Murat Yılmaz

Murat Yılmaz

Vladimir Putin

Rusya’nın başında olan kişi. Dilerseniz biraz geçmişine, kim olduğuna, neden bu ve böyle olduğuna biraz bakalım. Tabii bu bir biyografi değil, daha çok bir değerlendirme. Maksat, güya yanımızda, aslında karşımızda olan bu Putin kim, onu biraz daha net anlamak!
Vladimir Putin
Putin, SSCB’nin hem en güçlü hem de çökmeye başladığı zamanlarda yaşamaya başladı.

Eski ismi Leningrad olan Sankt Petersburg da dünyaya geldi, üniversite dahil, tüm tahsilini de burada tamamladı.

Hukuk okudu ise de doktorasını ekonomi üzerine yaptı.

Putin tam bir Sovyetçidir, ancak komünist değildir.

Eski Sovyetler Birliği’nin dağılmasını, tarihin en büyük hatası olarak gören biridir. Komünist değildir, çünkü koyu bir Ortodoksdur.

Putinin en büyük düşü, bir KGB ajanı olmaktı.
Ama olamadı, yönetici kadrosunda yer aldı.

Hatta Sovyetler Birliği’nin çöküşüne kadar da Almanya istasyon şefliği yaptı.

Bu görevde SSCB’nin çöküşünü, ordunun açlığını ve çaresizliğini yaşadı.
Bu da onda ağır bir travma bıraktı ve inanılmaz bir hırs uyandırdı.

Eski Doğu Almanya da olan Kızıl Ordu, devletin iflası ve çöküşü ile resmen aç kalmıştı.
O kadar ki, ordu envanterini satmak zorunda kalmışlardı.

Öyle sadece iki çizme, şapka değil.

Top, tüfek, tank, silah, mermi, ne varsa satmaya başlamışlardı.

Bu durum Putin için çok ağır bir durumdu.
Çünkü çocukluğu, SSCB de geçmiş, Rusya’nın gücüne alışmış ve her gün, her derste, hatta okul dışı etkinliklerde dahi, beyinleri doktrin ve ideolojik dersler ile tıkanmıştı.

Şimdi ise Glasnost ve Preistoyka vardı.
Çünkü zaten yaralı olan Rus ayısı, Ronald Reaganın oynadığı oyuna kanmış, tuzağa düşmüş ve en nihayetinde ise öldürücü darbeyi almıştı.

Eski SSCB ve Varşova Paktı tam bir güç vakumu yaşıyordu ve gelecek epey bir muğlaktı.

Putin hırslandı.
Hatta tüm Batı dünyasına derin bir nefret beslemeye başladı.
Eminim ki, bu nefret bugün dahi bir nebze olsun dinmedi.

KGB, iyi bir gizli servisti, iyi de bir ekol.

Bu ekolün en önemli dersi ise %100’lük vatanseverlik.
Bunun uğrunda ise her şeyi mübah görmektir.

Bu sadece KGB için de geçerli değildir.
Dünyanın her ülkesinde, istihbarat birimlerinin görevlileri, vatanları uğruna kendilerinden bile vazgeçebilen insanlardan seçilirler.

Putin, bir Sovyetçi, aşırı milliyetçi, şovenist bir maçodur.

Şu an bile en büyük destekçileri, “Gece Kurtları” isimli aşırı Rusçu hatta paramiliter bir motorsiklet gurubudur.

Bu gurup, Ukrayna’da -kendi paraları ile aldıkları silah, mühimmat ve ekipmanlar ile – gönüllü savaşçılardır.

Putin, bunların başkanlarına devlet onur madalyası bile tevdi etmiştir.

SSCB’nin acı çöküşüne şahit olmuş, ama asla hazmedemeyen Putin, memleketine geri dönerek, o zamanın tüm eski KGB yöneticileri gibi, yeni zenginlerin (oligarkların), yörüngesinde, lokal siyasete başladı.

