Siyasette hafıza ve vakar: Dünle yüzleşmeden bugüne ahlak dersi verilmez

Siyasette hafıza ve vakar: Dünle yüzleşmeden bugüne ahlak dersi verilmez

Siyasetin bir ahlakı, bir omurgası, bir hafızası olmalı. Dün söylediklerinle bugün söylediklerin arasında uçurum varsa; dün savunduklarını bugün inkâr ediyor, dün yerden yere vurduklarına bugün methiyeler diziyorsan; kusura bakma ama orada siyaset değil, savrulma vardır.

Uzun süredir kamuoyunda sert çıkışlarıyla gündeme gelen Cemal Enginyurt, yine benzer bir üslup ve benzer bir saldırganlıkla konuşuyor. Özellikle son günlerde, CHP oylarıyla seçilip farklı partilere geçen milletvekilleri üzerinden belediye başkanlarını ve çeşitli siyasi isimleri hedef alan açıklamalar yapıyor. “Siyasi ahlak”, “seçmenin iradesi”, “emanete sahip çıkmak” gibi kavramları diline dolayarak adeta bir etik bekçisi rolüne soyunuyor.

İnsan ister istemez soruyor:
Ey Cemal Enginyurt, sen gökten zembille mi indin?

Sen yıllarca Milliyetçi Hareket Partisi saflarında siyaset yapmadın mı? O partinin milletvekilliğini üstlenmedin mi? Dün uğruna en sert cümleleri kurduğun siyasi hareketlerle bugün yan yana gelmekten imtina etmiyorsan, başkalarına “siyasi sadakat” dersi verme hakkını kendinde nasıl buluyorsun?

Siyasetçinin hafızası olmazsa, milletin hafızası vardır. Daha düne kadar bugün birlikte yol yürüdüğün isimlere en ağır sözleri söyleyen sen değil miydin? Özellikle CHP Genel Başkanı Özgür Özel hakkında kullandığın ifadeler hâlâ arşivlerde duruyor. O gün hakaret ettiklerinle bugün aynı siyasi zeminde duruyorsan, en azından çıkıp “Evet, dün yanıldım” deme erdemini göstermen gerekmez mi?

Siyaset; öfke boşaltma alanı değildir. Siyaset; mikrofonu eline alıp önüne gelene bağırma sanatı hiç değildir. Siyaset, temsil makamıdır. Temsil ettiğin kitleye karşı sorumluluğun vardır. Kullandığın her kelime, sadece seni değil; o kürsüyü, o Meclis’i ve o makamı da temsil eder.

Oysa Cemal Enginyurt’un siyaset tarzına baktığımızda, sürekli bir gerilim, sürekli bir saldırganlık ve sürekli bir hakaret dili görüyoruz. Bu üslup yeni de değil. Hafızalarımızı biraz yokladığımızda, 2000 yılında Milliyetçi Hareket Partisi içindeki cumhurbaşkanı adaylığı tartışmaları sırasında yaşananlar hâlâ zihinlerde. O dönem devlet bakanı olan merhum Sadi Somuncuoğlu’na yönelik saldırgan tavırlar, siyaset tarihine kara bir leke olarak geçmişti. Parti içi bir tartışmanın fiziki gerilime dönüşmesi, siyasetin nasıl çirkinleşebileceğinin en somut örneklerinden biriydi.

Şimdi soruyorum: Dün kendi partisinin adayına karşı bu denli sert ve fiili bir tavır sergileyen bir siyasetçinin, bugün başkalarına “parti disiplini” ve “sadakat” dersi vermesi ne kadar inandırıcıdır?

Siyasetin bir edebi, bir adabı vardır. Eleştiri elbette yapılır. Hatta sert eleştiri de yapılır. Ama eleştiri ile hakaret arasındaki çizgi bellidir. Üslup, insanın aynasıdır. Sürekli bağıran, sürekli suçlayan, sürekli aşağılayan bir dil; haklı olduğu konularda bile insanı haksız duruma düşürür.

Ben daha önce de yazdım: Cemal Enginyurt gibilerin üslubu yüzünden siyasetten tiksinmeye başlayan geniş bir kitle var. İnsanlar artık fikir duymak istiyor, proje duymak istiyor, vizyon görmek istiyor. Kimin kime ne dediğini değil; ülkenin sorunlarına ne çözüm önerildiğini duymak istiyor. Ama biz ne görüyoruz? Sürekli polemik, sürekli sataşma, sürekli kişiselleştirme…

Siyasetçinin bir duruşu olur. Duruş; rüzgâra göre yön değiştirmek değildir. Duruş; dün söylediğinin arkasında durabilmektir. Duruş; hatanı kabul edebilmek, gerektiğinde özür dileyebilmektir. Duruş; üslubuna hâkim olabilmektir.

Eğer bugün CHP oylarıyla seçilip başka partilere geçen vekiller üzerinden bir “ahlak” tartışması yürütülecekse, bu tartışma herkesi kapsamalıdır. Dün başka partilerin listelerinden seçilip bugün farklı siyasi kulvarlarda yürüyen herkes için aynı ölçü geçerli olmalıdır. Aksi takdirde bu, ilkesel bir duruş değil; konjonktürel bir öfke gösterisi olur.

Toplum artık bağıran siyasetçi değil, inşa eden siyasetçi görmek istiyor. Hakaret eden değil, ikna eden siyasetçi görmek istiyor. Siyaseti kişisel hırsların arenası olmaktan çıkarıp milletin meselelerinin konuşulduğu bir zemine taşıyacak bir anlayışa ihtiyaç var.

Ve açık konuşayım: Eğer siyaset bu seviyede devam edecekse, sadece bir kişiden değil; bu dili normalleştiren herkesten dolayı toplum siyasetten soğuyacaktır. Çünkü siyaset güven ister, ciddiyet ister vakar ister.

Vakarın olmadığı yerde ise sadece gürültü vardır. Gürültü çok çıkar ama hiçbir sorunu çözmez.


Kalın Sağlıcakla…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları