Siyasetin seviyesi düşerken ahlak nerede duracak?

Siyasetin seviyesi düşerken ahlak nerede duracak?

Türk siyaseti uzun yıllardır sert tartışmalara, ağır polemiklere, yüksek tansiyonlu demeçlere alışkın. Ancak son dönemde yaşananlar artık “siyasi rekabet” sınırlarını aşmış, doğrudan ahlak, edep ve toplumsal sorumluluk meselesine dönüşmüştür. Çünkü siyasetçinin dili bozulduğunda yalnızca üslup kirlenmez; toplumun ortak vicdanı da yara alır.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in son dönemde sergilediği tavırlar tam da bu kırılmanın somut örneği niteliğinde.

Bir belediye başkanı partisinden istifa etti diye, bir siyasi liderin ağza alınmayacak küfürler savurması hangi demokrasi anlayışıyla açıklanabilir? Hangi siyasi terbiye, hangi devlet ciddiyeti böyle bir dili meşru görebilir?

Siyaset elbette eleştiri yapar. Sert de konuşur. Ama hakaretle, küfürle, aşağılamayla yapılan siyaset; fikir üretmez, sadece seviye düşürür.

Hele ki ana muhalefet partisinin genel başkanlık koltuğunda oturan bir isimden bahsediyorsak, kullanılan her kelimenin ağırlığı iki kat artar. Çünkü o koltuk, öfke boşaltma makamı değil; topluma örnek olma makamıdır.

Fakat görünen o ki, Özgür Özel bu sorumluluğun farkında değil.

Bir yandan kürsülerde “ahlak”, “hukuk”, “adalet” nutukları atılırken, diğer yandan kendi partisi içindeki bir belediye başkanına sinkaflı ifadeler kullanmak, siyasetteki çifte standardın en net göstergesidir.

Peki aynı hassasiyeti kendi partisindeki skandallara karşı da gösterebiliyor mu?
Asıl mesele burada başlıyor.

Görele Belediye Başkanı Hasbi Dede’nin küçük bir kız çocuğuna taciz içerikli mesajlar attığı iddiasıyla tutuklanması, sadece bir adli vaka değil, aynı zamanda bir ahlak ve vicdan testidir. Böyle bir olay karşısında siyasetçinin susma lüksü yoktur. Topluma açık, net ve tavizsiz bir duruş sergilemek zorundadır.

Çünkü konu siyaset değil, çocukların güvenliğidir.
Konu parti değil, insanlıktır.

Ancak kamuoyu haklı olarak soruyor:
Özgür Özel bu konuda neden suskun?
Partisinden istifa eden bir isme karşı dakikalarca küfür edebilen bir genel başkan, konu çocuk istismarı iddiası olunca neden tek cümle kurmuyor?
Bu sessizlik tesadüf müdür, yoksa bilinçli bir tercih mi?
Eğer siyasetçi, rakiplerine karşı en ağır dili kullanırken, kendi içindeki ahlaki çöküşe göz yumuyorsa orada samimiyet kalmamıştır. Bu, siyasi ikiyüzlülüktür.

Toplum artık şunu net görmek istiyor:
Herkese aynı mesafede durabilen bir siyaset.
Suç kimden gelirse gelsin karşı çıkabilen bir duruş.
Partisine göre değil, vicdanına göre konuşan liderler.
Çünkü ahlak seçici olamaz.
Adalet parti rozeti taşımaz.
Çocukların korunması ideolojik tartışmalara kurban edilemez.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı olan şey daha çok bağıran, daha çok küfreden siyasetçiler değil; daha çok sorumluluk alan, daha çok utanabilen, daha çok hesap verebilen siyasetçilerdir.

Siyasetçinin ağzından çıkan söz, toplumun aynasıdır. O ayna kirlenirse, gençler de kirli bir dil öğrenir, kutuplaşma büyür, saygı kaybolur.

Küfürle siyaset yapılmaz. Tehdit diliyle demokrasi kurulmaz. Sessizlikle de ahlak savunulmaz.

Özgür Özel ve benzeri siyasetçilerin artık şunu anlaması gerekiyor:
Toplum sadece ne söylediğinize değil, nerede sustuğunuza da bakıyor.

Eğer gerçekten “temiz siyaset” iddiası varsa, önce kendi evinizin önünü süpüreceksiniz.
Önce kendi partinizdeki yanlışlara karşı konuşacaksınız.
Önce çocukların yanında duracaksınız.

Aksi halde yapılan her konuşma, atılan her slogan sadece hamasi bir gösteriden ibaret kalır.
Türkiye’nin siyasette seviyeye, nezakete ve en önemlisi ahlaka ihtiyacı var.
Çünkü edep kaybolduğunda siyaset sadece gürültüden ibaret kalır.
Ve gürültü, hiçbir zaman adalet üretmez.

Kalın Sağlıcakla…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları