23.04.2019 02:19

Yüksek gerilim!

Yüksek gerilim!

Meseleyi süslü cümleler ile şirinleştirmenin hiç anlamı yok. Ortam barut fıçısı misali. Havadaki yüksek gerilim, neredeyse gözle görülür biçimde hissettiriyor kendini.

İnsanlar gergin, sinirler harap olmuş vaziyette. Toplum vicdanı çok ama çok rahatsız.

Bir yandan Gezi Parkı vandallığı, 17/25 ve 15 Temmuz’un hatıraları ve travmaları daha taptaze hatıralar da yerini koruyor iken, 31 Mart seçim kumpasındaki aleni yolsuzluk, hukuk tanımazlık, evet, malum %50’yi ekstra bir gerdi!

Üstüne de maalesef dört şehidin haberi geldi.

Yetmedi, Kılıçdaroğlu’nun provokasyonu ve sonrasında gelişen olaylar iyice toplumu gerdi.

Yay gergin. Toz koptu kopacak.

Ve bir de kafa karışıklığı var işin içinde, o da Sayın Erdoğan’ın tüm bu süreç içinde alışılmışın dışında derin sessizliği.

Evet, oturup seyredecek, herkesin eteklerindeki taşları sayacak, ona göre birtakım kararlar verecek. 

Eyvallah!

Ancak bu son iki günde yaşananlar, artık sükuneti bitirmek zorunda.

Zorunda çünkü, bu kez o bile %50’ye hulul edemeyecek.

Nedenleri çok basit.

Ortada, bilerek icra edilen bir provokasyon var. İstenmediği halde bir cenazeye inat ile katılmak isteyen bir CHP Genel Başkanı.

Üstelik böylesi bir ortamda, üstelik çelenklerine bile tahammül gösterilmediği, aynı safta durmaktan ise töreni terk eden şehid yakınlarının olduğunu bile bile.

Üstelik, Koruma Daire Başkanlığı’na tek bir bilgi bile vermeden.

Şimdi kimse kalkıp bana sakın: “Niyeti iyiydi, acılarını paylaşmak istedi” falan demesin.

Bu düşüncede olan biri YPG için, “Vatanını Savunan Yurtseverler” benzetmesini yapmaz!

“PKK neden silah bıraksın” diye geri zekalı bir soruyu sormaz!

Sorarsa da şehid cenazesine gitmez!

Ha, yapılan doğrumuydu? Elbette değildi. 

Ancak burada da CHP’nin bir çifte standardı yok mu? Var.

Bu devletin iki Bakanı, Sayın Bozdağ ve Sayın Yıldız yumruklandığında, CHP buna “demokratik tepkilerini ortaya koymuşlardır” diyecek kadar alçalmıştı!

Şimdi, 77 yaşında bir adam, bir kardeşini şehid vermiş, bir de yeğeni şehid olmuş. Yani bu aile bu vatana diyetini fazlası ile ve kanla, canla ödemiş.

Ciğeri bin parça olan bu adamcağızın sinirleri bozulmuş, bir anlık fevri bir davranışta bulunmuş.

E o zaman, yine CHP mantığı ile bu da bir demokratik tepki olmuyor mu?

Yani saldırgan CHP’li olunca demokrasi, saldırılan CHP’li olunca anarşi mi oluyor?

Bu ara Ömer Çelik’in ihraç açıklaması da AK Partisi gönüllülerini oldukça sinirlendirdi.

Bir bakın bakalım, CHP kendi militanlarını ihraç etmiş mi? Yoksa herşeye rağmen koruyup kollamış mı? Yanaklarından öpmüş mü?

Adam satmakta bizimkilerin üstüne yok. 

Yalnız Ömer Bey, yarın dizi savunacak gönüllüleri de mum ile ararsınız. Benden demesi!!!

Ben bu ülke de bir “Lex CHP”, yani sadece CHP’ye ait bir kanun olduğunu bugüne kadar bilmiyordum, böylesi bir şey de zaten olamaz.

