Bu dizi değil, toplumsal tahribattır!
Televizyon ekranlarında her geçen gün bir yenisi eklenen “reyting uğruna her şey mubah” anlayışının en son ve en vahim örneği, Kanal D ekranlarında pazartesi akşamları yayınlanan Uzak Şehir adlı dizidir. Artık “dizi” demeye insanın dili varmıyor. Çünkü ortada ne sanatsal bir kaygı ne toplumsal bir sorumluluk ne de ahlaki bir sınır kalmıştır. Bu yapım, adeta Türk aile yapısını hedef alan, milli ve manevi değerleri sistematik biçimde aşındıran bir ekran sabotajına dönüşmüştür.
Soruyoruz:
Bu ülkenin televizyonları ne zaman bu kadar sorumsuzlaştı?
Ne zaman çocukların masumiyeti reyting uğruna kurban edildi?
Ne zaman ahlaksızlık “özgürlük”, çarpıklık “normal”, yozlaşma ise “sanat” diye pazarlanır oldu?
AİLE YAPISI YOK, AHLAK SINIRI YOK, UTANMA DUYGUSU HİÇ YOK!
Uzak Şehir dizisi, başından bu yana izleyiciye sunduğu içeriklerle bir aile dizisi değil, tam anlamıyla bir ilişki karmaşası bataklığıdır. Kim kimin eşi, kim kimin sevgilisi, kim kimin çocuğunun babası belli değildir. Abiyle evlenen kadının kardeşle evlenmesi, başkasının nikâhlı eşiyken başka birinden çocuk beklemesi, herkesin herkesle bir şekilde ilişkilendirilmesi…
Bu nasıl bir senaryodur?
Bu nasıl bir “hikâye anlatımıdır”?
Bu, toplumun hangi gerçeğini yansıtmaktadır?
Türkiye’nin hangi şehrinde, hangi mahallesinde, hangi aile yapısında bu kadar çarpık ilişki normal kabul ediliyor? Yoksa amaç toplumu anlatmak değil, toplumu dönüştürmek midir?
ÇOCUĞU RAKI MASASINA OTURTMAK SANAT DEĞİLDİR, SKANDALDIR!
Ve artık gelinen nokta, “bu kadarı da olmaz” dedirten bir ahlaki çöküş sahnesidir.
Son bölümde yayınlanan sahne…
Küçük yaşta bir çocuk, rakı masasına oturtuluyor.
Yetmiyor, bu bir sahne olarak planlanıyor.
Yetmiyor, çekiliyor.
Yetmiyor, montajlanıyor.
Yetmiyor, denetimden geçiyor.
Ve yetmiyor… prime-time kuşağında milyonların gözü önünde yayınlanıyor!
Bir çocukla içki masasını aynı kareye sokmak neyin mesajıdır?
Bu sahneyle ne anlatılmak istenmektedir?
Çocuklara “içki kültürü” mü aşılanmaktadır?
Yoksa “normalleştirme” adı altında bilinçli bir algı operasyonu mu yürütülmektedir?
Bu sahne masum değildir.
Bu sahne “hikâye gereği” diye geçiştirilemez.
Bu sahne, çocuk istismarının görsel ve zihinsel bir biçimidir.
RTÜK NEREDE? YOKSA YİNE ÜÇ MAYMUN MU?
Buradan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’na (RTÜK) sormak zorundayız:
Bu sahneyi izlediniz mi?
İzlediyseniz, nasıl sessiz kalabildiniz?
İzlemediyseniz, neden o koltuklarda oturuyorsunuz?
RTÜK’ün görevi sadece ceza kesmek değildir. RTÜK’ün görevi, toplumu, aileyi ve özellikle çocukları korumaktır. Ancak ne yazık ki RTÜK, yıllardır aynı refleksi göstermektedir: Tepki büyümeden sessizlik, infial olduktan sonra göstermelik açıklamalar…
Bu millet artık “inceleme başlatıldı” cümlesine inanmıyor.
Bu millet, net duruş istiyor.
Bu millet, kararlılık istiyor.
YAPIMCILAR, SENARİSTLER VE KANALLAR: HEPİNİZ SORUMLUSUNUZ
Bu rezaletin sorumlusu sadece bir sahne değildir.
Bu rezaletin sorumlusu sadece bir senarist değildir.
Bu rezaletin sorumluları:
-Senaryoyu yazanlar,
-Sahneyi çekenler,
-Onaylayanlar,
-Yayınlayanlar,
-Ve buna göz yumanlardır.
Hiç kimse sorumluluktan kaçamaz.
“Biz sadece dizi yapıyoruz” demek artık kurtarmıyor.
Çünkü siz sadece dizi yapmıyorsunuz, toplumsal algı inşa ediyorsunuz.
REYTİNG PUTU İÇİN KURBAN EDİLEN DEĞERLER
Bugün televizyon ekranlarında bir put vardır: Reyting!
Bu putun önünde her şey kurban edilmektedir:
-Ahlak,
-Aile,
-Çocuk,
-Değerler,
-Kültür,
-İnanç…
Daha çok izlenmek uğruna daha fazla yozlaşma, daha fazla çarpıklık, daha fazla sınır ihlali…
Ama unutulan bir şey var:
Bu toplumun da bir sabrı, bir vicdanı, bir kırmızı çizgisi vardır.
BU TOPLUM BU KADARINI HAK ETMİYOR
Kimse bu milleti aşağılayamaz.
Kimse bu toplumun değerleriyle alay edemez.
Kimse çocuklarımızı kendi karanlık senaryo dünyasına meze yapamaz.
Ekranlar serbestlik alanı değildir.
Televizyon, toplumu şekillendiren en güçlü araçlardan biridir.
Ve bu gücü sorumsuzca kullananlar, tarih önünde de, vicdanlarda da mahkûm olur.
SON SÖZ: BU SADECE BİR DİZİ MESELESİ DEĞİL
Bu mesele bir diziden ibaret değildir.
Bu mesele, hangi toplumda yaşamak istediğimizin meselesidir.
Eğer bugün susarsak,
Yarın daha kötüsüne hazır olalım.
Çocukların rakı masasında “normal” sayıldığı,
Ahlaksızlığın “özgürlük” diye pazarlandığı,
Aile kavramının alay konusu edildiği bir ekran düzenine teslim olmayacağız.
Bu bir uyarıdır.
Bu bir isyandır.
Bu bir vicdan çağrısıdır.
Ve herkes bilsin ki:
Bu toplum sahipsiz değildir.
Kalın Sağlıcakla….
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
