İran Savaşı ve kazandığını sanırken aslında büyük kaybedenler kimler?
Amerika ve İsrail’in İran’la Savaşı…
-An itibariyle bitti mi?
Belli değil.
-Ateşkes var mı?
Belli değil.
-Hürmüz Boğazı’ndan tanker geçişi var mı?
Hem var hem yok veya neye inanacağımızı bilmiyoruz.
-Kim kimi vuruyor veya aslında vuruyor denilen kimler vuruluyor yahut da kim nereleri vuruyor veya vurdu gibi yapıyor?
Bilmiyoruz/Belli değil.
-Bu savaş konseptinde Trump mı kötü, Netenyahu mu kötü yoksa Mollalar Rejimi mi kötü? Yahut da hangisi daha az kötü?
Aslında belli değil ama kimin algı operasyonu galip geliyorsa veya kötüye dair yerleşik inancımız bizi nereye savurursa; ona göre “falanca daha kötü, filanca en kötü” sınıflandırması yapıyoruz.
İşin gerçeği ise al birini vur ötekine.
Durum, üç ülkenin oluşturduğu bir sac ayağı durumu…
Bu noktada sorulması gereken doğru soru şu:
Dini bile farklı bu üç ülke tarafından karartılan Basra Körfezi ve puslandırılan Hürmüz Boğazı’nda oynadığı ve bütün dünyanın temaşa ettiği bu oyunun asıl etkisi nedir?
Cevap; Küresel belirsizlik…
Arkadaşlar,
Belirsizlik, korku/kaygı ve ümitsizlik üretir.
Ümitsizlik öfke doğurur.
Öfke, nefret ve isyanı getirir.
Son kertede ise korkunun attıramayacağı adım, aştıramayacağı çizgi yoktur.
Şu anda cümle alemin halet-i ruhiyesi allak bullak! En güçlü ülkeler hatta savaşın tarafı olan ülkeler ve halkları bile ne olacağına dair hiç bir fikir sahibi değiller.
Şimdi sade ve yalın bir dille bir realiteyi ortaya koyalım:
1- Artık gün gibi ortaya çıkan bir Yeni Dünya Düzeni Süreci var.
2- Dünyayı kevgir gibi karıştıran dini/siyasi/ideolojik soslu dört baş belası fraksiyon var: Neoconlar, Evanjelistler, Siyonistler ve bu üçlünün dünyayı karıştırmasına zemin hazırlama görevini ifa eden; düşman görünümlü ama aslında belanın dördüncüsü Mollalar Rejimi…
3- Bu baş belası dörtlünün temsilcisi ülkeler şunlar: Amerika/İsrail ve İran.
4- Formula-1 yarışı metaforu yapar ve bu baş belası dörtlüyü pit ekibi olarak görürsek; bunların aracını süren üç de pilot var.
Netenyahu, Trump, Hamaney veya dini liderlik...
Arkadaşlar!
Şimdi biraz geriye gidelim:
Bundan yaklaşık 8-9 yıl önceki yazılarımda, yönetim merkezi Amerika olan Güç ve Akıl Sahipleri arasında Yeni Dünya Düzeni Kitabının Uygulama Bölümüyle ilgili ihtilaf yaşandığını ve hatta kanlı bir mücadelenin olduğunu söylemiştim.
O kavganın tarafları kimlerdi diye sorarsanız; bir tarafta, rızaya dayalı bir imha ve yeni düzen inşasını savunan Merkeziyetçiler, diğer tarafta ise “Rızaya ne gerek! Vurup geçelim” diyen ve sadece sert gücü savunan Siyonize olmuş Evanjelik ve Neoconlar vardı.
Bu kavga, Merkeziyetçilerin akılcı/akıllı stratejisi sayesinde son buldu.
Neydi bu strateji?
Yukarıda bahsettiğim küresel baş belaları Siyonist-Evanjelik ve Neoconların, Mollalar Rejimi/Şii terörizasyon üzerinden agresif eylem yapmasına, yani sert güç kullanmasına müsaade edileceğini kabul etmek.
Aslına bakarsanız kabul etmiş görünmek…
Sonra ne oldu?
Uzlaşıldı ve bu kesimlerin desteğini alan Netenyahu İsrail’de, Trump Amerika’da başa geçti.
Sonra?
İran’da, bu kesimlerin uyuyan hücreleri harekete geçirilerek Mollalar Rejimine saldırı zemini hazırlatılmaya başlandı ve en nihayetinde yaklaşık 2 ay önce başlayan savaş ve bugünkü “Küresel belirsizlik/öngörülmezlik” tablosu oraya çıktı.
10 yıllık, bu geçmiş hatırlatmasından sonra yeniden günümüze gelelim:
İsrail coğrafyası başta olmak üzere, Amerikan Yahudileri de dahil Siyonist olmayan ve dünyanın çok farklı yerlerinde yaşayan Yahudilerin kahir ekseriyeti, şimdilerde hangi grup ve hangi liderlerden nefret eder hale geldi?
Hatta Protestanlar ve Katolikler ve Müslümanlar?
