Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Sissi'nin Hafter aşkı

Mısır'ın darbeci cunta parlamentosu, diktatör Sissi ye, Libya'ya müdahale için bir tezkere verdi.
Sissi'nin Hafter aşkı
Zaten Sissi, birkaç haftadır, Türkiye aleyhinde bir kara propaganda yürütüyor, üstüne hiç de vazife olmayan Libya ile yakın ilgileniyor du.

Hatırlatmakta fayda vardır ki, bu darbeci diktatör, başta ABD ve Almanya olmak üzere, tüm Batı ülkelerinde, şerefli bir devlet başkanı olarak karşılanmış, altına kırmızı halılar serilmiş, koltuklar konmuştu.

Yanlış anlaşılmasın!
Hani şu bizim demokrasi, özgürlükler, insan hakları havarileri olan batılı ülkeler bunlar!

Bu değerlerin onların çıkar ilişkileri söz konusu olduğunda me kadar da çabuk ekarte edildiğini, bu şekilde bir kez daha görmüş olduk.

Yani eli kanlı katil bir diktatör bozuntusu, birilerinin işine geldiğinde, sütten çıkmış ak kaşık olabildi, olabiliyor.

İşte bu Sissi, şimdi böyle bir tezkere çıkarttırdı.

Ancak bu tezkere, uluslararası hukuka göre asla legal değildir.

Birincisi, Mısır'ın Libya'ya girmesini gerektiren hiçbir vaka olmamıştır, reel bir tehlike de asla bulunmamaktadır!

İkincisi, BM'nin tanıdığı legitim olan Ulusal Mutabakat Hükümeti, ki bu konuda tek yetkili merciidir, böyle bir davette bulunmamıştır.

Dolayısıyla bu tezkere, üstünde yazılı olduğu kağıttan da değersiz ve hükümsüzdür.

Elbette ki Sissi'yi buna iten güçler vardır.

Başta Fransa ve Almanya ve aslında AB gelir.

Eh, bunca sene, şerefli devlet adamı oyununu boşuna oynamadılar değil mi?

Rusya'nın bu duruma tepki göstermesini beklemiyorum.
Çünkü Ruslar için geçerli olan kural, ne kadar kargaşa ve kaos, o kadar iyi.
Tabii işin içinde, BAE gibi, Suudi Arabistan gibi ülkelerin de oldukları gayet açık ve net.
Onların da kimin postalı altında oldukları da bir o kadar net.

Darbeciler dayanışması ve Sissi'nin korkularını da unutmamak gerekir tabii!

Mısır'ı talan etmiş olan Sissi ve yandaşları, elbette bu şekilde bir askeri müdahaleye, finans bakımından asla kaldıramaz, sürdüremez.
Paranın kaynaklarını da yukarıda belirttik.

Darbeciler ve diktatörler, paranoyak olurlar.

Kendileri darbe yaptıkları için, her an, her yerden benzer bir hamleyi beklerler, herkesten de kuşku duyarlar.

Çünkü aslında asla sevilmediklerini de bilirler.

Şimdi, Libya'da Hafterin darbe girişimi başarısız olursa, ki zaten oldu, bir de muhattaplıktan silinir, kaçmak zorunda kalırsa, ki öyle de olacak muhtemelen, Sissinin korkulu rüyaları daha da şiddetlenecek.

Çünkü zalim bir darbe yaptı.
Çünkü binlerce masumu katletti, işkence etti, ediyor ve seri bir şekilde, suçsuz insanları idam etti, ediyor.

Libya darbeyi püskürtürse, sıranın kendine geleceğini de az çok tahmin ediyordur.

Velev ki, sahte, yalan bir sebep ile, Libya'ya müdahale etti.
Savaşmak için seçeceği askerler, Müslüman olacaklar.

Komuta kademesi ise, itina ile kendisi gibi hristiyanlardan seçilmiş olduğu için, ölecek hiçbir adamına zerre acımayacaktır.

Yani Müslümanı, Müslümana kırdıracaktır.

Sissi'nin karekterini az çok bilenler, haklı olduğumu da bilir.

Bir diğer husus ise, eğer Mısır, işin içine girer ise, Libya sorunu, uluslararası bir boyut kazanacak ve BM ye müdahale fırsatı doğacaktır.

Alman ve Fransız orduları, şimdiden ısınma hareketlerine başladılar bile.

Türkiye ise UMH'nin resmen davetiyesi ile orada bulunan tek legitim, yani yasal güç olarak, böylesi bir müdahaleye asla sessiz ve kayıtsız kalmaz, kalamaz ve kalmayacaktır da.

Libya'nın toprak bütünlüğü, Türkiye için hayati bir önem taşımakta, bu hususu asla unutmamak gerekir.

Dünya düzeni adlı kitabın yeniden yazıldığı bir dönemin içindeyiz.
Bunda savaşlar da olacak.

Ancak taraflar da olacak.

Benim gözlemlediğim kadarıyla, Türkiye şimdiye dek, hangi taraf ile birlikte hareket ettiğini net olarak ortaya koymadı.

Dolayısıyla, birbiri ile savaşan ABD, derin ABD, evanjelistler, Neoconlar, Soros, Rockefeller ve Rothschild ailesi ile Çin ve İngiltere, yani kraliçenin ortak hem hedefi halindeyiz hem de kazanılması mutlak bir partner pozisyonunda.

Ve her taraf, kendi tarafına çekmek için kah kirli siyaseti uyguluyor, kah başımıza bela ötüyor, kah ise dostane girişimlerde bulunuyor.

Ancak, herkes için geçerli olan kural, bizim için on kat daha geçerli:

Her taraf olan, bertaraf olur.

Ayasofya hamlesi ile, hristiyan dünyasının, özellikle de Ortodoks dünyasının bize hiç de dostane bakmadığı belli.

Önemli olan, diğer hristiyan aleminin bu acı ilacı ne kadar yutmaya hazır olduklarıdır.

Tahmin edebiliyorum ki Sayın Erdoğan, stratejisini nihayi olarak belirlemek için, ABD seçimlerinin sonuçlarını beklemesidir.

Geleneksel olarak, ABD, iki dönem Cumhuriyetçiler tarafından, iki dönem de Demokratlar tarafından yönetilmesidir.

Hoş sistem aynı, değişen tek şeyse, Başkanların kravatlarının rengidir.

Çünkü Cumhuriyetçiler gelir, iki dönem dünyanın anasını ağlatır, sonra da demokratlar gelir, şamar oğlanına dönenlerin başlarını okşarlar.
Çıkarları doğrultusunda hiçbir sapma olmaz.

Ancak bu kez bir Trump gerçeği var.
Karşısında çok geniş bir lobi var, üstelik de George Floyd un ölümünden sonra bitmeyen bir kaos ortamı var.

Bundan dolayı Sayın Başkanın beklediğini, gelişmelere göre de refleks göstereceğini düşünüyorum.

Bu refleks, refleksler, sadece Dış siyaset ile de sınırlı kalmayacaktır.

Parti içinde, Bürokrasi de hükümette de köklü değişiklere, reformlara gidilecektir.

Bu esnada, dünya genelinde kopan fırtınalar da bir şekle şemale girmiş olacaktır.

Evet Türkiye her taraf için mutlak kazanılması gereken bir partnerdir.

Sayın Erdoğan da bunun bilincinde ve rahatlı ile hareket etmekte.

Ancak rahatlık, rehavete dönerse, işimiz zor olur.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın