10.06.2019 18:19

Bir taş ile kuş katliamı!

Bir taş ile kuş katliamı!

Bu konuyu birkaç kez işledik. Ve pek çok usta kalem de işledi. Ancak görülen o ki daha halen tam manasıyla kimin neyi neden istemediğini insanımız daha tam manası ile kavramış değil.

Onun için bu yazıda, teknik özellikleri fazla ön plana çıkarmadan ve diplomatik dile başvurmadan, atı da süvariyi de tanıyalım.

ABD uzun yıllardır, havaların tek hakimi olmak ile övünüyor. 

Ellerindeki teknoloji ve silah gücü ile bu bir yere kadar da doğru olabilir.

Ancak şunu hepimiz iyi bilelim ki ABD, Stealth teknolojisi ile ve çok yüksek irtifada uçabilen uçak ve İHA’ları ile müttefik olarak adlandırdıkları ülkeleri bile, gizliden izliyor. 

Bu casusluk faaliyetleri, gün yüzüne çıkamadığı için elbette yüzlerine de vurulamıyor. 

Peki neden çıkamıyor, çünkü bizdeki radar sistemleri, bu tip uçakları görmezden gelir de ondan, kazara yakalansa da emin olun hemen bir NATO emri çıkar bir yerden. 

S400’ler, ülkemizde öngörüldüklere yerlere konuşlandığı vakit, bunların etki alanında olan hiçbir yerde, hiçbir uçakları, “gizlice” ve “habersiz” uçamayacak! 

Çok övündükleri hayalet uçaklar ve casus filoları dahil, bu sistemlerden kaçabilecek durumda değil.

Bu ise en hafif tabiriyle “de facto” bu sistemlerin bulunduğu yerlerde, hava üstünlüklerini kaybedecek olmaları gerçeğidir! 

Kibir abidesi ABD’nin tabii bu hoşuna gitmez, gidemez!

Çünkü çoğu zaman illegal kullandıkları hava sahamız, onlar için vazgeçilemez bir öneme sahip! 

Tabii bu vakte kadar deli gibi yığınak yaptıkları, Suriye, Irak, Kıbrıs Rum kesimi, Ürdün, Mısır, Macaristan, Romanya, Bulgaristan, Yunanistan…

Hepsi işlevsiz hale gelmiş olacak, tabiri caizse mundar olacaklar. Tabii harcadıkları yüzlerce milyon dolar da heba olmuş olacak. 

Atina’nın Genel Kurmayı boşuna demiyor, 400 mil içinde istedikleri yerleri vurabilirler diye.

Doğru, mesela jetleriniz havalanmadan kül olabilir, ya da havalandıktan dakikalar sonra. 

Stratejik olarak bu S400 sistemleri ilk etapta Batı, İç Anadolu ve Güneydoğu da konuşlandırılacak. 

Daha sonra, Kuzey ve Güney’de. 

İlk hamlede dahi, hava sahamızdan, izinsiz kuş Nil’e uçamayacak. 

Tabii bu birilerini feci halde rahatsız etmeyecek de ne olacak?

F35 meselesinde ise öyle tehditler ile bu iş pek olmaz.
Popülizm ile de dünya siyaseti yürümez.

Bunu kağıt kaplana dönmüş ABD de çok iyi biliyor.

Ha, bu bizim Patriot sistemleri almayacağımız manasına da gelmiyor. 

Eminim ki ABD, bizim şartlarımıza uygun bir teklif getirecektir.

Onlar da Kuzeyindeki sınır boyuna konuşlandı mı, herhangi bir tehlike ile karşı karşıya kalmamız söz konusu olmayacaktır.

Rusların bizimle bu çok özel anlaşmaya yaklaşmasına gelince.

Türkiye, birileri görmek istemese de ya da inatla reddetse de artık global silah piyasasında çoktan yerini aldı, hatta sağlamlaştırdı da. 

Teknolojimiz ile kimseden çekinmemize de kimsenin arkasında saklanmamıza da artık gerek yok. 

Tam tersi, geldiğimiz nokta, aslında pek çok ülke için güvenilir ve kaliteli bir partner olduğumuzu gösteriyor. 

Yaptığımız silah ve silah sistemleri ihracatları, sanırım yeteri kadar açık bir dil konuşuyor. 

Ve Rusya, bundan dolayı de S400’lerde istediğimiz tüm tavizleri verdi, ki buna ortak üretim de dahil, ve dahi S500’ler için de, başından ortak üretime rıza gösterdiler. 

Açık söylüyorum, yarın yeni model bir savaş uçağı nesli için de aynı teklif ile karşılaşabiliriz. 

Ve buna sıcak bakacağımız da aşikardır. 

Şimdi birileri muhakkak “ama NATO” diyecektir!

Bunlar, NATO’nun 1989’dan sonra, aslında işlevini yitirmiş olan bir kuruluş olduğunu bir türlü anlayamayanlardır.

Ve şu soruya da ben cevap bekliyorum:

Madem ki NATO üyeleri müttefikler, neden, Batılı olanların alayı ve bazı diğerleri Türkiye karşıtı her türlü faaliyetin içinde ve hatta başını çekmekte?

Bu nasıl bir dostluk, nasıl bir müttefikliktir?

15 Temmuz’un gerçek faillerinin NATO üyeleri olduğunu bilmediğimizi sanıyorlar. 

Hayır bu kadar da naif değiller!

Evet, eski Türkiye olsa, bunu bilmezden, görmezden gelirdi elbette. 

Hani Polyanna’nın kolu kopmuş da, “yaşasın bir kolum var en azından” demiş ya. 

İşte eski Türkiye de böyle olurdu.

Ancak yeni Türkiye, bunu sineye çekmek niyetinde değil ve onlar da bunu biliyorlar. 

Özetlemek gerekirse, durum bundan ibaret.

Hava sahamız birilerinin dingonun ahırı olmaktan çıkacak. 

Kimse, ama hiç kimse, istediği gibi at (uçak) koşturamayacak. 

Alternatif hava sahaları ise, fazlaca bir ek maliyet anlamına gelmekte. 

Yani, bir taş ile kuş katliamı….


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam