyle olmaz, olmaz!

Tüm dünyada, hiçbir devlet, hiçbir kimse, asla güvende değil.

Artık her an, her şey olabilir. Hemde en imkansız gözüken bir şey bile, artık mümkün, hatta muhtemel, potansiyel manşet olarak bekliyor.

"Amma abartı hani" diye dediğinizi duyuyor gibiyim.

Ve şunu belirtmek isterim ki, bu yazdıklarımda hem son derece ciddiyim ve hem de iddialıyım.
Şahıslar, mekanlar elbette değişik olabilir, ancak bu ve benzeri manşetlere, maalesef hazır olmalıyız.

Çünkü artık, tarihi savaşlar yok, olmayacak da.

Yerini çoktan hibrit, asimetrik, taşeron savaşlar aldı ve tecrübe edildi, şu an da zaten yürütülen bir sürü savaş alanı var.

Her yüz yılda tekerrür eden bir sürecin tam da başındayız.

Bu süreç, gelecek yüz yılı belirleyecek olan süreçtir!

Yani sadece devletimizin ve liderlerin değil, hayır, topyekun millet olarak tüm eforumuzu bu süreçten en iyi şekilde çıkabilmeye harcamamız gereken süreçtir.

Çok açık ve net olarak söylüyorum ki, dışta bu süreçte karşımızda olanların içimizdeki maşaları, ki biz bunlara Millet İttifakı diyoruz, yani aslında milletsiz İttifakı olması gerekenler, tüm güçleri ile Türkiye'yi, iğrenç bir oyunla, iç siyasete mahkum etme, dolayısıyla dış siyasette başarısızlığa uğratmaya uğraşmaktadırlar!

Can Ataklı diye biri, mesela, bugün, TSK'nın komuta kademesinin, Cuma namazında eksizsiz bulunmasını "kabul edilemez" olarak deklare etmiş.

Bir yandan malum İttifakın neferleri, bir yandan da muhafazakar kesim, İstanbul Sözleşmesi için debelleşme içinde ve bu iktidarın kilit isimleri de, yangına körükle gitmektedirler.
Hatta şu muhafazakar kesim isimli vatandaşlar, bir de hükümete oy şantajı yapmaktalar.

Yapın kardeşim, ancak size şunu soruyorum:
Acaba oy atmaya gidecek bir sandık bulabilecek misiniz?

Yoksa o vakte kadar, belki de üçüncü dünya savaşının içinde mi olacağız?
Hiç düşünmediniz değil mi?

Öyle ya, çok kötü diye şikayet ettiğiniz ekonomi sayesinde, rahat evinizde oturuyor, çay, kahvenizi yudumlarken, elinizdeki en az 500₺'lik aygıt ile siyasete yön verme ile meşgulsünüz.

Şavaş da nerden çıktı şimdi değil mi?

Acaba şöyle bir kendi menfaatlerinizin dışında olan olaylar ile ilgilenseniz nasıl olur?

Neyin ne olduğunu görebilirsiniz belki.

Dünyanın kaynayan bir cadı kazını olduğunu, her an, her yerde, her şeyin olabileceğini idrak edersiniz ille de.

Bu vakte kadar, olup bitenleri bir şekilde öngören ve yüne şimdiye kadar, doğru refleksleri, doğru vakitte gösteren bir devletin Liderini, iç siyasete mahkum etmenin nasıl bir vebal olduğunu da anlarsınızdır.

Beyrut!

Lübnan, uzun, çok uzun yıllardır, destabilize olan, istikrarsız, kanunsuz, nizamsız, ölümün her an, her yerde kol gezdiği bir ülke idi.

Beyrut limanı ise uluslararası ne kadar aşırı ve yasadışı örgüt var ise silah ve mühimmatını tedarik ettiği bir yerdi.

Uluslararası tüm istihbarat birimlerinin de önemle izlediği bir yerdi.
Yer di, çünkü artık yok.

Senelerdir süregelen bir yolsuzluk abidesi devletin, her parayı verenin düdüğü çaldığı bir ülkenin hazin sonunu hep birlikte ve de defalarca seyrettik!

Aşiret mantığı ile yönetilen tüm devletlerin, eninde sonunda yaşayacakları hazin sonu gördük, daha da göreceğiz.

Göreceğiz, zira, Dünyada adalet dağıtan tek devlet olan Osmanlı İmparatorluğu'nun bittiğinden sonra bir Fransız/İngiliz projesi olarak, Sykes – Picot planı doğrultusunda çizilen Ortadoğu haritaları, tam da bugünler için çizildi.

Arap yarımadasında ve Ortadoğu'da hakkaniyet ile hüküm süren, nizamı koruyan tek süper güç Osmanlı idi.

Başıboş kalan Arap aşiretlerinin yüz yıl boyunca ne savaşlara ne zulümlere maruz kaldığını tarih yazdı.

Ve yine yazmaya devam ediyor, edecek.
Beyrut limanı, sadece bir başlangıç idi.

Ve emin olun ki ne yaralanan insanlar ne ölen insanlar ne de var olan tahribat, hiç kimsenin zerre miskal umurunda değildir!

Hatta bunlar hesaplanan kayıplardır.

Covid-19, bu yeni dünya düzenini hazırlayanların ilk silahı idi ve umduklarını bulamadılar, şimdi ikinci dalgayı aklımıza sokarken de DSÖ, "Aşı hiçbir zaman bulunmayabilir" korkusunu salmayı da tabii unutmadı.

Ancak bu dalga da başka dalgalar da ancak madalyonun bir yüzü.
Uyutma, korku salma yüzü.

Asıl meselelerden uzak tutma yüzü.

Asıl meselelerin başlangıcını, işte gayet net gördük.

Şimdi bizim milletçe, devletimizin arkasındaki yerimizi almamızın vaktidir.

Yok sözleşme, yok dolar, yok altın…

Bunların hepsi, ama hepsi Türkiye karşıtlarının, ülkeyi istikrarsızlaştırma planlarıdır.

Kim mi bu karşıtlarımız?

Kısacası tüm dünya!

Tıpkı ezelden beri, değişen hiçbir şey yok…


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
  • Adem Demirtaş
    Murat abim çok güzel bir yazı,emeģine sağlık.