07.07.2018 13:16 Güncelleme Tarihi: 07.07.2018 13:40 18729 Okunma

Ülkücü harekette bir Şehzade..

Ülkücü harekette bir Şehzade..

Çok Değerli Dostlarım ve Okuyucularım, 24 Haziran seçimlerinden sonra siyasi partilerimizi kendi yorumumuzla kaleme almaya devam ediyoruz.

Önceki yazımda sizlere ana muhalefet partisi CHP hakkındaki yorumlarımı yazmıştım, eksiklerini ve önerilerimizi dile getirmiştim. Bugün ise sizlere MHP yani Milliyetçi Hareket Partisi ile ilgili bir yazı kaleme almak istedim.

Daha doğrusu sizlere Ülkücü Hareketle ilgili unutamadığım bir anımı anlatmak istiyorum. Benim üç hilal taşıyan bu partiyle tanışmam 1974, yani Türkiye’ye ilk gelişimiz. Tabi ki o yıllarda tek kelime Türkçe bilmiyordum, bunun etkisi ve yaşımın da küçük olması nedeniyle sağ-sol siyasi meselelere hakim değildim. Sonraki yıllarda yavaş yavaş MHP’yi tanımaya başladım. Bu yakınlıkta en önemli etken benim Türkiye’ye gelmemi ve burda okumamı ısrarla isteyen, Osmanlı sevgisini içinde taşıyan, tarihçi, yazar ve yayınevi sahibi olan, aynı zamanda sayın Başbuğ Türkeş’in de yakın arkadaşlarından olan çok değerli bir profesördür.

İşte o yıllarda ben temelli olarak Türkiye’ye geldiğimde bu bahsettiğim dostlarımız bizlere Türkiye’de kol kanat germiş, her zaman desteklerini esirgememişlerdir. Sonrasında Türkiyede okul yıllarım başlamıştır. Sizlere bu dönemden biraz bahsetmek istiyorum. Sene 1975, ilk- orta sınıfa girme senem. Tek kelime Türkçem yoktu. Bu okulda toplam 6 yıl okudum bunun üç yılı yatılıydı. Liseye geçtiğimde ise ailem Türkiye’ye temelli geldiği için artık evden okula gidip geliyordum. Lise 1.sınıfa geldiğimde ise yavaş yavaş siyasi konuları, sağ-sol meselelerini anlamaya başlamıştım. Okulumuz çok renkli bir siyasi yelpazeye sahipti, farklı siyasi görüşlere sahip öğretmenlerimiz vardı. Mesela tarihçimiz MSP (Milli Selamet Partisi) ki o zamanlar arkadaşlarla aramızda “Hoca’nın Partisi” derdik, edebiyat hocamız koyu Atatürkçü, İngilizce öğretmenimiz solcu, matematik ve fizik hocalarımız ise tam bir Osmanlı aşığı idiler.

Bunların içinde benim için yeri çok özel bir hocamız vardı ki Allah rahmet eylesin O’nun dersini bütün arkadaşlar “keşke her gün olsa da dinlesek“ derdik. Biyoloji dersimize giren Enver Ören Hocamızdı bu. Ders bittiğinde iki saat etüt vardı ve bu dersler için dışarıdan son sınıf edebiyat, hukuk ve siyasalda okuyan abilerimiz gelirlerdi. Biz o iki saatte onlarla birlikte ders çalışır ve bazen de siyasetten konuşurduk. Sonradan öğrendik ki o zaman okulumuza gelen etüt hocalarımız meğer bizim okulu ve bölgeyi solculardan, komünistlerden koruyan bir ekipmiş. Hatta “bu okulda bir şehzade okuyor“ diye çok daha fazla önem göstermeye başlamışlardı. Gün geçtikçe etüt hocalarımızın sayısı artmaya başladı, bana karşı müthiş bir saygıları vardı, yemekler ısmarlıyor, ikramlarda bulunuyor hatta eve kadar refakat ediyor yalnız bırakmıyorlardı.

Yani dostlarım çok sonradan öğrendim ki ülkücü kardeşlerimiz abilerimiz beni koruma altına almışlardı. O dönem lise son sınıfta ise beni okul başkanı seçen gene onlardı. Okulda Ülkücüleri temsilen okul başkanı olmuştum. Bu benim için gurur verici bir durumdu. Unutamadığım hatıralardan biridir. O yıllarda yanı başımızda Yavuz Selim İmam Hatip Lisesi vardı ve çoğunluk milli görüş düşüncesi hakimdi. Bizim okul ise yukarıda bahsettiğim gibi çoğunluk ülkücü görüş ağırlıklıydı, bulunduğumuz bölge geneli ise dev-sol, ve komünist görüşlü. Okulumuz mimlenmişti ve bu dev-solcular geceleri gelip okul duvarına slogan yazarlardı, biz de her iki günde bir bu yazıları temizlerdik.

Başkan olduğum için arkadaşları topladım ve bir karar aldık. Her gün iki öğrenci okulda kalacak nöbet tutacaktı ama bu, iki öğrenci ile hallolabilecek bir şey değildi. Aklıma yandaki İmam Hatip Lisesi ile konuşmak geldi. Fakat bazı MHP’li hocalarım ve etüt abilerim buna karşı geldiler ”bunlar bizi sevmez, pek ilgileneceklerini sanmıyoruz” dediler. Ama ben şansımı denemekte kararlıydım. O okula gittim müdürle ve okul başkanıyla tanıştım, kendimi tanıttım ve durumu anlatıp bize yardım edip, edemeyeceklerini sordum. Orda yardım edeceklerine dair sözler aldım. Sözlerinde de durdular bize öğrenci gönderdiler ve nöbeti on öğrenci olarak tuttuk.

İşte orda ilk kez farklı siyasi görüşü birleştirmenin, bir şeyler başarmanın gururunu yaşadım.

Ve ilk defa ülkücü ve milli görüşçü kardeşlerimizle birlikte o okulda dev-solcu ve komünistlere karşı mücadele verdik. Sonrasında bu kardeşlik örnek oldu ve diğer bölgelerde de devam etti. Yani bu fakir kardeşiniz, bu işin öncüsü olmuştu.

Yıl 1980 Türkiye’de darbe olmuş sağ-sol diye bir şey kalmamış dengeler değişmişti. Zaten bu kadar siyasetin içinde olmam babamı da rahatsız etmişti. Sebebi ise o yıllarda ben hala Suriye vatandaşıydım ve daha Türk vatandaşı olamamıştım. Bu nedenle biraz daha bu konulardan uzak kalmamı istiyordu. Evet dostlarım benim MHP ile bağım o dönemlerde başlamıştır. Yani bizim bu ülkeye gelişimizi isteyen, bizi koruma altına alan, destek olan ülkücü kardeşlerimizdir. Onlara her zaman şükranlarımı iletiyorum. Ülkücü Hareket bu ülkeye lazımdır ve her zaman lazım olacaktır. Onlar bu ülkenin emniyet sibobudur. Bugün meclise baktığımızda MHP 49 milletvekili ile kilit parti haline gelmiştir. Kim ne derse desin, yok “barajı geçemeyecek” yok “MHP bitti” yok “MHP devletin partisidir” gibi söylemlere aldırmayın MHP milletin partisidir. İnşallah mecliste çok iyi çalışmalar yapacaklarına eminiz.

Allah muvaffak etsin ve Sayın devlet büyüğümüz Devlet Bahçeli Bey’e uzun ömürler versin. Allah’a emanet olunuz.