Borsada milyarlar dönerken kimse mi görmedi?

Borsada milyarlar dönerken kimse mi görmedi?

Türkiye bugünlerde sermaye piyasalarında yaşanan son derece ciddi bir fon tartışmasını konuşuyor.
Ben meseleye yalnızca “Kim ne kadar para kazandı, kim gözaltına alındı, kim hakkında soruşturma açıldı?” diye bakmıyorum.

Benim asıl sorduğum soru çok daha basit:
Bütün bunlar olurken denetim mekanizması neredeydi?
Çünkü sermaye piyasası sıradan bir ticaret alanı değildir. Burada milyonlarca insanın tasarrufu, emeklinin birikimi, çalışanın alın teri, şirketlerin sermayesi ve en önemlisi ülkenin finans sistemine duyulan güven vardır.

Bugün SPK'nın kendi açıklamasından öğreniyoruz ki bazı yatırım fonlarının, özellikle fiili dolaşım oranı düşük hisselerde, şirketlerin ekonomik gerçekliği ve temel finansal büyüklükleriyle açıklanamayacak fiyat hareketlerine neden olduğu 2025 yılının son çeyreğinde gözlemlenmiş.

İşte tam burada soruyorum:
-Madem görülmüştü, neden daha erken ve daha sert müdahale edilmedi?
-Madem bazı hisselerde ekonomik gerçeklikle açıklanamayan hareketler vardı, bu işlemler neden anında mercek altına alınmadı?
-Madem risk biliniyordu, neden mesele yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendiren büyüklüğe ulaşıncaya kadar sistem çalışmaya devam etti?
Bunlar cevap verilmesi gereken sorulardır.

SPK'nın 17 Eylül 2026 tarihli kararları sonucunda 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verildi. SPK'nın açıkladığı resmi rakama göre bu fonlarda 455 bin 758 tekil yatırımcı bulunuyor.
Bu küçümsenecek bir rakam değildir.
Üstelik uluslararası basına yansıyan verilere göre tasfiye kapsamındaki fonların büyüklüğü 18 milyar doların üzerindeydi.

Şimdi vatandaş doğal olarak soruyor:
Bu büyüklüğe ulaşan yapı dün mü ortaya çıktı?
Hayır.

Borsada milyonlarca liralık değil, milyarlarca liralık pozisyonlar oluşturuluyor. Düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde olağan dışı fiyat hareketleri meydana geliyor. Fonların portföyleri büyüyor. Para bir fondan diğerine, hisseden fona, fondan finansal sisteme hareket ediyor.

Bütün bunların elektronik ortamda kayıt altında olduğu bir çağdayız.
O halde “gözden kaçtı” açıklaması kamuoyunu tatmin etmeye yetmez.
Çünkü SPK'nın asli görevlerinden biri zaten sermaye piyasasının etkin, dürüst ve güvenilir işleyişini bozucu işlemleri denetlemek ve gerektiğinde önleyici tedbir almaktır.
Dolayısıyla burada yalnızca suç işlediği iddia edilen kişilerin kim olduğuna değil, denetimin zamanlamasına ve etkinliğine de bakılmalıdır.

Savcılık ve MASAK bugün önemli bir soruşturma yürütüyor. MASAK'ın incelemesinde ilgili şirketlerde görev yapmış veya halen görev yapan 117 yöneticinin finansal hareketlerinin incelendiği, ayrıca 21 Eylül itibarıyla yaklaşık 2,5 milyar liralık işlem teşebbüsünün durdurulduğu bildirildi.
Bunlar devletin harekete geçtiğini gösteren önemli gelişmelerdir.

Ama ben başka bir şey söylüyorum:
Devlet yalnızca olay ortaya çıktıktan sonra güçlü olmamalıdır; olay büyümeden önce de güçlü olmalıdır.

Denetimin esas anlamı budur.

Bir ülkede vatandaş geçim sıkıntısıyla mücadele ederken; emekli maaşını, işçi ücretini, esnaf kirasını hesap ederken, sermaye piyasalarında ekonomik gerçeklikle açıklanamayan fiyat hareketleri üzerinden olağanüstü kazançlar sağlandığı iddiaları varsa bunun üzerine sonuna kadar gidilmelidir.

Burada mesele zenginlik düşmanlığı değildir.
İnsan para kazanabilir.
Fon yönetebilir.
Borsada yatırım yapabilir.
Milyarlarca liralık servete de sahip olabilir.
Ama bunun tek şartı vardır: Kurallar herkes için aynı olacak.

Üreten sanayici fabrikasını kuruyor, işçisinin maaşını ödüyor, SGK'sını, vergisini, elektriğini, finansman maliyetini karşılıyor; ihracat yapmak için dünya ile rekabet ediyor.
Esnaf sabah kepengini açıp akşama kadar mücadele ediyor.
Çalışan ay sonunda maaşını bekliyor.
O zaman sermaye piyasasında faaliyet gösterenlerin de aynı hukuk düzeninin içerisinde, şeffaf ve denetlenebilir biçimde hareket etmesi gerekir.
Birileri finansal sistemin açıklarını kullanarak olağan dışı kazanç elde etmişse bunun hesabı sorulmalıdır.

Fakat bununla da yetinilmemelidir.
O açığın nasıl oluştuğunun da hesabı sorulmalıdır.

-Kim denetlemekle görevliydi?
-Hangi kurum hangi tarihte neyi tespit etti?
-İlk olağan dışı işlem ne zaman görüldü?
-Risk görüldükten sonra hangi tedbirler alındı?
-Neden yeterli olmadı?
-Daha erken müdahale edilseydi bugün yaşananların ne kadarı önlenebilirdi?

Bence kamuoyunun bilmesi gereken asıl mesele budur.
Çünkü sermaye piyasasının temelinde para değil, güven vardır.

Bir vatandaş “Borsada kurallar herkese eşit uygulanıyor mu?” diye şüphe etmeye başladığı anda kaybedilen yalnızca onun parası değildir.

Devlete ve piyasaya duyulan güven de zarar görür.

Bu nedenle soruşturma kişilerle sınırlı kalmamalı; iddiaların yanı sıra denetim süreçleri ve kurumsal karar zinciri de şeffaf biçimde incelenmelidir.

Kim suç işlemişse bağımsız yargı ortaya çıkarsın.
Kim görevini yapmışsa hakkı teslim edilsin.
Ama kim görevini ihmal etmişse onun da sorumluluğu araştırılsın.

Çünkü vatandaşın sorduğu soru çok açık:
“Bu kadar büyük para hareket ederken gerçekten kimse görmedi mi?”

Ve bu soruya verilecek cevap, Türkiye sermaye piyasalarının geleceği açısından en az yürütülen soruşturma kadar önemlidir.

Yasal Uyarı : Yayınlanan köşe yazısı/haberin tüm hakları Gün Medya Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi köşe yazısı/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan köşe yazısı/haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir. Ayrıntılar için lütfen tıklayınız.

Yorum Yazın
islami sohbet
dini chat sohbet odaları