Türkiye toplumunda rezillikle vezirlik arası bıçak sırtı kadardır

Türkiye toplumunda rezillikle vezirlik arası bıçak sırtı kadardır

Türkiye toplumu…
Öyle bir paradoksal dilemmatize özelliğe sahip ki; belki de başka hiçbir toplumda bu kadar genelleşmiş ve gelenekleşmiş halini göremezsiniz.
—Kahir ekseriyetin ahlakla işi olmaz…
Ama,
İdarecisinin ahlaklı olmasını ister…
—Kahir ekseriyetin azımsanmayacak bir ekseriyetinin, din ve ahlakla ilişkisi sadece sözeldir, teoriktir, retoriktir…
Ama,
İdarecisinin din ve ahlak kurallarına riayet etmesini ister…

Bu yaklaşım,
Hem kendi içlerinden seçtiklerine hem de seçtiklerinin seçip-atadığı bürokratlara karşı da geçerlidir.

Misal:
Kendisi,
Komşusunun tarlasından metre metre tırtıklamaya çalışır ama bir devlet müfettişinin/bir yargıcın kurşun kalem ve kağıt tasarrufuna şapka çıkartır.
Kendisi dinde yaya imanda piyadedir ama kaymakamının Cuma namazına gitmesinden büyük bir feyz alır.
Ve,
İlginç bir şekilde kendinden birini  -hatta iyi yalan söylediği için “tam siyasetçi olacak birisi” diye vasfettiği birini- siyasetçi seçer ama sonra da, seçtiği siyasetçinin haram-helal bilmesini ve ahlaklı davranış sergilemesini bekler!

Günümüze gelip,
Toplumsal bardağı taşıran Fon Dolandırıcılığı Skandalı’yla Ak Parti’nin neden baş edemediğine dönersek şu tespiti yapabiliriz:
Ak Parti ve iktidarı,
Dinsel ve ahlakî sahiciliğini ve üstünlüğünü kaybetti.
Bu ise,
Toplumsalda bir duvar oluşturdu:
İkna zorluğu duvarı…


Neden ve nasıl?

Bu toplum,
Düşünmeyi/akletmeyi/irade kullanmayı sevmez ve meşakkatli iş olarak görür.
Yalanı sevmez ama yalana inanmayı çok sever.
Bu yüzden,
Bürokrat ve siyasetçiden “iyi yalan” duymak ister. İster ki; mutmain olabilsin…
Onlar için,
Güzel yalan tadıyla kandırılmanın dayanılmaz cazibesi bambaşkadır…

Bu bağlamda değerlendirecek olursak:
Ak Parti’nin tabanı, -özellikle de kendini muhafazakar diye tanımlayan ama hassasiyeti kuvveden fiile pek geçmeyen kemik tabanı- iktidara opsiyonel bir Yalan Bardağı sunmuştu.
Setredici (filmli cam gibi) ve hatta absorbe edici (sünger gibi) özelliğe sahip bir bardak…
Birinci nesil iktidar sahipleri, bu bardağı zaruret anlarında büyük bir hassasiyetle ve gıdım gıdım kullandı.
Çünkü,
Biliyorlardı ki bardağın taşması felaket getirirdi…
Ama,
Anlaşılan ve görünen o ki,
İkinci-üçüncü nesil iktidar mahdumları son yıllarda bu bardağa hoyratca ve nihayetsizmişcesine öyle çok başvurdu ki; bardağın içini göstermeyen koyu renk film ve sünger gibi emici özellik aşındı yalama oldu…
İşte,
Bu Fon Dolandırıcılığı Skandalı ise,
Toplumsalın, hassaten de AK Parti’nin teoride dinî duyarlıklı ama pratikte zayıf hassasiyetli tabanının iktidara sunmuş olduğu bu yalan bardağının içindeki kazuratın görünmesine ve dolayısıyla da taşmasına sebebiyet verdi!

O yüzden,
Bu defa Erdoğan’ın işinin çok zor olduğunu söylüyor,
Ve,
Bilindik “kriz yönetme yöntemlerinin” bu defa pek bir başarı getirmeyeceğini düşünüyorum.
Sanki,
Teyemmüm bozuldu gibi…

Muhafazakarlar bilir:
Adam, susuz bir yerde eşeğiyle yolculuk etmekte… Bir ağaç gölgesinde dinlenirken eşek kaçar… Tabi üzerindeki suyla beraber…
Ama,
Namaz vakti de girmiştir; su yok ki abdest alabilsin…
Mütedeyyin vatandaş ne yapsın; “İki darp bir niyet” der, teyemmüm alır. (Suyun olmadığı bir yerde temiz bir toprağa ellerini sürerek hükmi bir abdest alma)
Tam namaza duracak; o esnada, kendisi görünmese de eşek anırır…
Adamı alır bir düşünce; eşek anırdı acaba teyemmüm bozuldu mu?

Teşbihte hata olmaz kabilinden;
Teyemmüm yapan muhafazakar iktidarsa, abdest suyunu da üstünde taşıyan eşeğin anırması Fon Dolandırıcılığı Skandalı’dır denebilir.
İktidarın açmazı da aynen bu anekdottaki gibi;
Eşeğin sesini duymazdan gelip namaza mı duracak,
Yoksa,
Eşeği aramaya gidip namaz vaktini mi kaçıracak?
Ya da,
Teyemmümle namaza dursa; “madem eşeğin sesini duydun; neden aramadın” diye abdestini sorgulayanlara ne diyecek?
Veya,
Eşeği aramaya gitse; ya eşek daha uzağa kaçarsa yahut bulsa bile ya üstündeki yükle beraber suyu da bir yerlere atmışsa?

Ezcümle:
Paradokssal dilemmatik bir toplum, an gelir idarecisinin paradoksal dilemmatik halini iyot gibi ortaya saçar!
Ne demişti Rahmetli Demirel?
Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulamaz! Siyasette dün dündür, bugün de bugün!

Tüm bu yazdıklarımdan sonra,
Güncel bir tespit ve değerlendirmeyle yazıyı bitiriyorum:
Tespit şu:
Emeklilerin durumunu iyileştirme hamlesi…
Değerlendirmem şu:
Hamle, iktidarın siyasal stratejisi açısından bence doğru…
Kimileri,
Bu hamleyi bir “erken seçim” sinyali gibi değerlendirse de; ben, bu yaklaşıma itibar etmiyor; hamlenin, kesinlikle skandal örtücü bir branda olarak kullanıldığını düşünüyorum.
Eğer,
Dolandırıcılık Skandalı mağdurlarının parasını da reele yakın şekilde verirlerse kısa vadede maksatları hasıl olabilir.
Neden?
Çünkü,
“Yeter ki benim param ödensin veya bir emekli olarak benim durumum düzelsin; gerisinden bana ne! Yargılanmışlar yargılanmamışlar kimin umurunda!” yaklaşımı bizim milli zihniyetimizdir!
Neden?
Çünkü biz, “Bana değmeyen yılan bin yaşasın/Bal tutan parmağını yalar/Çalıyor ama çalışıyor” zihniyetiyle gelenek oluşturup avuç ovuşturan bir topluluğuz!
İktidarın bence tek problematiği şu:
Kendileri açısından doğru olan bu stratejiyi ne kadar doğru yürütüp ne kadar ikna edici olup olamayacakları…

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları