11.12.2018 23:36 Güncelleme Tarihi: 16.12.2018 05:04

​Anıt ağaçlar

​Anıt ağaçlar

Doğduğumuzda ağaçları görürüz. Onlarla yaşarız, mezarlarımızda bile ağaçlar vardır.

İçlerinde öyleleri var ki diğerlerinden çok farklı nitelik kazanmışlardır. Şekli, göğüs çapı, boyu, görüntüsü, yaşı, heybeti ve itibarı ile akranlarından hemen ayrılır. Onlar ölümsüzlüğü, güç ve huzuru simgeler.

Anadolu’da sıkça karşılarız onlarla. Bir caminin avlusunda, bir mezarlıkta, bir cadde kenarında, bir köy meydanında, bir tepe üstünde ve genellikle yapayalnız…

Yaşadıkları yüzyıllar içerisinde tüm olumsuz koşullara direnme iradesi göstermiş ve var olabilmiş birkaç nesil insan varlığı ve tarihine şahitlik etmiş ağaçlardır “anıt ağaçlar.” Belki birkaç nesil daha şahitliğe devam edeceklerdir, kim bilir? Onları korumak yaşamlarını sürdürmelerine yardımcı olmak her şeyden önce bir insanlık borcudur.

Yaşadığı süre içerisinde bulunduğu yöre halkı üzerinde, tarihi, kültürel ve folklorik olumlu ya da olumsuz derin izler bırakan, efsanelere konu olmuş,  gelecek kuşaklara taşınması gereken değerlerdir.

Anıt ağaçların kültürel ve mistik yönlerini incelediğimizde çok eski devirlere dayandığını görüyoruz. Anıtsal niteliği taşıyan ağaçların önemli bir bölümü günümüze kadar yaşayabilme, korunabilme şansını kilise, camii, mescit ve türbe, saray ve köşk bahçesi gibi kutsal ve mistik mekanlarda yer almalarına borçludur. Örneğin Kahramanmaraş’ta Kale Köyü Mezarlığı’nda bulunan 40-50 metre boy ve 100 – 160 santimetre çaplı 90 adet ağacın oluşturduğu anıt sedir meşceresi varlığını Kasım Dede adıyla anılan bir yatıra borçludur.

Yine İstanbul’un Fethi’nden sonra Sümbül Efendi Dergâhı (Kocamustafa Paşa-İstanbul) olarak bilinen eski manastırdaki bir servi ağacının ne kadar kutsal olduğu kendisini ziyaret eden binlerce insandan anlaşılmaktadır.

Lübnan’da Bischerre Köyü civarındaki sedir orman içinde bugün yaşı 3000 yılın üzerinde olan dev bir sedir bulunmaktadır. Yöre halkı tarafından “Allah’ın Sediri” adıyla anılan bu ağacın oradaki tüm sedir ormanlarının atası olduğuna inanıldığı için, hemen yakınındaki tapınaklarda görevli rahipler kimi ayinlerini bu anıt ağacın altında yapmaktadır.

Doğayı tam anlamı ile korumuş olsaydık. 500 – 600 yaşlarında çam ve çınar ağaçlarından oluşan harika ormanlarımız olacaktı. 

Anıt ağaçların yaşayan varlıklar oluşu, bu doğa harikalarını daha çok korunmaya muhtaç hale getirmektedir. Ülkemiz ormanları uzun zamandan beri aşırı derecede tahribata uğramış olmasına rağmen anıtsal nitelik taşıyan ağaç ve orman parçaları yönünden yine de zengindir.

İnsan ve doğanın tarihine tanıklık eden bu değerlerin bilimsel olarak tespit ve tescil edilerek koruma altına alınması gerekir.

Anıt ağaç ve ağaç toplumlarının, “tabiat anıtları” içinde kendine özgü bir ayrıcalığı vardır, çünkü onlar canlıdır. İnsanlarda bambaşka duygular çağrıştırır. Anıt ağaçlar, hastalandığında tedavi edilebilir. Fakat onu yok ettiğiniz zaman bir daha geri getiremezsiniz, onarıp gelecek nesillere bırakmak şansınız yoktur. Bu nedenle tabiat anıtı ve anıt ağacın değerini bilmeli ve onları bütün varlığı ile korumalıyız.