Emin olun, dil ve mezhep farkı olmaksızın hemen herkesin antipati ve nefretini oluşturanlar şunlar:
Netenyahu/Trump/İran dini liderliği ve Evanjelist/Neocon/Siyonistler ve Şia inancını siyasi referans alan Mollalar Rejimi…
En çok öfkesi kabaran ve kızanlar ise Yahudiler ve daha çok diaspora Yahudileri…
70 yıldır nakış nakış işleyerek ve cansiperane çalışarak minimize ettikleri Antisemitizm/Yahudi düşmanlığı algısını, 70 ayda tersine çeviren ve sadece İslam coğrafya ve Müslüman halklarda değil; Hristiyan dünyasında da deprem etkisi oluşturan Netenyahu ve Trump’a çok ama çok kızgınlar!
Peki, bu esnada Güç ve Akıl Sahiplerinin Merkeziyetçileri ne yapıyor?
Bir taşla iki değil 12 kuş vurmanın keyfini çıkartıyor.
Hem istedikleri, planladıkları ve uygulamaya soktukları yeni dünya düzeni süreci tıkır tıkır işliyor, hem de aralarına almak zorunda kaldıkları Siyonistler ve Siyonize olmuş Neocon ve Evanjelikler küresel bazda kendi kendilerini kriminalize ederek küresel nefretin hedefi haline gelip; Merkeziyetçileri daha sempatik görünmesini sağlıyorlar.
Mesela; Beyaz Saray’da Trump’ı kutsayan Evanjelist ayin sizce boşuna mı bu kadar medyatize edildi?
Mesela; Trump’ın kendi sosyal medyasından, papa kıyafetli ve İsa kılığındaki fotoları boşuna mı cümle dünyaya gösterildi?
Mesela; Epstein Dosyaları boşuna mı gündeme getirildi?
Mesela; Amerikan medyasının önemli ismi Tucker Carlson boşuna mı Netenyahu ve Trump aleyhtarı oldu ve Amerika’nın Ulusal Terörle Mücadele Merkezi Direktörü Joe Kent kendi iradesiyle mi istifa edip Trump ve politikalarını eleştirmeye başladı?
O halde, Merkeziyetçilerin beş yıl önce iç kavgayı bitiren stratejileri neymiş?
Dostunu yakın tut ama düşmanını daha yakın.
Aklı bırakıp sadece güç diyenle kavgaya gerek yok. Kendi haline bırakınca zaten kendini bitirmesi kaçınılmazdır.
Tabi bu esnada, araya birkaç akıllı algı operasyonu da sokarsan; yeme de yanında yat!
Bu arada, “Devrim muhafızları Pezeşkiyan/Arakçi ve Galibaf’I ev hapsine mi aldı/darbe mi yaptı veya bilmem ne mi oldu” gibi haberlere de fazla takılmayın. Velev ki öyle olsa veya velev ki tersi olsa ve onlar devrim muhafızlarına darbe yapsa kaç yazar/ne yazar/ne değişir? İran bambaşka bir hüviyete mi bürünür yoksa savaş mı biter Allah aşkına?
Bu süreçte İran ve Türkiye’de konuya vakıf bazı araştırma şirketi ve analistler, savaşın bitmemesi veya barışın olmamasını Devrim Muhafızlarının ekonomik/siyasi ve yönetsel güç kaybı riski nedeniyle gösterdikleri dirence bağlayıp; ateşkes/barış görüşmelerine Devrim Muhafızlarından bazı güçlü isimlerin de çağrılması gereğine işaret ediyorlar…
Evet, görüntü böyle olabilir ama ben işin aslının böyle olmadığını ve asıl sebebin çok daha başka saikler olduğunu düşünüyorum.
Bu noktada söyleyeceğim en önemli şey şu:
Savaşı başlatan iradenin savaşın bitmesine dair belirlediği zamanlama…
İşte o zaman, Devrim Muhafızlarının da masada olması gerekiyorsa; emin olun masada olacaklardır.
Bir şey daha:
Güç ve Akıl Sahipleri, İran’ın Yenilikçileriyle de, Gelenekçileriyle de iletişim ve irtibat halindeler.
Hatta belki bu tespitim iddialı gelebilir ama Devrim Muhafızlarından bazı etkili isimlerle olan iletişim ve irtibatları, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve Pakistan’da ateşkes görüşmelere katılan Arakçi ve Galibaf’la olandan daha derin ve daha güçlüdür diyebilirim.
Sonuç:
“The Godfather/Baba” filminden bir simülasyon yaparsak;
Corleone ailesinde iki önemli konfigürasyon var.
Birincisi; Michael Corleone ve Tom Hagen’ın temsil ettiği ve kamuoyu algısını da dikkate alan “sabır/akıl/güç ve zamanlama” şeklinde vücut bulan diplomatik strateji.
İkincisi; Sonny’nin öfkesi, Fredo’nun silikliği, kızkardeş Connie’nin uydum akıllılığı şeklinde vücut bulan “sert güç her şeydir/pasiflik diplomasidir/akıl gereksizdir” yaklaşımıyla özetlenen strateji…
Hangisi kazandı?
Sonny kendini öldürttü, Fredo ihanetin bedelini ödedi, kız kardeş Connie aklını başına aldı ve Baba’nın emrine girdi…
Micheal ve Tom Hagen ise Corleone örgütünü kurumsal bir imparatorluğa evirdi…
Daha başka söze bir hacet var mı?
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.
