Yoksa insanlığın işi Allah’a mı kaldı acaba?
Birkaç yıldır dikkat ettiyseniz pek olumlu bir yazı yazıp; ümide dair bir şeyler söyleyemedim. Söyleyemiyorum maalesef…
İnsanlığa rahmet gibi lanse edilen yeni her bir keşfin; daha dumanı tüterken insanlığa tehlikesi konuşulmaya başlanıyor.
Siyasi/Ekonomik/Askeri savaşlar her geçen gün artıyor ve hatta daha kirli şekilde yayılıyor.
Gerek ülkeler bazlı ve gerekse de küresel adaletsizlikler ve güce dayalı hukuk pratikleri sanki orman kanunları uygulanırcasına arttıkça artıyor.
Müslüman da mustarip, Hristiyan da, Yahudi de…
Sadece gelişmekte olan ülkeler değil; gelişmiş/müreffeh dediğimiz ülkelerde bile gelir dağılımı bozuluyor; legal kartelleşmeler oluşuyor ve orta gelir grubu her geçen gün azalıyor!
Tekil bazda ülkeler, genel bağlamda ise tüm dünya bir avuç muhteris/maceraperest ve hunhar kibirlilerin elinde oyuncak gibi…
Misal:
Yapay Zeka dedik ve aklımızı tatile gönderip beynimizi yapay zekaya teslim ettik ama şimdi yapay zekanın karanlık/öngörülmez ve manipülatif iradesine esir olmak tehlikesiyle karşı karşıyayız…
Trump denen/Putin denen/Netanyahu denen/Şinping denen/Modi denen/Prens Salman denen/Sisi denen/Ayetullah Müçteba denen kerameti kendinden menkul muhterisler, kişisel ihtirasları uğruna dünyayı ateşe vermekten imtina etmez tavırlarını, yaktıkları vahşi/cani/sınırsız savaşlarla sergilemekteler.
Laf zamanı, hepsinin dilinde adalet/insan hakları/özgürlükler veya kendi halklarını/devletlerini koruma güdülü meşruiyet sözleri ama eylemlerine bakınca, tamamen kişisel iktidar konsolidasyonu için insanlık vicdanı ve evrensel ahlakı hiç sayış…
Gücü yeten yetene… Altta kalanın canı çıksın mantalitesinin hakimiyeti…
Geçen gün zaman zaman bazı konularla alakalı “…sen ne düşünüyorsun peki?” dediğim bir kardeşimle sohbet ederken, Anadolu’da çok kullanılan ve beşerin çaresizliğini ifade eden “İşimiz Allah’a kaldı artık” deyiminden bahsetti.
Bir an içim ürperdi ve sözün mahiyetinin ağırlığını düşündüm!
Biraz daha açar mısın deyince; Nietzsche’nin “Zenginler ve güçlüler, fakirlere ve güçsüzlere Tanrı’dan başka bir şey bırakmadılar” sözünü hatırlatıp dedi ki:
“Abi,
Dünya, son 150 yılında Birinci ve İkinci Dünya Savaşı’na giderken ve savaş esnasında bile son 50 yılda yaşanan vahşeti yaşamadı. Üstelik öncekiler savaş sebebiyle olmuştu ama bugün olanlar, demokrasi libaslı liderlerin süslü laflarıyla Hitler’e/Musollini’ye/Stalin’e rahmet okutacak şekilde geldi, yaşandı, yaşatılıyor!”
Kardeşimiz bunları söyleyince gerçekten de başımı kaldırdım baktım ve başat ülke dediğimiz büyük ülke liderlerinin hem kendi halklarına hem de başka ülke ve halklara yaptıklarını görüp zaten farkındalık içinde kaygısal dikkat çektiğim zulümleri/insanlık suçlarını ve dünyanın kılcallarına kadar uzanan adaletsizlik ve ahlaksızlıkları bir kez daha müşahede ettim!
Tüm bunları düşünürken sohbet ettiğim kardeşimizin sesiyle kendime geldim:
“Abi!
1900’lü yılların başı… Öyle bir kan/gözyaşı/zulüm/adaletsizlik ve vicdansızlık yaşanıyor ki; adeta bir hercü merç yaşanıyor.
O yıllarda/1913 yılında tüm bunları gören-yaşayan Mehmet Akif insanlığın Allah’a sığınmaktan başka çaresinin kalmadığı bu çarnaçarlığa isyanını galiba “işimiz artık Allah’a kaldı” diye düşünmüş olmalı ki, şöyle ifade etmiş:
-O Mehmet Akif ki; hakiki bir iman sahibi, inandığı gibi yaşayan ve yaşadığı gibi inanan bir mütedeyyin-
“Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı?
Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!
Nûr istiyoruz; Sen bize yangın veriyorsun!
Yandık diyoruz; boğmaya kan gönderiyorsun!
Câni geziyor dipdiri; can vermede mâsûm!
Suç başkasınındır da; niçin başkası muhkûm?
Mâdem ki, ey adl-i İlâhi yakacaktın...
Yaksaydın ya melunları! Tuttun bizi yaktın!”
Kardeşimiz, benim de çok büyük saygı duyup her daim rahmet dilediğim Akif’in bu mısralarını sıraladıkça; yerel/genel, ülkesel/evrensel olaylar bir film şeridi gibi gözümün önünden geçmeye başladı.
Kendi kendime düşünüp dedim ki;
Eğer Merhum Akif, 1913’lü yıllarda yaşananlar muvacehesinde bunları söylediyse; bugün yaşasa ve insana/insanlığa yaşatılanları görseydi acaba ne söylerdi veya Rabbimize nasıl bir yakarış yahut de muhavere içine girerdi?
Ki, hele bir de bugün yaşanan vahşetin ve yaşatılan insaniyetsizliğin insaniyet kılıfıyla sunumunu ve daha ziyadeliğini de hesaba katarsak; galiba “sözün bittiği nokta” der; “adaletsizlik ve ahlaksızlığın” vahşet boyutuna gelmiş bu sınırsızlığına benim bile söyleyecek sözü kalmamış derdi!
Sonuç:
Arkadaşlar!
İnsanlığın gittiği yol yol değil; gidişat hayra alamet hiç değil!
Müslümanı da/Hristiyanı da/Yahudisi de adeta Yaratıcının gazabına davetiye çıkartıp; İlahi gazabın tezahürü için yapılması gereken her türlü azgınlığı yapmaktan imtina etmiyor!
Ya, gerçekten aklım almıyor; yoksa, gücü ele geçiren bu insanlar -haşa- Kudret-i Mutlak Rabbimizin kudretinin azaldığını mı sanıyor da; bu kadar azgınlaşabiliyor?
Valla benim sözüm bitti arkadaşlar; doğrusu ne diyeceğimi bilemez haldeyim.
Kimin söylediğini bilmediğim ama her kim söylemişse çok güzel söylenmiş şu sözlerle yazımı bitireyim:
“İnsanın insana yaptığını kimse yapmaz.
Bunca acı ve gözyaşı... Neymiş; onun tarafı kazanacakmış.
Hiç kimse kazanmayacak! Toz olup gideceksiniz! Kimse bizleri hatırlamayacak.
Mezarınızı bile en fazla 3 nesil ziyarete gelecek.
Sonra orada da otlar bitecek. Kimse kazanmayacak...”
Bir sonraki Bir Portre yazımızda buluşmak ümidi ile Allah'a emanet olun sevgili okurlar.
Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.