Ve yine bir yandan, 71 Yaşında Ahmet Türk’ü sağlık sorunları nedeniyle serbest bırakan, ama aynı Ahmet Türk’ün Belediye Başkanı olacak kadar sağlıklı olduğu görmeyen, FETÖ’cü eski ÖSYM müdürünü serbest bırakan, ancak iki şehid yakını 77 yaşındaki bir adamcağıza, azılı suçlu gibi kelepçe takan ve tutuklayan da bir adalet teşkilatımız var bizim.

Kılıçdaroğlu, aslında insanlık peşinde olsaydı, acı paylaşmak niyetinde olsaydı, şikayetçi olmazdı! 

Ama nerde onda bu erdem, nerde vakurluluk. 

Kamu vicdanı bunlara akıl, sır erdiremiyor. İşin kötü tarafı anlatamıyorsun da çünkü savunulacak hiçbir yanı kalmadı.

YSK süreci uzatmakla da yanan ateşe yağ dökmekte. 
 
İstanbul seçimlerinin iptalinden başka çıkacak her karar, sadece ebedi bir şaibe bırakacak ve hatta ortalığı daha da gerecektir diye düşünüyorum.

Ve elbette Canan Kaftancıoğlu!

Hayırdır?
Bu ne azim?
Bu ne koltuk merakı!?!

Mazbatayı kucaklayan o.

İmamoğlu’nun saniye yanından ayrılmayan yine o.

Türkiye Cumhuriyeti’nin kanunlarında seçimde aday olmayıp, sonradan eş başkan gibi davranmak diye bir şey de yok.

Ve hiçbir selayeti ve yetkisi olmayan bu kadın, her yerde! Ve her yerde İmamoğlu’nun dibinde!

Yoksa İmamoğlu vitrin, asıl Başkan kendisi mi?

Çünkü kendi çıksaydı, bu kadar kirli bir militan geçmişi ile çeyrek domuz yiyen kocası, kindar yetiştirdiği kızı ile hiçbir şansı olmayacaktı.

Ve bu kadın, paravan Başkan olmaktan başka, bir de çok güzel toplum geriyor. Tehditler savuruyor, hakaretler yağdırıyor.

Şimdi de kendi kolluk kuvvetleri kurmaktan bahsetmekte. Hoş zaten kurdu da!

Bu alenen suçtur!

Halkı anarşiye teşvik etmektir.

Zira bu ülkede kolluk kuvvetleri kurmak yetkisi sadece ve sadece Devletin elindedir! 

Kimse kusura bakmasın, ama bu kadının yediği haltlar çoktan boyunu aştı.

Hiçbir dokunulmazlığı, zırhı olmayan bu kadın, tüm bu provokasyonları neyine, kime güvenerek yapıyor acaba? 

Bu ülkenin savcıları ne yapar? Neden hiç kimse suç duyurusunda bulunmaz? 

AK Partisi çatısı altında hiç mi hukukçu yok?

Bunlara neden tahammül ediliyor? 

Belli ki Kaftancıoğlu’nun tıpkı Genel Başkanı gibi, tek niyeti ortalığı birbirine katmak, provokasyon yapmak. 

Bir patlama olmaması için, acilen birtakım şeylerin acilen yapılması şart.

İlk olarak 77 yaşında ve iki şehidin yakını olan adamcağızın, tutuksuz yargılanması sağlanmalıdır.

YSK, çok acil bir şekilde karar verip, İstanbul seçimlerini iptal ederek Haziran da yeniden seçime gitmelidir.

Tabii, hırsızlık ile hile ile elde edilen mazbatanın da iptal edilmesi şarttır. 

Sayın Erdoğan suskunluğunu bozarak, toplum vicdanını rahatlatacak birtakım açıklamalar yapmalıdır.

Kılıçdaroğlu’ndan şikayetini geri çekme erdemini beklemek naiflik olur. 

Bunlar çok seri bir şekilde olmazsa toplumun gideceği yer, pek de hayırlı bir yer değil gibi görünüyor. 


Bir diğer yazımızda buluşmak ümidi ve dua ile Vesselam