Boris Jeltsine, Gorbatçov’u yedirtti.
Onun güdümünde, Sankt Petersburg Belediyesinde onu sürekli yukarılara taşıyanları, birer birer bertaraf ederek, devlet kademesine girmeyi başardı.

Onun için büyük bir hayali yine Jeltsin zamanında gerçekleşti.

Rusya’nın yeni istihbarat servisi FSB’yi kurdu ve ilk Başkanı oldu.

Bu gücü kullanarak, oligarklara verebileceği kadar yol verdi.
Servetlerine, servet kattılar.

Putin ise Başbakan oldu.

Çeçen gurupların ‘saldırıları’ da o tarihte başladı.
Şu meşhur site baskını….
Devletin tüm sertliği ile büyük sivil kayıpları ile biten ve hiçbir zaman aydınlanamayan bu saldırı, Putin’in iktidarına gereken desteği verdi.

Ve Putin, hayatına katkı sağlayan herkese yaptığını, oligarklara yaptı.
Ellerindeki servetleri alarak devletleştirdi, kendilerini de hapise attı.

Medvedyev, Putin’in jokeri.

Ve ne hikmetse, şimdiye kadar yok etmediği tek yardımcısı.

Batının Putin hakkındaki düşünceleri, son senerlerde radikal değişti.

Eski Alman şansöylesi Schröder, Putin’in dostlarından birisi.
Bugün Schröder Gazprom şirketinin CEO’su ise bunun tek sebebi Putinin dostluğudur.

O zamanlar, Almanlar da Putin’e sempati duymuşlardı ise Ukrayna olayı onlara çok feci bir ters köşe etkisi yaptı.

O gündür bugündür Putin, AB ve Almanya için ‘manyak’ sıralamasında.

Ve Putinin asla öngörülmez biri olduğunu, Avrupa’da hemen her siyasi ve gazeteci zikretmekte.

Bu tam olarak da böyle.

Putin bir istihbaratçı!
Yani asla duygusal davranmayan, gerçek duygu ve düşüncelerini çok iyi gizleyebilen bir kişilik.

En dost dediği insanın, bir sonraki hamle ile sırtını hançerleyebilen, bunu yaparken de gözünü dahi kırpmayan, vicdanı olmayan, damarlarında kan yerine buzlu su dolaştıran bir adam.

Kısacası çok tehlikeli bir karşıt, ama çok daha tehlikeli bir dost.

Ülkesinin menfaati için, dağlar kadar insan cesedini bile duygusuz çiğneyebilecek bir karaktere sahiptir.

Ve Türkiye şu anda pek çok meselede, Rusya ile hem aynı safta hem de ve de aslen karşı karşıyadır.

Eminim ki, bu gerçekleri benim kadar aciz birisi biliyor ise Devletimiz, hayli hayli biliyor ve adımlarını ona göre atıyordur.

Evet tarihte de Rusya ile büyük sorunlar yaşadık.

Lakin şunu idrak edelim ki, tarihin en tehlikeli Rus’u ile de karşı karşıyayız.

Ve biz, akılcı davranmaz isek, duygusallık ile hareket etmez de tamamen kazan/kazan bazını gözetmek isek, işte bu Putinin Rusyası, bizim başımıza telafisi çok zor sorunlar açacaktır.

Putin için, Rusya’dan başka ülke yoktur.

Yeni yaptığı iç siyasi hamleler ile de adım adım diktatörlüğe yürümektedir.

Gerek Suriye’de gerekse Libya’da, Vladimir Putin, asla güvenilmeyecek, ama yabana da atılmayacak bir aktördür.

Tek sorulması gereken soru şudur:

Putin, Suriye’ye ne kadar destek vermeye hazır?

Çünkü Suriye rejimi, Rus hava Kuvvetleri olmadan, karada ise İran’ın desteği olmadan bir hiçtir.


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın